3. Splatter Film

splatterfilm

 

Ben bu hikayeye çok gülüyorum. Adından konuyu çıkarabileceğinizi düşünmeyin, imkanı yok. Olayımız genç bir adamın Güney Amerika’dan getirdiği gizemli bir küp bal hakkında. Yiyenin hayran kaldığı bu doğa harikası bal hakkında bilinmesi gereken çok önemli bir nokta var: “Sakın yediğinizi fark ettirmeyin. Yoksa sizi bulur” Detay verip hikayenin ruhunu bozmak istemiyorum. Açıkçası okurken çok eğlendim. Bir korku alttürü olan splatter sinemasına daha zeki bir saygı duruşu yapılamazdı.

Okumak için: Splatter Film

 

2. A Deserter in the House

Deserter_in_the_house

Bu gerçekten çok ilginç ve ürkütücü bir iş, hatta okuduğum en güzel Junji Ito hikayelerinden olabilir. İkinci Dünya Savaşı biteli sekiz sene olmuştur ve herkes savaş sonrası yaşama adapte olma derdindedir. Bir kişi hariç. Küçük bir köyde bir ailenin kilerinde saklanan Fukurawa, savaşın hala devam ettiğini zannetmekte, her gün sadece yemek yemek için kilerden dışarı çıkmakta, sonra yeniden karanlığa dönmektedir. Aile Fukurawa’ya nazik davranmaktadır ama kimse gerçeği açıklamamaktadır. Zira Fukurawa’nın bu çileyi sonsuza kadar çekmesi gerekmektedir. O bir kaçaktır ve ülkenin gururunu hiçe sayanların huzur bulmaya hakkı yoktur. Görece uzun hikayede son birkaç sayfaya kadar korku öğesine denk gelmiyoruz, ancak son sayfalarda Ito harika bir iş çıkarıyor ve bizi gerçekten ters köşeye yatırıyor. Son birkaç karede gerilmemek elde değil. Zeki bir hikayecilik barındıran A Deserter in the House için Ito dönemin koşulları hakkında bir uzmandan da (Yoichi Yoshimura) destek almış, yani tarihi arkaplanımız da sağlam.

 

Okumak için: A Deserter in the House

 

1. Frankenstein

FA_image_00043579

 

Frankenstein Ito’nun belki en korkutucu işi değil ama üzerinde harcanan emek onu birinci sıraya yerleştiriyor. İngiliz yazar Mary Shelley’nin muhteşem eserinin bu yorumlanışı zaten oldukça dehşet verici olan yapıyı adeta şaha kaldırmış. Shelley meşhur kitabını 19. yüzyılın başında, henüz daha 20 yaşındayken bitirmişti. Genç kadının üstün yeteneği dönemin zor koşullarının yarattığı travmalar ile birleşince Frankenstein yani modern çağların Prometheus’u hayat bulmuştu. Kitaptaki bugün bile tabuları zorlayan, gerilimi bol anları bir de Ito’nun çizgileriyle okuduğumuzda gerçekten esere hayranlık duymadan edemiyoruz. Şahsen bu hikayeyi okuduktan sonra Shelley’in orijinal eserine yeniden dönüş yapmak için içimde büyük bir istek oluştu. Kış gecelerimi bu eski hüzünlü zombiye adamakta sakınca görmüyorum.

Okumak için: Frankenstein

1 2
Yazar

Eskilerin dediği gibi: "You must gather your party before venturing forth"

5 Yorum

  1. Yine Geekyapar’ın tavsiyesiyle Junji Ito’nun Black Paradox’unu okumuştum. Sıradışı bir korku deneyimi olduğunu söyleyebilirim. Bu mangaka yatağın altındaki canavardan ziyade hayattaki her şüpheli harekete karşı korku yaratıyor.

    • Mangaları Türkçe okuyabileceğim bir site var mı? Lütfen bilen cevaplayabilir mi 🙁

  2. bu mangalara nerden ulaşabilirim yada okuyabilirim bilgilendirirseniz sevinirim 🙂

Bir Yorum Yazmak İster Misin?

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.