Bilim kurgu ve fantastik eserler bizi kimi zaman hiç bilmediğimiz çorak gezegenlere götürüyor, kimi zaman da dağlar kadar büyük ejderhaların ardında bıraktığı yıkıntılar arasında dolaştırıyor. Her bir eserde onu ortaya koyan zihnin muhteşem dünyasına dalıyoruz. Bazı eserler ise bizi şimdiye kadar görmediğimiz yeni ulaşım biçimleriyle tanıştırıyor. Hayal dahi edemediğimiz şekillerde çalışan bu garip taşıtlar, sadece bedenleri değil aynı zamanda zihinleri de heyecanlı maceralara çıkarmayı başarıyor. Dolayısıyla başta sadece atmosferi oluşturmak ve dünyayı kurgulamak için ortaya çıkarılan araç, hikâye ilerledikçe anlatının temelinde kendisine önemli bir yer ediniyor.

İşte eserlerin ardındaki fikri daha iyi anlayabilmek adına kurgularda kendisine yer bulmuş, önemli beş taşıta gelin, birlikte göz atalım.

1. İntegral

Yevgeni Zamyatin’in meşhur Biz romanı, distopyanın en büyük dört eseri arasında oldukça kritik bir yere sahip. Komünizm eleştirisi olduğu gerekçesiyle Sovyet Rusya’da, kapitalizm eleştirisi olduğu gerekçesiyle de Amerika’da yasaklanan kitap, yazarına yaşadığı dönemde ün getirmeyi başaramamıştı. Fakat distopya edebiyatının en güçlü eseri olduğu anlaşıldığında, açtığı yoldan birçok başarılı yazar yürümüştü.

İnsanların isimlerinin değil kodlarının olduğu bir gelecekte, vatandaşlar medeniyetin simgesi cam, elektrik ve ateş soluyan İntegral uzay gemisini inşa ediyorlar. Böylelikle yüzyıllar öncesinde yeryüzünü Tek Devlet egemenliği altına almış olan insanoğlu, sonunda, acizlikleri içinde yaşayan uzaylılara da medeniyeti götürmeyi hedefliyor.

Zamyetin bu noktadan sonra İntegral gemisinin mühendisi D-503’ün hikâyesini anlatmaya koyuluyor, okuyucu olarak bizler de bu taşıtın önemini kavramaya başlıyoruz. İlk sayfada anlatılan İntegral’in modern tasviri, eserin her noktasında yansımasını buluyor. İntegral gibi tüm şehir de camdan kurulmuş durumda. Fakat Zamyetin, İntegral gemisinin nasıl çalıştığına dair bilgi vermiyor. Yani yazar aracı, mühendisliğin ve teknolojinin maddesel basitliğinden çıkartıp, ona daha metafiziksel anlamlar yüklüyor. Dolayısıyla İntegral, maceramız boyunca anlatılan distopyanın maddeye bürünmüş karşılığı oluyor. Kitabın sonuna vardığımızda ise uzay gemisi havalanma fırsatı bile bulamadan bizleri, kaçınılması mümkün olmayan distopyadan, özgürlüğün ve adaletin olduğu dünyaya götürüyor.

Başka bir deyişle, İntegral uzay gemisinin taşıdığı şey bedenler değil, fikirler oluyor.

2. Zaman Makinesi

Düşüncelerin başka yerlere taşınması oldukça metafiziksel bir anlatım. Peki, insanın zamanın içindeki hareketleri nasıl yorumlanmalı? H.G. Wells, 1895 yılında yazdığı Zaman Makinesi – Bir Buluş adlı eserinde bu sorunun cevabını başarılı bir şekilde vermişti.

Aslına bakılırsa Wells’in eleştiri olarak ele aldığı bu eserde zaman makinesi olması gerektiği gibi, hikâyeyi anlatabilmek için ortaya atılan “araç” olarak ele alınıyor. Makineyi ilk olarak masa saati büyüklüğündeki maket olarak görüyoruz. Wells ise bize düzeneğin içindeki “…fildişi, neredeyse kristalimsi sıvı” dışında pek bir şey anlatmıyor. Ayrıca ileri çevirdiğinizde sizi geleceğe, geri çevirdiğinizde de geçmişe götüren bir kolu da bulunuyor.

