Kendimi bazen bir takım geek davalarının bayrak adamı gibi hissediyorum. Bu kimsenin bana bahşettiği bir görev değil, ya da bunun tarafıma indirilmiş bir görev falan olduğunu düşünmüyorum. Bence bu geek’likle ilgili bir şey. Bir şeyi çok sevip, etrafımızdakilerin kıymetini bilmediğini düşündüğümüzde onun hakkında bağırıyor ve iyi olmasının sebepleriyle ilgili sonsuza kadar konuşuyoruz gibi geliyor bana. Bazen bu bağırma çağırma kimsenin okumadığı bir çizgi roman hakkında oluyor, bazen ülkemizde çok yaygın olmayan bir FRP setting’i, bazen de herkesin kötü zannettiği ama gittikçe iyiye giden ve ciddi anlamda bir kalite standartı yakalayan bir dizi.

Agents of SHIELD da işte o davalarımdan biri benim. Uzun zamandır bu sayfalarda dizinin geçen sezonun sonlarından beri ne kadar iyi olduğunu anlatmaya çalışıyorum. Agents of SHIELD S02E04 de bu bağlamda yine elime koz veren şeylerden biri oldu benim için. Ama bu sefer daha önce anlattıklarımdan farklı bir şey vardı bölümde… Daha önce sizlere şunu söylemiştim, dizi bütün karakterlerinin hikaye içerisindeki görevlerini ve yerlerini değiştirmiş, her birini daha fazla randıman verecekleri vazifelere atamıştı. Sistem karşıtı ergen triplerindeki Skye gözüpek ve sivri dilli bir ajan olup tam bir Whedon kadını olmuş, komikli nerd Fitz tam bir Akıl Oyunları moduna girip çok ilgi çekici bir “otistik dahi” (bu kelimeyi hakaret olarak kullanmıyorum) karakterine bürünmüş (ki yani söylemem lazım, Iain de Caestecker resmen ödüle oynuyor, yok böyle bir performans), Ward da tabir-i caizse tam bir Hannibal Lecter olmuştu.

Agents of SHIELD S02E04 Fitz

Bu bölümde de bunları gördük kesinlikle. Ward’ın sahnesi yoktu, ama Skye-Hunter-Tripp-Mack-Fitz beşlisinin muhabbetleri eski karakterlerin yeni yerleri ve yeni karakterlerin diziye giriş noktalarının ne kadar kuvvetli olduğunu tekrar gösterir gibiydi. Artık SHIELD sadece ekibin muhabbetlerini gösterirken bile eğlenceli olabilen, bunun üzerinden aynı Lost’un vakti zamanında çok iyi yaptığı gibi ilginç karakter öyküleri çıkartabilen bir dizi. Fitz’in kafasındaki Simmons ile olan hesaplaşması ve sonunda gruba katılışı o tadı bir kez daha verdi izleyiciye. Aynı şekilde May ve Coulson’ın “eski dostlar” kimyasını izlemek de çok keyif vericiydi…

Ama benim vurgulamak istediğim şey bu değil. Agents of SHIELD S02E04 ile gösterdi ki evet, bunları iyi yapmaya devam edecek. Fakat bu bölümde kanıtlaması gereken bir şey daha vardı ki, onu da diziye yeni eklenen Kevin Tancharoen’in kutsal dokunuşuyla fersah fersah ispat etti: Aksiyon sahneleri. Uzun zaman sonra ilk defa Ming-Na Wen’i hak ettiği ölçü ve çapta kullanarak bölüme başladı dizi ekibi. SHIELD’ın başından beri yabancıların “resting bitch face” dediği şeyde kısıtlı kalmış Wen, bölümün başında kahkahalar attı, flört etti… A Takımı, Charlie’nin Melekleri, Chuck gibi komikli ajan işlerinde sık sık gördüğümüz “karakterleri undercover kisvesi altında başka şekillerde görme” yöntemi çok sağlam işledi bu bölümde. Bunu da daha sık kullanmalılar.

Agents of SHIELD S02E04 Coulson May Dancing

Ama dedim ya, ben özellikle aksiyon sahneleri üzerinde durmak istiyorum sevgili geekyaparlar. Yukarıda Kevin Tancharoen’den bahsettim. Kendisinin ismini sağlam gamer arkadaşlar muhtemelen biliyorlardır. Tancharoen, diziyi eşi (ve Joss Whedon’un kardeşi) Jed Whedon ile yazan Maurissa Tancharoen’in kardeşi olmanın yanı sıra, aynı zamanda meşhur web serisi Mortal Kombat: Legacy’nin de yönetmeni. Eğer MK: Legacy’nin bir bölümüne bile denk geldiyseniz, Tancharoen’in o hepimizin içini gıcıklatan, “HAH!” diye ekrana bağırtan dövüş sahnelerini ne kadar başarıyla çektiğini bilirsiniz.

Deneyimli yönetmen bu sahneleri Agents of SHIELD S02E04 bölümüne de yedirdi. Agent May ile kendisini Captain America 2’de Black Widow’un kullandığı maske teknolojisiyle taklit eden Agent 33 arasındaki dövüş, tam anlamıyla tatmin ediciydi. Tancharoen muhtemelen çekerken bir noktada MK: Legacy’ye de selam çakmayı kafasına koymuş olmalı; zira dövüşün final sahnesi tam bir Fatality hareketiydi ve gerçekten de izlemesi inanılmaz keyifliydi. Legacy’nin demo görüntülerini cüzi bir paraya çekmiş olan ve dolayısıyla ucuza sağlam dövüş koreografileri yaratmasını çok iyi bilen Kevin Tancharoen’i dizi daha çok kullanmalı.

Agents of SHIELD S02E04 May vs May

Çünkü Arrow’u bu denli popüler yapan, Agents’ı da süper güçlü karakterler işin içine girmeden seyri keyifli bir dizi hâline getirecek olan şey bu tip heyecanlı dövüş sahneleri. Unutmayalım, bu diziyi izleyen insanlar Lost-vari bir grup içi drama bulup keyif alabilirler. Ama televizyonlarını muhtemelen bunun için açmadılar. İnsanların bu diziden birincil beklentisi bir Marvel Cinematic Universe işi gibi hissettirmesi. Bunu sağlamanın yollarından ikisini de bu bölümde gördük. Birincisi, MCU’da var olan teknoloji ve karakterleri ufaktan diziye dahil etmek (o maskeyi görmek hoş bir sürprizdi örneğin), ikincisi de MCU’yu bu denli popüler yapan aksiyon sahnelerini bir şekilde yedirmek…

Bu bağlamda Tancharoen’e büyük bir tebrik geliyor bizden. Ben de tekrar bayrağımı sallayıp, “izleyin artık şu diziyi!” diye bağırmaya ufak ufak devam edeyim. E herkese bir uğraş lazım neticesinde…

Yazar

Yalnız olduğunu düşünen, ama bunun uzun sürmeyeceğini bilen bir adam. Bir gün Kaliforniya'nın yeşillikleri uğruna Arizona'daki evini terk edip gitti, geri dön çağrılarına da kulak vermiyor.

Bir Yorum Yazmak İster Misin?

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.