Geçen yaz bir dizi ile tanıştım. Bütün sezonlarını –ki bu durumda iki ediyor bu- izledikten sonra internette biraz araştırma yaptım. Sonra da dizinin üçüncü sezonunun asla gelmeyeceğini gördüm. Hatta Geekyapar! sitesinde bile bu dizi ile ilgili söz söylenmiş midir diye baktığımı hatırlıyorum. Komik bir biçimde bu sayfalarda yayınlanan tek şey bir hayranın dizinin iptal edilmemesi için kitle oluşturma amacıyla attığı e-posta ve şöyle bir haberdi. Kısacası bu diziyi izlemek için epey geç kalmıştım.

Böyle ölü hayran gruplarına dâhil olmak, bir partiye çok geç katılmak gibi bir şey. Her yer dağılmış, çerez kâselerinde sadece kabuk kalmış, kenarda biri uyukluyor. Geç kalmak tüm diziyi izlemeye, kitapları ve çizgi romanları okumaya engel mi peki? Hayır, benim için değildi, muhtemelen sizin için de değildir. Zaten bu yazıyı yazmamın sebebi de bu. Sizin de partiye geç kalmanızı sağlamak ya da kenarda uyuklayanları uyandırmak. Dirk Gently, ”underrated” kelimesinin ete kemiğe bürünmüş hali. Şaşırtıcı olan da bu ya. Douglas Adams’ın kitabından uyarlanan, başrolünde Elijah Wood bulunan bir projeden kimsenin haberinin olmaması çok garip değil mi?

Dizi, Douglas Adams’ın Dirk Gently’nin Holistik Dedektiflik Bürosu ve Ruhun Uzun Karanlık Çay Saati adlı iki kitaplık seriden uyarlanıyor. Tabii burada belirteyim, 2010 yılında BBC’nin çektiği diziyi değil, 2016’da BBC America’da yayınlanan diziden bahsediyorum. Dirk Gently, holistik bir dedektif. Holistik kelimesinin Türkçe karşılığı bütünsel. Yani kitabın başında birbirinden alakasız görünen, kafa karıştıran ne kadar detay varsa hepsi, hikâyenin sonunda bir bütüne bağlanıyor. Bu yüzden dedektifimiz ”Everything is connected!” diye bağırıp koşturuyor etrafta. Tam Douglas Adams’lık yani. Başta kafalar çorba oluyor tabii. Ancak Dirk Gently holistik bir dedektif olarak bazı önsezilere sahip ve bu şekilde genellikle beceriksizce ve oradan oraya sürüklenerek davalarını çözüyor.

Ancak kitaplarla dizi arasında devasa farklılıklar var. Dizinin yapımcısı Max Landis sadece temeli alıyor kitaptan, dizinin geçtiği zamandan karakterlere, mekandan olay örgüsüne kadar pek bir benzerliği yok kitapla dizinin. Bunu biraz Doctor Who’daki klasik seri ve modern seri ayrımı gibi düşünebilirsiniz. Kitaptaki dedektifimiz Dirk gıcık, kaba, daha yaşlı ve ahlaki olarak tartışılabilir bir karakter. Dizideki Dirk ise daha genç, tam bir aptal, aşırı iyi niyetli ve herkesle arkadaş olup hemen her maceraya atılabileceğini düşündüğü için gıcık biri. Onları karşılaştırmak, Birinci Doktor’la On Birinci Doktor’u karşılaştırmak gibi, bir noktada.

Çizgi romanlarda ise bu iki Dirk, birbirlerinin alternatif versiyonları olarak tanıtılıyor ve hatta karşılaşıyorlar. Bu paralel evrenlerden birinde Dirk, sıradan bir hayat yaşıyor. Üniversiteye kadar. Üniversitede ise önsezi yeteneklerinden faydalanmak isteyen arkadaşları ona para ve yemek karşılığı sürekli sınav sorularını soruyorlar. Kendisi de böyle bir fırsatı asla kaçırmayacak biri olduğundan tamam, diyor, oturuyor masaya, aklından ne geçerse yazıyor. Sonuç olarak virgülüne kadar aynı soruları tahmin ettiğinden okuldan atılıyor. Bunlar, kitapta gerçekleşenler.

Dizideki Dirk ise küçük yaşta CIA tarafından alıkoyulmuş ve üzerinde deney yapılmış biri. Tabii işi oradan oraya sürüklenip dava çözmek olan biri nasıl küçük bir hücrede yeteneğini sergileyebilir ki? Bu yüzden bir noktada CIA bu projeyi çöpe atıyor. Ancak bu tesiste kitaptan farklı olarak başka holistik meslekler de var: holistik bir aktör, holistik zihin vampirleri ve holistik bir katil gibi. Yani iki farklı evrendeki zaman çizgisi epey farklı. Ayrıca bu Dirk Amerika’ya taşınıyor, kitaptaki Dirk’ün yaşadığı maceraları ise geçmiş davaları olarak tanımlıyor.

