grk1

2014 yılı, televizyon polisiyesi açısından oldukça sıkı bir giriş yaptı. Önce yokluğunda çok kitap okuduğumuz Sherlock’a yeniden kavuştuk, ardından yeni TV antolojimiz True Detective ile mükemmel bir aydınlanma yaşadık. Ben Sherlock’tan yana biraz buruktum, bu yüzden üçüncü sezonu bitiresim gelmedi. True Detective’le ise aşkı yeniden keşfettim. Yıllardır beklediğim gerçekçilik ve melankolide bir polisiyeye kavuşmak ve bölümlerini her hafta doya doya seyredebilmek, benim için muhteşem bir mutluluk oldu. CSI serilerinin hiçliğe karıştığı ve biraz daha ayakları yere basan polisiyelere sahip olduğumuz bir gelecek istiyorum.

True Detective sayesinde hepimiz biraz toparlandık ve “seri cinayet” denilen kavram ile bunun araştırma sürecinin nasıl bir şey olduğunu yeniden öğrendik. Şüphesiz bölümler arası geçen uzun ve sıkıcı haftalık boşluklarda seyircilerin en sevdiği oyun, katili önceden tahmin etme fantezisi oldu. Benim için ise katilin kimliğinin çok bir önemi yoktu, “mesele varacağın hedeften ziyade yolculuktur” misali, daha çok Rust ve Marty’nin yaşadıklarına odaklanmayı seçtim. Karanlıkta kalmış bir davanın ve geçen onlarca yılın ikilide bıraktığı izleri gözlemlemekti keyif veren.

Dizimiz ilk sezonunu ve ilk bütünlüklü hikayesini bitirdi. Ben de bunu bahane ederek, sevenlerine başka bir dedektif hikayesi sunmaya karar verdim. Üstelik bu seferki hikayemiz yaşanmış bir olayı anlatmakta. Green River Killer: A True Detective Story, seri katilli hikayelerden “katilin kimliğinden” fazlasını bekleyenlerin (hatta bilhassa bu kimlikle ilgilenmeyenlerin) çok seveceği, oldukça etkileyici bir çizgiroman.

grk2

Yaşanmış bir olay dedik, bir de Green River Killer gibi fantastik bir isimden bahsettik, peki kimdir bu şahıs? Dışarıdan kendi halinde bir kamyoncu gibi gözüken Gary Leon Ridgway, 80ler ve 90’larda aktivitelerini sürdürmüş ve 2001 yılında yakalanmış bir seri katildir. Ridgway, kurbanlarının cesetlerini Washington’daki Green River bölgesinde ormana bıraktığı için basın tarafından “Green River Killer” adıyla anılır. Kurbanlarının tamamı kadın olan Ridgway, 49 cinayetten hüküm giymiş, bir o kadar cinayeti daha itiraf etmiştir. Şu anki kesinleşmiş sayılara dayanırsak, Ridgway’in Amerika’nın en çok cinayet işlemiş seri katili olduğunu söyleyebiliriz. Yakalandıktan sonra cesetlerin çoğunun bulunmasında yardımcı olan rekortmen katilimiz, bunun karşılığı olarak idam cezasından kurtulur ve afsız ömür boyu hapse mahkum edilir. Kendisi şu an altmış beş yaşında olup Washington Eyalet Hapishanesi’nde cezasını çekmektedir.

Yazar Jeff Jensen’in 2011 yılında yayınlanan çizgiromanı Green River Killer: A True Detective Story, Ridgway’in yakalandıktan sonra polislere yardım ettiği bu son dönemi anlatan bir kitap. Kitaba ikincil başlığını veren True Detective kısmı sizi şaşırtmasın, meşhur dizimizle çizgiromanın hiçbir bağlantısı yok. Bu başlığın sebebi Green River Killer’ın katil Ridgway’in vakalarını anlatmasına rağmen kahraman olarak davalardan sorumlu dedektif Tom Jensen’i seçmesi.

grk4

Green River Killer için “seri katilli hikaye” lafını kullandım, ama kitap bir polisiye değil. Daha çok  bir kriminal vakalar zincirini odağına almış biyografik bir eserden bahsediyoruz. Hikaye boyunca Dedektif Jensen’in 1985 ve 2005’teki günleri arasında gidip gelmekteyiz. Jensen genç ve heyecanlı bir memur iken bu davaya sıkı sıkıya sarılmış, ancak zaman ondan heyecanı götürmüş, yerini melankoli ile doldurmuş, özellikle de Ridgway’in yakalanmasından sonra. Artık yeni ölümlerin önüne geçme misyonunun bittiği, yerini toprağa gizlice gömülmüş cesetleri çıkarmanın ve ailelere acı haberi vermenin aldığı günlerdeyiz. Üstelik tüm bunları yaparken, sorumlusundan sadece birkaç metre ötede olmak da işin kara komedisi.

Peki modern tarihin en dehşet verici katillerinden Ridgway nasıl biri? Gözleri bir başka bakan, kana susamış bir canavar mı bekliyoruz? Ya da kıvrak zekalı bir Hannibal Lecter? İkisi de değil. River Green Killer’ın tasvirine göre Ridgway, okuyanı ilk an şaşkınlığa uğratacak kadar sıradan bir karaktere sahip. Meşhur katilimiz 82 IQ’ya sahip (ortalamanın altında bir puan), durgun, çekingen, hatta adeta “bir numarası olmayan” tipten bir adam.Cinayetlerden beri çok uzun süre geçmesinden ötürü Ridgway’in çoğu açıklaması ya tutarsız, ya çok yüzeysel, ya da hatalı. Öyle ki Dedektif Jensen bir noktada mahkumun, sırf hücresinden uzakta bir uyku çekip iki üç yağlı hamburger yiyebilmek için kendisinin olmayan vakaları üstlenmiş olabileceğini bile düşünüyor. Bir insanın, öldürdüğü kadının dokuz aylık hamile olduğunu fark etmemesi mümkün mü? Kimsenin bu durumu aklı almıyor, ama görülen o ki Ridgway’in dünyasında çarklar çok başka çalışmakta. Green River Killer’ı okuduğunuzda kafanızdaki seri katil imgesi çok farklı bir şekil alacak.

grk5

Tüm bunların yanında çok önemli bir bilgiyi eklemeyi unutmayalım: Yazar Jeff Jensen ile kitabın kahramanı Tom Jensen’in soyadı benzerliği tesadüf değil. Jeff, Dedektif Tom’un oğlu. Jeff Jensen’in babasının teşkilattaki yirmi yıllık emeğine bir saygı duruşu olarak yazdığı Green River Killer, 2012 yılında “Gerçek Olaylara Dayalı En İyi Eser” dalında Eisner Ödülü de kazanmış bir çalışma. Eğer konuya ilginiz varsa (kimin olmaz ki?), bu kitapla bir şekilde yolunuzu kesiştirmeye bakın. Gerek polis gerekse katil tasvirleri konusunda ezberleriniz kesinlikle bozulacak. Daha da önemlisi hayatınızda belki de ilk defa, seri katilleri konu alan bir hikayede hüznün, gerilim ve heyecanın ötesine geçtiğini hissedeceksiniz. En azından bende böyle oldu.

Yazar

Eskilerin dediği gibi: "You must gather your party before venturing forth"

Bir Yorum Yazmak İster Misin?

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.