Degiskenlik, Kimlikler ve Yıkılan Hiyerarsiler

Batı kültüründe, doğa ve vahşi gibi kelimelerin doğurduğu dikotomilere olan hisler kendi içlerinde karışıktır. Doğayı masumluk, saflık ve sağlık gibi algılarken; modern dünyada teknolojinin ve bilimin gelişmesi gibi konularda yolumuza çıkan gereksiz bir şey gibi görmekteyiz. Yollar, binalar yapmak için dağları dümdüz ederek, ormanları yok ediyoruz. Sanayileşme için suyu, havayı ve toprağı kirletiyoruz. Benzer şekilde vahşi ve ilkel olana karşı duruşumuz da kendi içinde yapıbozumuna uğruyor. Batı kültürü vahşiyi bir yandan doğa ile uyumlu görürken bir yandan da içinde bilinmeyeni, uğursuzluğu barındırdığı için ondan korkuyor.[12]

Miyazaki yarattığı uç karakterleri ve kişilikleri süreç boyunca değiştirerek tek bir kimliğe bağımlı ve sabit kalma ihtiyacımızı vurgulayarak bunun imkansız olduğunu gösteriyor. San karakteri temsil ettiği hayvansılık ve ilkellik, doğa ile uyumlu fakat insanlığını unutmuş bir kimlik olarak çizilirken değişiyor ve Ashitaka’ya olan sevgisi sayesinde insanlığını ve kadınlığını keşfediyor. San’ın annesi olan Moro, ormanını yıkan hatta kendi çocuğundan vazgeçen insanlardan nefret etmesine rağmen San’ı kendi kızı gibi yetiştirerek daha en baştan kendi içinde çelişkiler gösteriyor fakat doğanın acımasızlığını, sevgisiyle birleştirebilmiş bir karakter olarak karşımıza çıkıyor. Lady Eboshi ise temsil ettiği modern, sanayileşen, kültürlü insan kimliği ile San ile zıt uçlara düşse bile iki karakter de bilindik kadın imgesinin dışına çıkarak kendi ayakları üzerinde duran, korkusuz, gerekirse ölmekten ya da öldürmekten çekinmeyen devrimci ve film boyunca değişen kimliklere sahip olmalarıyla bir anlamda benzer hale geliyor.

Değişkenliğin filmdeki en önemli örneği ise Shishigami-Daidarabotchi karakteri. Kendi ormanının bir parçası olan Kami Moro ve yine kendisi gibi bir Kami olan Okkoto’yu ölümden kurtarmak yerine Ashitaka’yı kurtarmayı seçmesi, ölümü ve yaşamı bir nevi keyfilik ya da kendi bilgeliği içinde alan/veren kişiliğinin yanında geceleri dönüştüğü dev Daidarabotchi, gündüzleri geri döndüğü Shishigami kimliği ile bu karakter, kaos/denge dikotomisini aynı varlık içinde bulunduruyor.

Bilindiği gibi dekonstrüksiyon, dilin dinamik, belirsiz, değişken ve sürekli olarak saçılan bir şey olduğunu söyler. Varlığın bir merkezi, sabit bir anlamı ya da temeli olmadığını savunmanın yanında insanların parçalanmış savaş alanları olduğunu, ideolojilerle rekabet içinde sabit bir kimlik arayışı içinde hatta buna inanarak, değişkenliği görmezden gelmeye çalıştıklarını açıklar.[13] Miyazaki de yaptığı tam olarak budur. Değişkenliği göstererek kimlik üzerine getirdiği eleştirilerin yanında Japon değerlerinin yani süre gelen Japon ideolojilerinin de pek çoğunu dekonstrüksiyona uğratmaktadır.

