DC’nin New 52 sonrası aldığı, her seride de kendini çok belli eden bir şey vardı. Orijin hikayelerini sabitleyip, tüm evrene soft bir reset attıktan sonra, tutarsızlıklar hiç olmasın istemişlerdi hiçbir seride. Yalnız bu sadece hikayesel bir tutarsızlık da değildi. Editöryal olarak, karakter gelişimi olarak, bir de çizim olarak DC’nin daha tekil bir dili olmasına karar vermişlerdi. Bunun sonucunda da tüm DC evreni, birkaç bağımsız Vertigo serisi haricinde, Jim Lee‘nin elinden çıkmış gibiydi. Bu karar çok tartışıldı, çok kızanı oldu, en sonunda da DC Haziran atılımıyla rafa kaldırdı bu konsepti. Artık yayın olarak daha Marvel‘a yaklaşacaklar, “herkes için bir şeyler” mantığıyla hareket edeceklerdi. Ben de buna çok sevinmiştim açıkçası…

Bu bağlamda ilk çıkan DC You sayıları içinde, en sevdiğimin New 52 statükosu hiç değişmemiş gibi davranan, çizim tarzını hiç değiştirmeyen ve Geoff Johns‘un elinden çıkan Justice League olması biraz garip mi sizce? Olabilir. Ama şu an, bu gariplik şunu söylemekten çekinmeme sebep olamayacak kadar küçük kalıyor Justice League #41’e olan sevgimin yanında: Bu sayı harika olmuş, muhteşem olmuş, acayip olmuş!

Justice League Darkseid War 1

New 52’da Justice League, Darkseid için bir araya gelmişti hatırlayacaksınız. Sonradan Justice League: War adı altında bir animasyon filme de konu olan ilk hikaye, baya övgü almıştı zamanında. Oradan buraya çok yol kat ettik, ama şimdi yine bir DC Comics yeniden yapılanmasında, yeni bir Justice League sayfasındayız ve karşımızda Darkseid var. Şimdiden söyleyip, aradan çıkartayım, bu hiçbir şekilde antika hissettirmiyor. Bilakis, Darkseid’ın ürkütücülüğünü, birkaç küçük dokunuşla çok güzel yedirmişler hikayeye. Öyle ki, sadece kahramanlarımıza yönelik tehdidi bizzat hissetmekle kalmıyorsunuz; ortamı biraz panik havası bile alıyor!

Peki nedir hikaye? Çok spoiler’a girmeden, şunu söylemek mümkün, Darkseid bir şekilde, geçen sefer ondan esirgenen şeyi almak, yani Dünya’yı kendi şeytan fabrikalarından birine dönüştürmek için bir çare bulmuş. Bu çareyi henüz biz bilmiyoruz, fakat bir isim üzerine şekillendiğinin farkındayız: Myrina Black. Zira Darkseid’ın ajanları, Dünya’ya inip adı Myrina Black olan herkesi öldürmeye başlıyorlar. Justice League’imiz de burada devreye giriyor.

Justice League Darkseid War 2

Kadro New 52’nın son nefesinde yaptığı değişikliklerin hiçbirini kaale almıyor; daha doğrusu, muhtemelen kendisini daha önceki bir döneme atmış vaziyette. Yani Batman hâlâ Bruce WayneSuperman’in kimliği açık edilmemiş, reform olmuş Lex Luthor ve Captain Cold hâlâ ana ekiple takılıyorlar. Bir de bunların yanında Shazam, Green Lantern, Jessica Cruz, Flash ve Cyborg var. Aquaman de kapakta var, hikayede hafiften adı geçiyor, ama kendisi bu sayı teşrif etmiyor. Bir de bunlara ek olarak, hikayenin son yapboz parçası olarak gelen Mister Miracle‘ımız var.

Bu kadronun Geoff Johns’ın ellerinde nelere kadir olduğunu zaten biliyoruz. Birbirleriyle olan dinamiklerini, yoldaşlıklarını, düşüncelerini o kadar hafif dokunuşlarla, o kadar tatlı vermiş ki deneyimli yazar, bu tat, bu doku o kadar tanıdık ki; resmen böyle uzun bir süreden sonra anneannenizin evine gidersiniz; orada bir koku vardır, burnunuza çarpar, bir anda küçücük bir çocuk olup muhallebinize falan gömülesiniz gelir ya? Öyle aşina, öyle samimi, öyle sıcak bir hissiyat yerleştirmiş Johns iskeletin içine.

Justice League Darkseid War 3

Üzerine de baya gerginlik dozu yüksek bir öykü yerleştirmesi, asıl takdire şayan taraf işte. Sadece Justice League’i o bilindik şekle sokmakla yetinmemiş, üzerine bir de çok tatlı ve başarılı bir aksiyon koymuş. Ben yine spoiler vermemeye gayret edeyim ama, şunu da söyleyeyim, daha destur diyemeden baya can yakmaya başlıyor Justice League #41. Hani biliyorsunuz, Bruce Wayne burada ölmeyecek neticesinde. Superman’in de kaderi belli. Ama yine de, moddan çıkmıyorsunuz. Sağlam çizimler, sağlam panel yerleşimi ve sağlam hikaye anlatımı sayesinde, gerginliğe ikna oluyorsunuz.

Laf arasındayken söyleyeyim, Midnighter, Batman Beyond ve yeni Superman hikayelerini de pek bir beğendim ben. Dahası, gelecek yeni seriler arasında da dört gözle beklediklerim var. Farklı farklı şeyler denesinler, gerek Gotham Academy‘deki çizim tarzı gibi, gerek Omega Men‘deki genel hava gibi farklı şeylere de yönelsinler istiyorum. Ama sanırım yine de, kalbimin bir köşesinde de o ikonik Justice League’in ayrı bir yeri var. Zira şu an itibariyle, resmi olarak ilan edebilirim, DC’nin en iyi serisi olmaya, en büyük aday bu!

Author

Geekyapar'ın yazı işleri şövalyesi. Uluslararası İlişkiler okudu, okula girmeden önce yaptığı işi yapıyor. Küçükken "Büyüyünce ne olmak istiyorsun?" diyenlere yazar diyordu. Tüm internette bulmak için: @acyberexile.

4 Comments

  1. Başlık ve yazarı görünce şaşıran bir tek ben mi varım ?

    • Oktay Sigirci Reply

      benin daha önce de bu site takip ediyordum ama ilk yorum bu oldu benin de şaşırdım:)

  2. Serkan Burak Aslan Reply

    uuu marvelboy, uuu yine dcyi kötülemiş. (eksik kalmasın abi, her yazının altına illa yazan oluyo. ayıptır)

Bir Yorum Yazmak İster Misin?

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.