Biri sizden, belli bir dönemde yaşayan insanların günlük hayatlarına bakarak yaklaşık hangi yıllarda olduklarını tahmin etmenizi isteseydi, sizce ne kadar başarılı olurdunuz? Eğer tarihle özel bir ilginiz yoksa, 20. yüzyıl öncesini başarılı tahmin etmeniz zor olacaktır muhtemelen.

Dünya çapında 20. yüzyıl ile birlikte insanların günlük hayatta giydikleri kıyafetler, dinledikleri müzik ve tükettikleri maddeler yaşadıkları yılların simgeleri haline geldi. Savaşlarla birlikte değişen ekonomik koşullar, teknolojinin hızlı bir şekilde gelişmesi ve nesillerin karakteristik özellikleri modadan sanata kültür değişimini hızlandırdı. Bunu özellikle Batı medeniyetlerinde daha net görüyoruz; neredeyse her on yılı keskin bir şekilde ayırabiliyoruz.

Türkiye’de de Cumhuriyet dönemi sonrasında gelen modernleşme çalışmalarıyla birlikte günlük hayata damgasını vurmuş birçok yeni kültürel öğelerin doğuşunu görüyoruz. Bir önceki yazımda da bahsettiğim gibi, illüstrasyonların günlük hayata derinlemesine entegre olması sayesinde birkaç görselli tanıyarak o döneme bir pencere açmak mümkün. Cumhuriyet döneminden itibaren bazı görseller dönemini o kadar net yansıtıyor ki gördüğümüz anda hangi döneme ait olduğunu belirlemek mümkün.

Gazete Ressamları

19. yüzyılda Osmanlı İmparatorluğu’nun yönetim merkezi olan Babıali, 1870’lerden 20. yüzyılın ortalarına kadar Türkiye’nin basın yayın merkeziydi. Babıali olarak bilinen caddenin üzerinde bulunan gazete, dergi, yayın evleri ve matbaaların görsel ihtiyaçları o zamanın zanaatkarları tarafından karşılanırdı. Türkiye’de editoryal illüstrasyon ve grafik tasarımının da temelini bu zanaatkarlar oluştururdu. Bu dönemdeki gazete ve dergilerde fotoğraf ve illüstrasyonlar bir arada kullanıyorlardı. İllüstrasyonların tercih edilmesinin sebebi hem estetik olarak göze hoş gelmeleri hem de fotoğrafa göre daha pratik ve az maliyetli olmalarıydı. Resmi sanat eğitimi görmeyen fakat yetenekli kişilerin Babıali’de uzun yıllar çalışmaları sayesinde editöryel illüstrasyonluk hem nesilden nesile geçebilen bir meslek haline gelmiş hem de kendi mesleki sınırlarını çizmiştir.

Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra yayınlanmaya başlayan ve 127. Sayısında yayından kaldırılan Dersaadet dergisi, editoryal illüstrasyonun önemini vurgulayan dergilerden bir tanesi. Milli mücadeleyi desteklemenin yasak olduğu dönemde Dersaadet, bunu illüstrasyonlarıyla başarmıştır. Bir örnek vermek gerekirse Sevr Anlaşması’nın imzalanmasını takiben çıkan sayısında, bir çiftçi ile oğlunu gösteren ilk resimdeki güneş Doğu’da başlayan milli mücadeleyi simgeler. Bir altta ortadaki görselde de anlaşmanın imzalanması simgelenir. Bu görsel de incelendiğinde ortadaki figürün çiziminden dolayı barışı temsil eden bir anlaşmanın aslında İtilaf devletlerinin düzenbazlığını ifade ettiği görülür.

DkQ85oPW0AANfpM

Gazete ressamlığı yüzyıldan fazla yaşamış bir meslek dalıdır. 1960’larda hala gündemde olan bu meslek dalının etkisi 1970’lerde baskı teknolojilerinin gelişmesi, bilgisayarlı üretime geçilmesiyle azalmaya başlad; 21. yüzyılda ise yerini modern grafik tasarım ve illüstrasyonlar aldı.

