Erman Çağlar’ın yazdığı, Ender Yıldızhan ve Merve D. Yıldırımın çizdiği “Yıllık İzin” bir üniversitede çalışan sınırlı izin günü bulunan yüksek lisanslı bir kadın kahramanın ağzından ve gözünden erkek arkadaşıyla yıllık izninde çıktığı yurtdışı tatilini anlatan bir çizgi-hikaye.

Baştan söylememiz lazım, bu hikaye hem çok güncel, hem çok yerel. Yıllık izni bayramla birleştirip aylar öncesinden bilet almak, hiçbir tatilin öylece plansız ve seyahatsiz geçmesine mahal vermemek, bahar aylarında çeşitli Avrupa ülkelerine gidip; düşük bütçeli, arkadaşta kalmalı, günlük daire tutmalı planlar yapmak artık çok yaygın çünkü.

Erman Çağlar ve Ender Yıldızhan ve Merve Yıldırım‘ın eseri Yıllık İzin de işte bunların ışığında bir vize başvuru formu ile açılıyor. Vesikalık fotoğraflar ve benzeri diğer belgeleri masada doldururken tanışıyoruz kahramanımızla. Bu süreç hepimize tanıdık. Avrupa’ya gitmeye yeltendikten sonra hepimiz sırtlanıyoruz bu külfeti. Bu da başlı başına ilginç bir durum, çünkü çağdaş zamanımız içinde çalışan kesim tatil için bile –ve hatta tatil esnasında da– çalışıyor, ter döküyor. Bu bakımdan Yıllık İzin’in önümüzdeki yıllara miras kalacak, çok güzel bir döküman hüviyeti var.

Muhtemel İstanbul’lu bir beyaz yakalı çalışan tatilinde ne yapardı, hangi belgeleri doldururdu ve hesabında kaç para olmalıydı Avrupa’ya gitmek için. Bunları hiçbirimiz hatırlamayacağız. Ama kaydı tutulması gerekilen bir değişiklik bu. Kaydı tutulması gereken bir süreç. Bir takım belirgin farklılıklar var eski usule göre. Misal, insanlar eskisi gibi paket tatil satın almıyorlar en basitinden. Artık planlarını kendileri yapıyorlar.

yillik_izin_3

Yeni beliren bu davranış biçimine pek çok şey sebep gösterilebilir. Erasmus öğrenci değişim programı müsebbib olması muhtemel bir şüpheli. Resmen wanderlustunuzu getiren Instagram hesapları da yabana atılmamalı. Ama sadece yerel bir eğilim değil bu. Seyahat etmek küresel olarak da daha yaygınlaştı. Sadece bu yaygınlaşmadan farklı olarak biz Türkiye’de biraz daha özgüven kazandık, biraz da aciliyetimiz arttı buna paralel olarak. Türkiye’de Batı’daki meslektaşlarımızdan çok daha az yıllık ücretsiz izin günü hak kazanıyoruz ve bu kadar kısa zamanda harika şeyler yapmamız lazım. Daha önce gitmediğimiz bir yerlere gitmemiz lazım. Ucuza bir ev tutup, sabah 8’de kalkmalı; gezebildiğimiz kadar müze gezmeli, yediğimiz her şeyin fiyatını sabit bir skala ile çarpıp kaç TL yapar onu bulmalıyız. Büyük macera!

Bütün bunların yanında bir bonus faktör olarak orada çoğu şeye burada ödediğimizin 4 katını ödemeye razı olmalı ve kendi paramızla kendimizi böyle ödüllendirdiğimiz için haz duymalıyız. İşimizden ve yaşadığımız yerden bu kadar çok nefret ediyoruz çünkü, yaşasın. Daha önce gördüğün bir yere gitmek, ya da iznini evde geçirmek mi? Ne için para kazanıyorsun? Git ve koşarak müze gez bayramda.

Ve yine yerel, çünkü İran değil, Gürcistan değil Yunanistan bile değil, Yıllık İzin‘in ana karakteri için yolculuk Hollanda’ya. Medeniyetin beşiği, güzel parklarıyla meşhur, Dünya’nın en gelişmiş ve zengin ülkelerinden Hollanda. Vize istemeyen komşu ülkelere -Rusya’ya ya da herhangi bir Doğu ülkesine bile- bu kadar rağbet etmiyoruz. Oralarda da motorlu taşıtlar yayalara yol veriyor mudur?

Çağlar, Yıldırım ve Yıldızhan, kahraman aracığıyla Avrupa şehir ve park bahçe planlaması hayranlığını da eleştiriyor. Mis gibi yemyeşil çimlerde sunî bir huzur buluyoruz. Kahramanın bir noktada tatil için kişi başı 1000 euro harcamış olduğuna dair beyanatı bile bir şeyi değiştirmiyor, çünkü sanırım bu huzurun 1000 avro ve bir sürü bürokrasi koşuşturmasına mağlolması çoğu kişinin huzurunu kaçırmıyor.