İlk olarak Muromachi döneminin resmi tarih algısı dışında nasıl olabileceği üzerinde ilerleyerek mevcut tarihin dışına çıkar. Ayrıca “babaerkil bir elit kesim” sayesinde mitleşmiş, modern öncesi Japonya’sının doğa ile uyumlu halkının idealize halini dekontsrüksyona uğratarak ortaya “kültürel uyumsuzluk, ruhsal kayıp ve çevresel kıyamet vizyonu” çıkarır.[14] Miyazaki’nin betimlediği doğa da masum ve saf olmaktan öte tekinsiz direniş alanlarıdır. Böylece hem masum doğayı hem de onunla uyumlu yaşamış Japon insanı düşüncesini mevcut tarih algısından farklı bir tarih içinde anlatarak farklı olasılıkları gösterir ve mevcut dili bozar.

Japonya’nın istediği/yarattığı kadın kimliği ideolojisi de filmden nasibini alır. “Büyük acılar çekmiş ama destek olucu kadın miti” San ve Lady Eboshi karakterlerinin korkusuz, harekete geçmekten çekinmeyen, dinamik ve değişen yapıları sayesinde yıkılır. Yaratılan iki uç sayesinde doğa ile uyumlu pasif kadın ikonu her anlamda parçalanmıştır.[15]

Ashitaka karakteri ise filmdeki karakterlerin kimliklerinin değişkenliğini ortaya çıkaran, yaratılan dikotomi hiyerarşilerini ve sistemin nefret zincirini kıran en büyük etmendir. Hetero erkek tiplemesinin getirdiği cinsiyet yüklerine sahip olmamasının yanında en başta saç topuzunu kesmesiyle Japon sosyal ortamında aslında bir insan kimliğine bile sahip değildir. Başlarda belki de haksız görülebilecek pek çok karakter onun sayesinde içini açmış, kendilerini izleyiciye sevdirmiş, İyi/Kötü hiyerarşileri içinde tek bir tarafa ait olmadıklarını göstermiştir.

Taraf olma sorusu yukarıda da bahsedildiği gibi Ashitaka’ya en çok sorulan sorudur. Miyazaki bu noktada modern insanın sabitlik arayışının ve ikiliklerin tek bir tarafına ait olmanın mantıksızlığını da göstermektedir. Ashitaka olmasa Kami/İnsan, Kadın/Erkek, Vahşi/Uygar hiyerarşileri içinde görülen kırılmalar ve anlayış alanlarının yaratılması mümkün olamaz. Miyazaki bu karakteri tasarlarken etnik bir kimlik yüklemeyi özellikle seçmiştir. Japon’ların Emishi ve Ainu ırklarına yönelik hareketlerini eleştirerek, farklı kimliklerin hayatın değişkenliğini ve farklılığını keşfedebilmek için ne kadar önemli unsurlar olduğunu göstermeye çalışır. Ashitaka’nın nefretle bulanmamış gözlerle hayata bakmaya çalışması da iyi/kötü ikiliğinin aslında tamamen bir perspektif olduğunu, bu tip hiyerarşiler içine hapsolmanın manasızlığı gösterir.

Mononoke Hime filmi içerdiği fantastik öğelerle, resmi tarihe sorduğu nasıl olabilirdi sorusuyla, doğayla uyumlu Japon insanı ve pasif Japon kadını ideolojilerine farklı bir bakış açısı getirirken “çokluk ve ötekiliğin insan hayatının bir parçası” olduğunu vurgular.[16] Günümüz dünyasının, hiyerarşilerin ve ideolojilerin, insanların üzerine yüklediği yükü ve sadece tek bir kimliğe ait olma ihtiyacının gereksizliğini gösterirken bir yandan da bu sürecin zor fakat ortak anlayış alanları yaratabildiğini gösterir.

1 2 3 4 5 6 7 8
Yazar

Wu Wei: the Action of Non-Action / Eşikte Bir Kişi. Mimar, Animanga manyağı, Mütemadi öğrenci @mrvcy

Bir Yorum Yazmak İster Misin?

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.