Ekonomiyi Canlandıran Reklamlar ve Afişler

Cumhuriyet’in kurulmasıyla Türkiye hem toplumsal hem de ekonomik olarak bir devrime girdi. Bu dönemde atılan ekonomik adımların halka ulaşmasındaki en büyük etkenlerden biri de gazetelerdi. Harf Devri’nden sonra yazılı basının hız kazanmasıyla habercilikle birlikte reklamcılık da öne çıkan meslek dallarından biri oldu. Bu sebeple de Cumhuriyet sonrası ekonomik değişimleri gazetelerde çıkan reklamlardan bir nebze de olsa takip etmek mümkün. Türkiye’nin ilk illüstratörü İhap Hulusi Göney ve daha birçok isim bu dönemde ünlendiler. Aynı zamanda her ne kadar geri planda kalsa da Türkiye’nin ilk kadın illüstratörü Sabiha Bozcalı’yı da yine bu dönemde eserleriyle yer aldı.

Slide1

Cumhuriyet sonrası reklam ve afişlerde bankalar ve yerli ürünlerin ağırlıkta olduğunu söyleyebiliriz. Ekonomiyi güçlendirmek, üreticiyi desteklemek amaçlı bu politikalar görsel olarak halka aktarılmaya çalışılmış. Bankalar ve yerli üreticiler öne çıkan oyuncular diyebiliriz.

Afiş ve reklamların en önemli rollerinden biri de modernleşmeyi halka taşıma amacı taşımasıdır. Şapka Devrimi’yle beraber daha modern Türk kadını ve erkeği de reklamlarda boy göstermeye başladı. Kısacası reklamcılık ve afişler Cumhuriyet döneminde iletişim aracı görevini üstlenirken topluma gelmek istediği medeniyet seviyesini gösteriyordu.

Yeşilçam’ın Olmazsa Olmazı Afişler

Tarihte biraz daha ilerleyip renkli kuşağa geçelim, ne dersiniz? Yeşilçam deyince filmlerin kendileri kadar o renkli ve capcanlı posterleri de göz önüne geliyor. Herkesin bir bakışta Yeşilçam’a ait olduğunu anlayabileceği o büyük renkli afişler günümüzde de beş kafeden en az birinde yer alıyor. Eğer Taksim veya Kadıköy’deyseniz bu oran az bile kalır.

Yeşilçam, Türk sinemasının bir diğer adıdır ve ismi zikredilince akla melodramatik filmlerden uçan tekme atan Cüneyt Arkın’a, kısacası 1950 ile 1980 darbe dönemine kadar olan filmler gelir. Aslında Türkiye sinemayla II. Abdülhamit döneminde tanışmıştır. Bir Türk tarafından çekilen ilk film 1914 yılına ait olsa da, Yeşilçam deyince akla hep 1950’ler sonrası filmler gelir. 1950’ler öncesine kadar sinema, tiyatro ile bağını koparmamış bir sanat dalıydı. 1950’lerden sonra ise sinema Sinemacılar Devri olarak da bilinen evrim sürecine girmiş, kendine özgü formülleriyle seri üretim olarak yılda 200’lere varan film çıkarmaya başlamıştır. Bu sebeple de Yeşilçam filmi ya da film afişi dendiğinde akla hep o yıllar gelir.

1970’ler öncesi film afişlerine baktığımızda portre çizimler ön planda. Fotoğraflarda düzenlemenin zor olduğu bu dönemlerde illüstrasyonlar afişler için Yeşilçam’ın kurtarıcısı olmuş. 1970’ler sonrası televizyonun seyirciyi evlerinde tutmasıyla Yeşilçam, melodramadan uzaklaşarak farklı konularda filmlere yöneldi. Erotik filmlerden komediye ve fantastik filmlere kadar birçok yeni tema seyircilerle buluştu. Sadece filmlerin konuları değil afişleri de değişmişti. Afişlerdeki çizimler yerini giderek fotoğraflara ve grafik tasarımlara verdi. Teknolojideki gelişmelerle birlikte afişlerin basitleştirilmesi, fotoğrafı ön plana iten unsurlar oldu. Fotoğrafları süsleyen birkaç renklendirme ve film isimlerinin yazımı dışında odak hep oyuncular olması sebebiyle illüstratörler de yavaşça elini ayağını sinemadan çekmiş.

1970’ler sonrasında afişlerinde çizimlere en çok yer veren filmler ise fantastik filmler oldu. Cüneyt Arkın’ın uzaylılarla savaşını, Sadri Alışık’ın Spock’la maceralarını ve Kartal Tibet’in ahtapot dövüşünü film afişlerinde yansıtmak haliyle zor olacağından bu filmlerin afişlerinde illüstrasyonlar tercih edilmiş. İşin zorluğundan yanı sıra bu filmlerin afişlerinin çizgi romanları andırması da fantastik ve bilim kurgu severler için daha da çekici oldu.