Ekip elbette hediyelik hatıralıklara da bir yer ayırmış. Sadece kendine değil onlarca arkadaşa ve aile üyelerine de alınır bunlar. Hiçbir bağ kuramazsın, hiçbir işe yaramazlar. Çok etkilendiğiniz bir yerel ressamın yaptığı suluboya bir manzara resmi değildir bunlar, seri üretimdir. Ancak biri size getirince, sizin de ona getirme mecburiyetiniz doğar. Birisi zinciri kırıp, döngüyü bitirene kadar da kimse özgürleşemez bu zaruri zırzavat zincirinden. 

Bu arada söylemeden geçemeyeceğim, Yıllık İzin’e dair en eğlenceli şeylerden biri çizimlerin anlatıcının bakış açısına göre yapılmış olması. Çok güzel bir senkron var yazı ile çizgi arasında. Örneğin bir sayfada ofisteki kıpırdamazlara(eşyalara) bakarken kahramanın iç sıkınıtısı somut ve gerçek hissediliyor. Öte yandan Hollanda’da parktayken ve yeşilin her tonu sayfalarca devam ederken kahramanın park merakına, abartısına ve hevesine eşlik eden metin çok tanıdık geliyor. Dikkatini çekmek için değil hikayeyi anlatmak için görsel kullanılmış buralarda.

rsz_72-73-1-e1481700841632

Sanırım bütün bu sürecin en tatsız kısmı olan tatil sonrası ofis sohbetlerine de değimiş Çağlar/Yıldızhan/Yıldırım ekibi. İlişkinizde ne kadar resmi olursanız olun, iş arkadaşınız bir yorum yapacaktır. Adeta cennetten bir köşeye gitmişsiniz ve yalnızca size nasip olmuş gibi davranılır. Ne kadar yaygınlaşmış olursa olsun yurtdışı tatili hala bize yeni ve uzak.

Kitabın bir noktasında çok enteresan bir alıntı var. “Dünyanın en güzel yerine geldik hala sıkılıyorsun” diyor erkek arkadaşı kahramana. Bu gerçekten de birbirimize söylediğimiz bir şey. Dünyanın en güzel yeri gerçekten de insanın keyfini yerine getirebilirdi eğer öyle oracıkta belirseydi. Birden içine girseydik. Kimsenin bedel ödemediğini bilseydik. Ya da belki en azından, bedeli ödemek keyifli olsaydı farklı olurdu her şey. Dağcılar zirveye vardıkları ve oradan manzaraya baktıklarında, onlar dünyanın en güzel yerinde hissederler ya kendilerini? Bu bu kadar emek verdikleri için mi, yoksa haz ve amaç yolun kendisi miydi ki?

İşin bir de Batı hayranlığı komponenti var. Şu havaalanından itibaren etrafımızı saran, beraber okula gitmediğimiz, gazetelerini okumadığımız, trende sohbet etmediğimiz ve hiç tanımadığımız o iyi görünümlü Batı’lılar bize kendimizi kötü hissettirir o veya bu şekilde. Beğenmemiz ve takdir etmemiz gerekir onları, onların kültürünü. Çünkü onlar başardılar. Bundan açıkça kitapta bahsedilmiyor, ama alt metinde var. Bu yazıyı bir gün bir Batı’lı okuyup bizi biraz daha iyi tanır mı ki?

Kahraman ilişkisinden bunun dışında da bahsediyor. İklimler filmindeki gibi kuru bir ilişki. Romantizm yok ve kahraman bunu olduğu gibi kabul etmiş. Kuru bir ilişki, evden uzaktasın ve keyfinin yerinde olması gerekiyor. Bazı sorunların var, kendine çok bayılmıyorsun, ancak fena bir hayatın yok, bunlar olurken bütün paranla tatile gitmeyi sorguluyorsun belki de… ama keyfinin yerinde olması gerekiyor.

Uzun lafın kısası, Yıllık İzin çok etkileyici bir hikaye. Dediğim gibi insanın yerel ve güncel bir yerlerine dokunuyor. İyi analiz, gözlem ve tespit de sunuyor. Bu rahatça bağ kurulabilen bir öykü. Özetle tanıdık, kentli ve genç bir hikaye. Son derece de öneririz! 

Yazar

Matematikçi ve yazılımcı. Edebiyat, televizyon ve sinemayla ilgilenir.

Bir Yorum Yazmak İster Misin?

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.