2000’lerin ortalarından beri çizgi roman ile beyazperdenin arasındaki bağ güçlendi, bir türlü iyi uyarlamaya izin vermeyen muğlak kan uyuşmazlığı kalktı. Sadece büyük bütçeli süperkahraman filmlerinden bahsetmiyorum, bağımsız çizgi romanların ekrana yansıma sayısı ve kalitesinde de bir yükseliş görülüyor. Sinema artık çizgiroman uyarlamalarının ihtiyaç duyduğu bakış açısıyla yola çıkabilir noktaya geldi. Peki ya çizgi roman sinema dünyasını anlayabiliyor mu?

Bu sorunun en tatmin edici cevabına ulaşmak için filmlerin çizgi roman uyarlamalarını karıştırmak gerek, ancak bugün bu olaya girmeyeceğim. Bu kısa yazıda sinema dünyasının en az bildiğimiz kısmına, bir film yaratılırken gerçekleşen sancı dolu sürece yöneleceğim, daha doğrusu tanıtmayı düşündüğüm çizgi seri benim için bunu yapacak. En büyük blockbuster’ından düşük bütçeli korku filmine, çekilen her filmin içinde anlattığı hikayeden çok daha yoğun ve şiddetli bir prodüksiyon macerası yer alır. Oni Press’in geçtiğimiz yıllarda yayınlamaya başladığı The Auteur bu prodüksiyon gerilimini özgün ve sıradışı anlatımıyla bizlere taşıyan bir seri. Baştan uyarmak gerek, midesi sağlam olmayan okurlar bu yolculuğa hiç çıkmasın.

a4

İsmini 1950’lerde Fransız Yeni Dalga sineması ile yükselişe geçen Auteur kuramından alan The Auteur’da yapımcı Nathan T. Rex’in yeni filmi için girdiği adrenalini bol macerayı okumaktayız. Döneminin blockbuster ilahı sayılan Rex, neredeyse yarım milyar dolarlık bilimkurgu projesi Cosmos’ta tarihin en büyük mali kaybını yaşayınca şöhretini kurtarmak için yeni bir projeye el atması gerekir. Yeni filmi President’s Day, Abraham Lincoln’ün elinde baltayla dehşet saçtığı bir korku filmi projesidir ve ne pahasına olursa olsun mükemmel olmak zorundadır. Sonuçta siz ne kadar büyük olursanız olun Hollywood bu hayatta sadece bir kez düşmenize izin verir. Bu sebeple Rex sınırlarını her manada zorlamaya karar verir, işin ucu gerçek bir seri katili hapisten çıkarıp filminde başrol oynatmaya varsa bile…

Rex’in hikayesi daha ilk sayfalardan itibaren gerek görsel gerekse metinsel olarak büyük bir dinamizme sahip, bu dinamizm bazı noktalarda hiperaktivite olarak bile tanımlanabilir. Rex ve kralı olmaya baş koyduğu Hollywood her an vahşi ve dengesiz iki kutup. Hırslı yapımcı yeni ve çarpıcı fikirler bulmak için kendini şaman ilaçlarına verirken sektörün derdi gişeyi tepede tutacak hareketin gerçekleştirilmesinde. Yaratıcılık, eğer gişeyi kurtarmayacaksa set koridorlarında ölümcül günaha dönüşebiliyor. Bu bağlamda hikayenin başlığının The Auteur olması da anlamlı, gişe derdine inat kendi dünyasını yansıtmayı saplantı haline getiren Rex ne olursa olsun eğilip bükülmüyor, sadece daha uçuk bir fikirle kendini bir adım daha öne atıyor. Düştüğü bataktan çıkarsa efsane olacak, yoksa tarih tarafından silinecek, oynanan kumar büyük.

a3

Ancak bu özetten Rex’i sinemanın ulvi şövalyesi gibi de düşünmeyin. Başroldeki karakterimiz kronik bir yalancı, güvenilmez ve tehlikeli biri. Aldığı riskler karşısında onu avantajlı kılan tek şey deli cesareti, yoksa kesinlikle çizgiromanın evreninde zekasıyla öne çıkan biri değil. The Auteur odaklandığı konu ne kadar gerçek dünyadan olursa olsun en hafif ifadeyle “uçuk” bir macera. Zaten görseller de bunu fazlasıyla yansıtıyor olsa gerek. Rick Spears’ın senaryosu ve grafik şiddeti bolca şaha kaldıran James Callahan’ın çizimlerine ek olarak ilk defa bir çizgi romanda renklendirmenin (Luigi Anderson) hikayenin çarpıcılığını bu derece beslediğini gördüm. Rex’in uyanık gezdiği hayatın belki de tamamı dünyanın en nadir uyuşturucularının etkisi altında ve bu durumun yaratacağı karmaşa geniş bir renk paletinin de kullanımını zorunlu kılıyor. Anderson bu noktada çok başarılı bir iş çıkarmış.

a2

İlk mini seri President’s Day’in ardından Oni Press The Auteur macerasını Sister Bambi isimli ikinci bir seriyle devam ettirdi, bunu okuma fırsatı edinemedim. Gene de ilk serinin kalitesi göz önüne alındığında Sister Bambi’yi de meraklısına tavsiye etmemek için hiçbir sebep göremiyorum. 2014’ün beğenilen filmlerinden The Birdman’i sevdiyseniz ya da sevdiğiniz yönetmenlerin neden ilerleyen projelerinde şaşılası saçmalıklara imza attığını merak ediyorsanız The Auteur’a kesinlikle şans verin. Okurken sıkılmanız mümkün değil.

Yazar

Eskilerin dediği gibi: "You must gather your party before venturing forth"

Bir Yorum Yazmak İster Misin?

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.