21. Yüzyıl İllüstrasyonları

Yirminci yüzyılda illüstrasyonların temel iletişim aracı olduğu alanlar teknolojinin gelişmesiyle yerini fotoğraf ve videolara bıraktı. Film afişlerinde oyuncuların fotoğrafları, markaların reklamlarında ürünün fotoğrafı derken her yer fotoğrafla dolup taştı. İllüstrasyon ise bir ticari ürün olmaktan uzaklaştıkça sanatçılar kendi çizgilerine daha hakim olmaya, daha soyutsal eserler çıkarmaya başladılar. Eskiden illüstrasyon temel iletişim ve reklam aracı iken artık özellikle istenildiğinde başvurulan bir sanat dalı oldu. Ara sıra reklamlarda gördüğümüz illüstrasyonlar ise Cumhuriyet dönemi posterleri gibi mesajı direkt veren bir görsel olmaktan ziyade üstüne düşünmemizi gerektiren, sanatçıyı anlamaya çalıştığımız bir sanat dalına evrildi.

36-gmk-ödüller-sergisi-bigumigu-62

Günümüzde illüstrasyonlar festival ve etkinlik afişlerinde sıkça karşımıza çıkıyor. Özellikle festivalde yer alacak her şarkıcıyı afişe yerleştirmek karmaşık bir görüntü yaratır. Tabii ki de bu tek sebep değil, işin pratik yanını bir kenara bırakıp bir de estetik yanını düşünmek gerek. Bir festivalin birçok unsuru vardır; festivalin bulunduğu mekan, eşlik edilecek müzik, yapılacak etkinliklerin hepsi tek bir çatı altında toplanır. Birçok unsuru tek bir çatı altında toplamanın görsel sanattaki karşılığı da illüstrasyonlardır.

Sosyal sorumluluk projelerinde de illüstrasyonların giderek arttığını görüyoruz. İnsanın ruhuna dokunması gereken ve doğası gereği hassas olan projelerde fotoğrafçılıktan ziyade illüstrasyonlar tercih ediliyor. Örneğin Baba Beni Okula Gönder kampanyasındaki çizgi kızın dil, din, ırk, ekonomik durum tanımadan gösterilebilecek en basit şekilde gösterilmesi şüphesiz kampanyanın her yerden insanı etkilemesini sağlamıştır.

kızlar

Fotoğrafçılığın yaygınlaşması ana akım medyada illüstrasyonları geri plana itmesi illüstratörleri ne kadar etkiledi orası tartışmaya açık. Zira teknoloji bir kapıyı yavaşça kapatırken bir diğerini açtı; internet ve sosyal medya sayesinde illüstratörlerin ana akım medyaya pek de ihtiyacı kalmadı. Yine de basılı medyada bulunmak isteyen illüstratörlere ise sanat dergileri kucak açtı.  Kafa, Ot, Kafkaokur, Tuhaf gibi dergiler yetenekli birçok illüstratöre ev sahipliği yapıyor.

Yazımı bitirirken ilgilenirseniz takip edebileceğiniz birkaç illüstratör paylaşmak isterim sevgili geekler. Ben araştırmamı yaparken çizgilerini tanıdığım ancak adını duymadığım nice illüstratörlerle tanıştım. Kim bilir, belki siz de bir dergiyi onların illüstrasyonları sayesinde almışsınızdır.

  • Sedat Girgin
  • Eda Kaban
  • Sercan Tunalı
  • Kaan Bağcı
  • Zeynep Özatalay
  • Ethem Onur Bilgiç
  • Özlem Isıyel
  • Burak Dak
  • Berat Pekmezci
  • Sadi Güran
  • Sadi Tekin
  • Mert Tugen
Yazar

Dizi bağımlısı bir beyaz yakalı. Esprileri komik diyebiliriz, bugüne kadar bir tek müdürünü güldüremedi. Kedisine çekmiş, en büyük zevki miskin miskin yatmak. Kendisi ve kedisini sosyal medyada bulabilirsiniz. @asliozkeles

Bir Yorum Yazmak İster Misin?

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.