Siteyi kurarken, üç derdimiz vardı; bunu sağda solda da söylemiştik zaten. Biri, kendi aramızda yaptığımız muhabbeti internete taşımak, beş kişiyle yapmaktansa, birkaç bin beş kişiyle yapmaktı. İkincisi, dil veya kültür bariyeri yüzünden bazı bilgilere erişemeyen insanlar için köprü olmaktı. Üçüncüsü ise bizim sevdiğimiz, tükettiğimiz, tutkunu, geek’i olduğumuz şeylerin memleketteki üretimlerine omuz atmaktı. Bunun ışığında bir ton yerli yapım indie oyunu, müziği, animasyonu, grafik tasarımı sizlere aktardık bugüne kadar. Her biriyle ayrı gururlandık. Ama kimsenin gücüne gitmesin, ben hiçbirisini okurken, A’mâk-ı Hayal‘de hissettiklerimi yaşadığımı anımsamıyorum.

A’mâk-ı Hayal, Tuti Kitap etiketiyle basılan bir çizgi roman. İlk albümü, geçtiğimiz günlerde geçti elimize. Bir solukta okudum. Beni gerçekten etkileyen, bir noktada içime yer eden her şey gibi kendimi kısa süre sonra ismini internette aratırken buldum. Wiki’leri karıştırırken, geçmişini öğrenmeye çalışırken. Tam anlamıyla geek derken neyi kast ediyorsak, onu kaşıdı yani benm bünyemde bu kitap. Araştırtmasıyla, tetiklemesiyle ve en nihayetinde, tutup bana bir şeyler yazdırtmasıyla.

Amak-ı Hayal 1

İsmi belki bir ipucu vermiştir, ama vermemişse tekrar altını çizelim. A’mâk-ı Hayal, esasen 1910’da yazılmış bir kitap. Yazarı Ahmed Hilmi. Kendisi babasının görevi nedeniyle Şehbenderzade, doğum yeri nedeniyle de Filibeli olarak da biliniyor. Mektepli, mezun olduktan sonra da Duyûn-ı Umûmiye’de çalışıyor. Siyasi meselelere karışıyor, fikirleri nedeniyle Fizan’a sürülüyor. Orada tasavvufa, özellikle de Sufi anlayışının merkezinde duran Vahdet-i Vücud düşüncesine inancı koyulaşıyor. İstanbul’a döndükten sonra bu inançlarını gazetesinde yayılamaya başlıyor. Dönemin güç odaklarını eleştirmesi rahatsızlık yaratıyor, Ahmed Hilmi tekrar sürülüyor. 1914 yılında zehirlenerek ölüyor Ahmed Hilmi. Bu zehirlenme şaibeli mi, yoksa dönemin koşullarına istinaden mi; ona dair net bir bilgi yok internette. Acayip bir adam yani Ahmed Hilmi. Protest, eleştirel, tasavvufi ve bütün bunların birleşimi yüzünden başı dertten kurtulmamış bir adam.

Hikayeyi okurken de bunu hissediyorsunuz zaten. Osmanlı’nın son dönemlerini sadece mevcut iktidar partisinin çizmeye çalıştığı portreden tanıyanlar için, ciddi anlamda şaşırtıcı olacak; ama Meşrutiyet ve sonrası dönemini yakından takip edenler için hiç de garip gelmeyecek bir çeşitlilik var öyküde. Karşınıza çıkan en önemli şeylerden biri, gerçekten de Vahdet-i Vücud düşüncesi. Vahdet-i Vücud, varlığın birliği demek. Kabaca –ve yüzyıllar boyu pişmiş felsefi tartışmaları hadsizce kısaltarak– “yaradanla yaradılanın birliği” olarak özetleyebileceğimiz bir şey. Yaradan vardır, bizzat olmasa da, bilfiil her şeyin içindedir. A’mâk-ı Hayal, bunu yavaş yavaş kavrayan bir karakterin hikayesi.

Amak-ı Hayal 2

Yalnız, bu düşünce tarzı sadece Sufi felsefede var olan bir şey değil. İşte A’mâk-ı Hayal’in ayrıştığı nokta da bu zaten. Ahmed Hilmi, hikayesinde bu inanca sahip iki farklı felsefeyi, inanışı da ön plana çıkartmış. Budizm ve Zerdüştlük. Ve bunların geçtiği hikayeler, bir yandan Şehrazat hikayeleri kadar didaktikler, bölünmeleri ve çerçevelenmeleri bizim kültürümüze yakın motifler içeriyor; ama bir yandan da neredeyse destansı, biblikal bir sembolik haşmet var işin içerisinde. Ve bunu besleyen şeylerin başında da, Ahmed Hilmi’nin kelimeleri kadar, Mustafa A. Kara’nın çizimleri de var.

Evet, kitaptan bahsettik ekseriyetle, ama elbette elimizdeki şey bir çizgi roman. O kitabı bu çizgi romana uyarlama kararını veren ve bunu yapan kişi Mustafa Kara. Ve gerçekten de Raci’nin hikayesini muazzam bir şekilde uyarlamış. A’mâk-ı Hayal, ciddi anlamda kelime yoğunluğu yüksek bir iş aslında. Ve bu kelimelerini çoğunlukla karakterize ederek kullanıyor, sembolleştiriyor. Bu Türk diline çok da uygun olmayan bir şeydir. Anlamlar daha sert yapışır Türkçe’de kelimelere, onları direkt anlamları haricinde yeni bir şeyi sembolize ederken –bir karakter örneğin– görmek, yabancılamanıza sebep olabilir. Burada da, çok fazla detaya girmeden, bazı felsefi tabirlerin vücut bulduğuna şahit oluyorsunuz. Normalde bunların sizdeki inançsızlık duvarını kırması çok mümkün. Ama olmuyor.

Amak-ı Hayal 3

Çünkü Mustafa Kara’nın çizimleri, işe ilk önce hikayeyi içselleştirerek, sonra da sembolizmi sahiplenerek başlamış. O kadar samimi bir şekilde, hiçbir noktasında kendi açıklarının altında ezilmeden anlatıyor ki Kara Ahmed Hilmi’nin hikayesini; panel yerleşmi ve renkler öylesine kapsayıcı ki; hiçbir an kendinizi hikayenin dışında hissetmiyorsunuz. Durum böyle olunca da gerçekten söylenen şeylerin, kurulan bağlantıların, üzerine teati yapılan fikirlerin her zerresiyle bağlantı kurabiliyorsunuz. Ayaklarınız yerden kesiliyor işte o noktada da. Sayfaları çevirip, çevirirken küçük aydınlanmalar yaşıyorsunuz.

Buraya kadar adı konmadıysa, ben tekrar altını çizeyim: A’mâk-ı Hayal, son yıllarda gelen en özgün, en keyifli, en kafa açıcı çizgi romanlardan biri. Bunu bir milli gururla söylemiyorum. Bunu hakeza bir ülke sınırlandırması yaparak da söylemiyorum. Denk gelirseniz alın gibi bir cümlem de yok. Denk getirin. Gerçekten buna değecek acayiplikte bir iş zira…

Yazar

Geekyapar'ın yazı işleri şövalyesi. Uluslararası İlişkiler okudu, okula girmeden önce yaptığı işi yapıyor. Küçükken "Büyüyünce ne olmak istiyorsun?" diyenlere yazar diyordu. Tüm internette bulmak için: @acyberexile.

Bir Yorum Yazmak İster Misin?

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.