Zaman Makinesi bu noktada sadece edebi eleştiri eseri olarak değil, aynı zamanda uzay-zaman kavramları üzerinde düşündüren bir eser olarak da yorumlanabilir. Wells de Zamyetin gibi bize, kurgusal yaratısının nasıl çalıştığına dair ayrıntılı bilgiler vermiyor. Çünkü mesele bu taşıtın nasıl çalıştığı değil. Önemli olan gezginin bu taşıt sayesinde zamanda yolculuk yapabilmesi. Dolayısıyla “makine”, anlatının meydana gelebilmesi için ortaya çıkarılan ve incelikle düşünülmüş bir alegoridir. Bu açıdan bakıldığında Wells, kurgunun bilime olan zamansız ilgisini gözler önüne seriyor.

İşte bu yüzden kullanıcısını mekanda değil de zamanda taşımayı başaran Zaman Makinesi listede ikinci sırayı alıyor.

3. Altın Kalp

H.G. Wells’in sadece zaman içinde hareket edebilen makinesinden sonra Douglas Adams’ın uzay-zaman içinde hareket edebilen Altın Kalp gemisine biraz daha yakından bakalım. 

Douglas Adams’ın kaleminden çıkan Otostopçunun Galaksi Rehberi, kurgusal eserlerin arasında belki de en garip ama bir o kadar da anlamlı eserlerinden.  Altın Kalp isimli uzay gemisi de kitabın ufak bir benzeri olarak karşımıza çıkıyor. Üstelik bu garipliğini sadece inanılmaz teknolojik donanımıyla değil; yolcuları, manik-depresif mürettebat robotu ve otomatik açılan kapılarıyla da gösteriyor. Uzay gemisini betimlerken Douglas Adams her ne kadar Star Trek’ten tanıdığımız Atılgan gemisine atıflarda bulunsa da Altın Kalp uzay gemisini, benzerlerinden ayıran çok önemli bir özelliği var: Geminin uzay-zaman içinde hareket edebilmesini sağlayan Sonsuz İhtimalsizlik Motoru.

Gelecekte Bambleway 57 meson-altı beyin mantık devrelerinin, güçlü bir Brownian Hareket üreticisine sarkıtılmış atomik vektör belirleyicisine basit bir şekilde bağlamak ve ufak miktarda “sonlu” ihtimalsizlikler üretmek oldukça basitti. Fakat bir uzay gemisinin “sonsuz” ihtimaller arasında belirli noktayı seçmesi ise bunun ihtimalsizliğinin ne kadar “sonsuz” olduğunun belirlenmesi ile mümkün olabilirdi. Bu nokta Sonsuz İhtimalsizlik Motoru sayesinde ölçülüp o noktaya gelindiğinde ise Altın Kalp, uzaydaki her bir noktadan aynı anda geçebilecek kapasiteye ulaşmış olacaktı. Evet, Douglas Adams’ın sade ve gayet anlaşılabilir şekilde anlattığı uzay gemisinin çalışma prensibi bu şekilde. Böylelikle sadece uzay gemisinin nasıl çalıştığına dair yapılan bu açıklama bile Otostopçunun Galaksi Rehberi kitabını hızlıca özetliyor.

Altın Kalp’in bir diğer özelliği ise çok cana yakın bir arayüze sahip olması. Zaphod Beeblebrox tarafından her seferinde azarlanıp üzülse de neşesinden ve esprilerinden ödün vermiyor. Arayüz gibi kapılar da görevlerini yapmaktan, yani açılıp kapanmaktan oldukça mutlu olan, bunu yapmak “isteyen” parçalardan oluşuyor.

Bütün fizik-üstü teknolojisi sayesinde Altın Kalp yolcularını, evrenin sonundaki restorana, göz açıp kapatana kadar götürmeyi başarıyor. Yine de uzay gemisine binerken kendi çayınızı getirmeniz gerektiğini aklınızda bulunurun. Çünkü uzay-zamanda tüm ihtimalsizlikleri hesaplayarak aynı anda evrenin her noktasını gezen bu uzay gemisi, çay demleyemiyor.

