Hegel bir yerde şöyle bir gözlemde bulunur: Bütün tarihsel büyük olaylar ve kişiler, hemen hemen iki kez yinelenir. Hegel eklemeyi unutmuş: İlkinde trajedi, ikincisinde komedi olarak”

                                                                                                              Karl Marx

Bu seferki çizgi roman yazımıza da Marx’tan alıntıyla başlayalım dedim. Birincide trajedi, ikincide komedi… Peki ihtimali çok küçük görülen bir olay aynı küçük kasabada 16 kez tekrarlanıyorsa ne diyeceğiz? İşte Nailbiter’da bunu çözmeye çalışıyoruz. Image Comics’in şimdilik 12 sayıdan oluşan bu görece yeni serisinde Buckaroo isimli küçük şirin bir kasabadayız. Kasabanın Amerikan tarihindeki en tehlikeli seri katillerden biri olan Edward “Nailbiter” Warren’ın doğduğu yer olmasının yanında bir özelliği daha var: Buckaroo 1969’dan beri 16 tehlikeli seri katile doğum yeri olmuş bir yer. Bu şüpheli durum olayların sadece üzücü bir trajedi olarak değerlendirilmesine pek tabii imkan tanımıyor.

Nailbiter’da NSA görevlisi Nicholas Finch’in Buckaroo’daki gizemi çözme sürecini takip ediyoruz. Finch sinirine kolay hakim olamayan, bu yüzden başına pek çok bela açan bir karakter; ancak diğer ajanlarda olmayan bir yetiye sahip: Finch bir işkence uzmanı.

Image Comics’ten yayınlanan Nailbiter’ın senaryosunu Joshua Williamson yazarken çizimler Mike Henderson tarafından yapılıyor. Seri hakkında yapılan genel benzetme “Twin Peaks’in Se7en ile buluşması” şeklinde. “Küçük kasabadaki büyük sır” meselesi dışında yoğun bir Twin Peaks dokusuna sahip olduğumuzu söyleyemeyiz, ancak Nailbiter karakterlerinden kasabanın en ünlü katili olan Edward Warren’a verdiği önem ile güçlü bir Silence of Lambs hissiyatını üzerinde barındırıyor. Finch ve kasaba şerifi Sharon Crane’in olayları aydınlatmak için Warren ile girdikleri zoraki ittifak akla doğal olarak Hannibal Lecter’ı getiriyor (ki seri de zaten bu benzerliği her fırsatta hatırlatacak referanslarda bulunmak konusunda bir sıkıntı yaşamıyor).

Açıkçası Joshua Williamson ve Mike Henderson’ı önceden takip etmediğim için eski işleriyle bir kıyaslamaya giremiyorum, ancak Nailbiter’ın gerek anlatı gerekse görsellik olarak gayet sürükleyici olduğunu söyleyebilirim. Seri kesinlikle sıkmıyor, verdiği referanslarla da sinemaseverlerin ilgisini hep yüksek tutmayı beceriyor. Ancak Marx alıntısı sizi yanıltmasın, kendimce komik bulduğum çok nokta olmasına rağmen Nailbiter bir mizah işi değil, gerilim ve aksiyonu iyi tutturmuş, hatta bazı yerlerde oldukça sinematik panelleri bile denemeye kalkmış (ve iyi kotarmış) ilginç bir macera. 12 sayı serinin nihai kalitesini özetlemek için yeterli değil ancak ne yaptığını bilen bir işe vakit harcandığı aşikar. Yeni bir seri denemek istiyorsanız Nailbiter’a şans verin,an itibariyle pişmanlık duymanıza sebep olacak bir durum söz konusu değil.

Yazar

Eskilerin dediği gibi: "You must gather your party before venturing forth"

2 Yorum

  1. Finch ve Warren’ın geçmişine gidildikçe daha da ilginç olacak gibi.Ayrıca isyan eden kilise cemaatini nasıl kullanacaklar merak ediyorum.

    • ilginç şeyler olmaya başladı, aztekler falan da olaya katılacak galiba. merak uyandırmayı biliyor bu seri.

Bir Yorum Yazmak İster Misin?

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.