Son günlerde elim, istemeden, düşünmeden devamlı giantitp.com’a gidiyor. Bilgisayarda, telefonun başında ya da internete bağlanabilen başka herhangi bir cihazda; fark etmiyor. İstemsizce Order of the Stick‘i açıyorum. Önce favori hikayelerimi tekrar okumak kisvesiyle başladı iş. Sonra o favori hikayelerim, geçmişe referans yaptıkça ben de o referansların işaret ettiği yerleri okumaya başladım. En son baktığımda 947 sayının her birini okumuş, arşivlerdeki prequel kitapları da özümsemiştim. Başlık diyor ya hani, o kadar netti hislerim, ne kadar iyi olduğuna inanamayarak, tekrar tekrar okudum.

İnanamama meselesi, herhangi bir içsel faktörden kaynaklanmıyor. Aslında çok mantıklı bir şey de değil. Kaliteli bir şeyin, sadece eskiden beri kaliteli itham edilen metalara basılabileceği önyargısı yüzünden kendinizi şaşırırken buluyorsunuz kendinizi. Oysa ki hayır, karşınızda internet üzerinden yayınlanan bir çizgi roman var ve aynı türü paylaştığı pek çok işe, hatta fantastik edebiyat alt dalında ele alabileceğimiz tonlarca çöpe kıyasla akıl almaz derecede katmanlı, moralsizken bile bir kahkaha koparabilecek denli komik ve en önemlisi, 947 sayıyı art arda okutabilecek denli de sürükleyici.

order of the stick 2

Rich Burlew‘un yazıp çizdiği seri, kanunlarını tamamen D&D kurallarının oluşturduğu kurgusal bir evrende geçiyor. Yani ana karakterleri arkadan yöneten birileri yok, sadece o ana karakterler saldırırken zar atmak zorundalar ve level atlıyorlar, sınıf seçiyorlar. Bu Order of the Stick‘in mizahını belirleyen en önemli faktör hâline geliyor. OotS, sadece D&D kurallarıyla değil, D&D gibi ekmeğini Tolkien-vari klişelerden çıkaran tüm fantastik eserlerle ve o eserlerin kullandığı anlatımsal klişelerle dalga geçerek, korkunç zeki bir meta-mizah yaratıyor.

Bu meta-mizah, özellikle ana kadrodaki bard karakter Elan aracılığıyla ön plana çıkıyor. Elan, çoğunlukla bir şey olduğunda meselenin teatral yönüne odaklanıyor ve serinin aklı başında karakterlerinin itirazına rağmen, o teatral yön genelde haklı çıkıyor. Burlew her klişe kullandığında, bunu Elan veya muadili başka bir karaktere belirttirterek klişeye hayat üflemiş oluyor. Dramatik bir yağmur yağmaya başladığında, Elan “dramatik bir şey olacak durdurun arabaları” diye panik yapıyor ve böylece, “yağmurda dramatik kapışma” klişesinden fazla sıkılmıyorsunuz.

Order of the Stick’i sevmek için illa düzenli FRP oynamak gerekmiyor, ama en azından bazı esprilere gülebilmek için “Spot Check“‘in ne olduğunu biliyor olmak gerekiyor. Eğer şu an 2003 senesinde konuşuyor olsaydık ve Order of the Stick henüz 20. sayısından öteye gidememiş olsaydı, evet, meseleyi burada bırakabilirdik. Ama Rich Burlew‘un çizgi romanı çok uzun süredir bunu sadece dünyanın sınırlarını belirleyecek ve arada üzerine bir meta-espri yapılacak bir çerçeve olarak kullanıyor. Order of the Stick, çok, çok uzun bir süredir D&D’yi parodi etmekten çok daha fazlasını yapıyor.

order of the stick 1

Burlew, Order of the Stick‘in hikayesini kurgularken en çok kendine Babylon 5’i ve onun muhteşem yazarı J. Michael Straczynski‘yi örnek almış. Bu da aynı Babylon 5 gibi, Order of the Stick’in de çok önceden kurgulandığı anlamına geliyor. Genelde Harry Potter, Star Wars gibi önceden kurgulandığı söylenen işlerde arada boşluk bulursunuz. Örneğin evet, Harry Potter‘ın ilk kitabından itibaren hortkuluk mevzusuna göndermeler vardır, fakat sonlara doğru asa mevzuları, ölüm yadigarları derken mesele biraz kontrolden çıkar. Star Wars‘ta da Leia meselesi vardır örneğin, kardeş olarak planlandıklarına pek inanasınız gelmez. Order of the Stick’te böyle bir retcon kokusu almıyorsunuz. Almadıkça da, hikayenin skalasına daha hayran olurken buluyorsunuz kendinizi.

Order of the Stick, mitolojisiyle, karakterlerinin geçmişiyle bir noktadan sonra fazla epik hissettirmeye başlıyor. Ben OotS’yi okumaya başladığımda, Haley’nin babası için fidye isteyen ülke bilinmiyordu. Sadece ufak ipuçları vardı, ülkenin Batı kıtasında olduğu, Tyrinaria isminde olduğu ve 200,000 gp istedikleri. Sonra, Nale karakteriyle Elan, çocukluklarını kıyaslarken birisi arkada Elan ve Nale’in babasının resmedildiği karede bir şey fark etti. Elan ile Nale‘in babası üstünde T arması olan bir sancak taşıyorlardı. Bu mesele komplo teorileriyle yoğruldu, tartışıldı ve en sonunda, neredeyse 700 sayı, neredeyse sekiz, dokuz sene sonra cevabı verildi bu sorunun. Ve verildiğinde, hakkındaki her şey bunun evvelinden planlandığının izlerini taşıyordu.

order of the stick 3

Aynı şey Order of the Stick’in mücadeleleri için de geçerli. Serinin asıl kötü adamı, Xykon, gelmiş geçmiş en eğlenceli yazılmış kötü adamlardan biri, fakat yanındaki Redcloak, gittikçe daha da kompleks, daha da olgun bir karaktere evrildi. Dünyanın yaratılışını tasvir eden Snarl hikayesi ise seriyi bambaşka bir seviyeye taşıdı ve genel olarak, yapılan her şeyin arkasında gizli birden fazla anlam peydahlandı; her biri bir öncekinden daha derin ve her biri yerini sorgulatmayacak kadar mantıklı.

Çok kesintisiz bir aşk mektubu oldu değil mi bu? Order of the Stick bunu hak ediyor. Eğer okuduysanız, tekrar okuyun. Okumadıysanız, şu an burada durmanız kabahat. Gelmiş geçmiş en iyi webcomic’i, ne kadar iyi olduğuna inanamayarak tekrar tekrar okuyacaksınız. Sonra bitirdikten sonra gelin, gelecekte ne olacağına dair teori tartışalım, olur mu?

Yazar

Yalnız olduğunu düşünen, ama bunun uzun sürmeyeceğini bilen bir adam. Bir gün Kaliforniya'nın yeşillikleri uğruna Arizona'daki evini terk edip gitti, geri dön çağrılarına da kulak vermiyor.

Bir Yorum Yazmak İster Misin?

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.