4. Archimedes

Geleneksel anlamda düşünüldüğünde kurgusal taşıtlar arasında en çok bilinenlerinden birisi tabii ki Alan Moore’un meşhur Watchmen eserinden Archie. Gözcülerin karanlık şehrin sokaklarında güvenliği sağlamak için kullandıkları bu uçan gemi, oldukça farklı fonksiyonlara ve anlamlara sahip.

Gözcüler ekibinden Gece Kuşu takma adlı Dan Dreiberg’in muhteşem aerodinamik becerileri tarafından ortaya çıkarılan Archimedes, Rorschach ile çetelere karşı verdikleri mücadelede önemli bir görev üstlenmişti. Kahramanlarımızı belirli noktalara taşımasının yanı sıra sahip olduğu teknolojik ekipmanları, aslında Dan Dreiberg’ün mühendislik açısından ne kadar başarılı olduğunun sinyallerini de veriyor. Böylelikle hikâye boyunca Gece Kuşu’nun suçla savaş sırasında kullandığı tüm teçhizat daha da inanılabilir hâle geliyor.

Baykuş şeklinde tasarlanan Archie, dönemin son teknolojisini bünyesinde barındırıyor. Yüksek irtifada kendisini gizleyebilecek sis bulutları oluşturabilirken aynı zamanda radyasyona karşı dayanıklı kaplaması da bulunuyor. Bunun dışında askeri teleskoplar, kablosuz televizyon bağlantısı, kameralar, makineli tüfek, elektromanyetik bombalar ve otomatik kahve makinesi de barındırıyor. Ayrıca pilotun iki pencereden de kontrolü rahatça sağlayabilmesi için koltuğun kayabildiği raylı bir sistem de kurulmuş durumda. Bu arada unutmadan, bazı zamanlarda yanlışlıkla basıp gökyüzünde kocaman bir alev topu oluşturabileceğiniz alev silahı da mevcut.

5. Atlıkarınca

Neil Gaiman, Amerikan Tanrıları ile gerçekliğin çok farklı boyutlarında yaşanan savaşı gözler önüne sermişti. Eski tanrıların, modern tanrılar ile olan mücadelesini, hiçbir şeyden haberi olmayan Gölge isimli ana karakterimiz üzerinden başarılı bir şekilde anlatmıştı.

Kayadaki Ev’de bulunan Atlıkarınca ise yine bedensel olarak bizi bir yere götürmeyen, daha çok zihinsel bir yolculuğa çıkaran taşıtlardan. Atlıkarınca, aslında Gaiman’ın kitapta bahsettiği hâliyle tanrıları sahne arkasına -ya da söylemek istedikleri kadarıyla insanların yürekleri ve zihinlerine- götürmekte kullanılan bir araç. Böylelikle eskinin tapınılan semavi varlıkları gerçek benliklerine bürünebiliyor.

Her tanrı kendi mitolojisinin simgesi olan hayvana bindiğinde, Atlıkarınca sadece kendi etrafında dönmüyor, kendileri gibi farklı evrenlere doğru yola çıkıyorlardı. Dolayısıyla Amerikan Tanrıları eserinde bize tanıtılan Atlıkarınca belki de ölümlülerin hiçbir zaman kavrayamayacağı ulvilikte, bambaşka semavi varlıkları, bu evrenden başka evrenlere taşıyor.

İşte, kurgusal evrenler belki de bu yüzden birçok okuyucuyu kendisine çekmeyi başarıyor. Çünkü gerçek hayatta sizin düşüncelerinizi, bedeninizi veya tanrılarınızı zamanda, mekânda veya uzayda taşıyabilecek bir araç yok. Oysa hayal gücü önce size her şeyin olabileceğini söylüyor, sonra da bunu tüm kalbiyle kanıtlıyor.

Yazan: Oğuzhan Açıkalın

Yazar

Geekyapar okurları Yazı Çağrısı altında toplaşıyor, belirlenen konularda kalem coşturuyor. Sen de parçası olmak istiyorsan, duyuruları takip et!

Bir Yorum Yazmak İster Misin?

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.