Kitabı okurken arada bir Doctor Who romanı okuyormuş hissine kapılıyorsunuz. Özellikle de Profesör Chronotis’den dolayı. Shada, çekimleri asla tamamlanmayan bir Doctor Who hikâyesi, içinde de Profesör Chronotis isimli çok tonton ve sevimli bir karakter var. Üniversitesinde ikamet ettiği odası bir yanda Uğultulu Tepeler, bir yanda Yeni Başlayanlar İçin Tandoori Tavuk ve bir yanda da Gallifrey’in Muhterem ve Kadim Yasaları’nın bulunduğu karman çorman bir yer. Kendisinin Gallifrey’den emekli bir kütüphane görevlisi olduğunu düşününce bu çok garip değil. İlgi çekici bir karakter, Doktor ve Master’ın çocukluklarında da yer tutuyor.

Peki Shada ile ne alakası var konumuzun? Çok güzel kitap orası ayrı. Ama Shada ile Dirk Gently‘nin en büyük ortak noktası, neredeyse aynı karakteri bulunduruyor olmaları. (Öyleyse Doctor Who ve Dirk Gently aynı evrende geçiyor diyebilir miyiz?) Douglas Adams ‘Madem Shada çekilemiyor, ben de fikrimi yeniden kullanırım,’ diyor ve Profesör Chronotis’i geri döndürüyor. İkisinin de ortak noktası, ikisinin de unutkan yaşlılar olmalarından ötürü yaşadıkları odaların koca bir zaman  makinesi olduğunu unutmaları. Tabii ben bunu bilmediğimden ötürü kitabı okurken kendi zihnimden şüphe etmiş, karakterleri karıştırdığımı sanmıştım.

Neyse, diziye gelelim. Dizinin her sezonu farklı bir temaya sahip. Örneğin ilk sezonda zamanda yolculuk, kayıp bir çocuk, tarikatımsı bir örgüt, steampunk tarzda bir mucit, ruh emici gibi takılan ve her yeri kırıp geçiren üçlü bir arkadaş grubu, tamamen dizi için uydurulmuş bir tür zihin hastalığı var. En önemli karakterler arasında bir köpek balığı, bir kara kedi ve resimde gördüğünüz gibi tatlı bir köpeği sayabilirim.

Evet, hiçbir şey anlamadınız. Çok doğal. Emin olun Elijah Wood’un oynadığı Todd Brotzman da anlamıyor. Ama Dirk Gently hayatına girdiği anda her şey… Şaka şaka, o zaman da hiçbir şey açıklığa kavuşmuyor. Ama toplam 8 bölümcükten ibaret diziyi bitirdiğinizde, işte o zaman gerçekten her şey bütünsel bir biçimde bağlanmış oluyor. Size de ‘Haaaa, öyleymiş demek…’ diye başınızı sallamak düşüyor. Hem içinde güçlü kadın karakterlerden LGBT+ karakterlere, yeterli mizahi tondan daha karanlık ve aksiyonlu sahnelere kadar her şey var. Başlarda kafanızı karıştırsa da karakterler ve küçük görevlerle 8 bölümü sıkılmadan takip etmenizi de sağlıyor. Sonra da güzel bir arkası yarın ile 2. sezona atlamanızı sağlıyor.

İkinci sezon ise cep bir boyutta ortaçağ konseptli, büyücülü, krallıklı, CIA’den kaçmalı geçiyor. Yine her şey yerli yerine oturduğunda ise insan ortada kesinlikle yeni bir sezonun planlandığını tahmin edebiliyor. Tabii, artık öyle bir ihtimal yok. Reytingler düştüğünden iptal ediliyor dizi. Ama daha kötüsü, eğer bu dizinin başka bir platformda yayın hayatına devam etmesi konuşulsaydı bile ortada daha büyük bir sıkıntı var: Max Landis. Kendisi cinsel taciz ile suçlandığı için dizinin geri dönmesi gibi bir ihtimal yok diyebiliriz, kendisine destek olacak stüdyo bulması sizin de tahmin edeceğiniz üzere biraz zor olurmuş vaktinde. İki sezon ise şu anda orijinal etiketi altında Netflix’te. Böylece ‘Ne güzel diziymiş.’ diye başlayan yolculuk, yapımcıya küfürle son buluyor.

Sıra sizde, Dirk Gently‘yi izlediniz mi? Sizce nasıl bir dizi? Ya da neredeyse her formatta ürün vermiş olmasına rağmen neden bu kadar gölgelere karışmış bu dizi?

Yazar

İstanbul'da yaşıyor, buraya yazacak havalı bir şey de bulamadı. @charles_bourbaki

1 Yorum

  1. inceleme yazını okuyup izlemeye başladım an itibariyle de bitirdim bu kadar mükemmel bir dizinin 3.sezonunun olmaması çok üzücü bart’ ın ken’ i öldürdüğü sahneyi izlemeyi çok isterdim

Leave a Reply to . (@hammeyveler) Cancel reply

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.