Hemen malumun ilanıyla başlayalım: Kyle MacLachlan müthiş bir adam. Gerçekten. Sadece mazisinde Dune gibi bir film olduğu, Twin Peaks gibi bir dizide oynadığı ve How I Met Your Mother’dan Sex and the City’ye kadar tonla farklı işte yer aldığı için demiyorum bunu. Hakikaten çok sağlam ve etkileyici bir aktör MacLachlan. Kendisinin diziye girişini de zaten davul ve zurnalarla kutlamış, ama Agents of SHIELD S02E05 bölümüne kadar şöyle bir iç rahatlığıyla keyfine varamamıştık kendisinin. Aralarda çıkıp, manidar manidar konuşuyor, gelecek bölümlere pas atıyordu. Bu bölümde ilk defa, hatta MacLachlan’ın kariyerinde uzun süreden sonra ilk kez sağlam bir karakter eline geldi mi, ne kadar leziz bir gariplik içerisinde olabildiğini hatırladık.

Jed Whedon ve Maurissa Tancharoen’in dizisi bu sene bu tip kadro genişlemelerini hep çok düzgün şekillerde yaptı zaten. Henry Simmons’ın herkesin “bro’su” olmasını isteyeceğiniz Mack’i, geçen sezonun sonundan gelen B.J. Britt imzalı Tripp’i, Nick Blood’ın diziye çok hoş bir hava katan Lance Hunter’ı ve tabii ki bu bölümde diziye dahil olan Adrianne Palicki ve onun canlandırdığı Mockingbird karakteri. Dizi ciddi bir kadro genişlemesine gitti geçen sezondan beri ve yanlış tek bir adım atmışa benzemiyorlar.

Agents of SHIELD S02E05 The Doctor

Bu sadece iyi çocuklar için değil, Bakshi ve Diamond gibi HYDRA’cılar, Talbot gibi ek kıl karakterler için de geçerli bir beyanat. Dizinin bu seneki kadrosunda neredeyse boş adam yok ve Agents of SHIELD S02E05 bunu bir defa daha kanıtladı. Ama dürüst olayım, çok uzun zamandır borazancılığını yaptığım dizinin bu sezonki en durağan bölümlerinden biriydi S02E05. Bunda belki de bir nevi geçiş bölümü olmasının da payı vardı.

Geçen sezondan en büyük fark, bu sene dizinin çok daha hızlı hareket etme lüksüne sahip olması. 1. sezon boyunca büyük twistlerini patlatmak için Captain America 2’yi beklemek zorunda kalan Whedon & Tancharoen çifti bu sene çok daha özgür hareket ediyorlar. Bu da diziye büyük bir hız kazandırıyor şüphesiz. 1. sezon olsa Ward ve Skye arasındaki “baban kim bilemezdin şerefsiz” hikayesi çiklet gibi uzatılır, çözülmesi aylar alırdı. Fakat şimdi birkaç hafta içerisinde mesele neticelendi, taraflar tatmin olmuş bir biçimde alt hikayeden ayrıldı ve eldeki bilgilerle büyük resme bir adım daha yaklaşıldı.

Agents of SHIELD S02E05 Mockingbird

Aynısı diğer hikaye örgüleri için de geçerli. Fitz’in kafasındaki Simmons ile olan hesaplaşması güzel bir hızda çözüldü. Hakeza Hunter’ın kadroya dahil oluş şekli ve Mockingbird ile olan mazisinin ipi güzel bir sahneye vardı. Coulson ve Skye arasındaki garip uzaylı yazıtları mevzusu da leziz bir hızda ilerliyor. O yüzden geçiş bölümü diyorum ya zaten Agents of SHIELD S02E05 için? Geçen bölümlerden kalan açıkları hızlıca toparlayıp, büyük resmi bir adım daha geriden görebilme şansına eriştik bu bölüm. Bu bağlamda durağanlık biraz açıklanabilir seviyedeydi.

Bu hızlı ilerlemenin tek kötü yanı da bu bölümde vuku buldu. Bana soracak olursanız dizi dev bir fırsatı kaçırdı. Evet, Mockingbird karakteriyle tanıştık ve gerçekten Adrianne Palicki’nin role çok yakıştığını en iş bilmeyen şahıs bile görebilir. Palicki karizmatik bir kadın ve “katı HYDRA ajanı” tiplemesinden, “neşeli SHIELD ajanı” tiplemesine çok müthiş bir kolaylıkla geçti. Fakat keşke, dizi Mockingbird’i ana kadroya eklemleyip, Hunter ile aralarındaki çekişmeden ekmek yemek yerine kendisini bir nevi Simmons’ın hamisi olarak HYDRA’da gizli ajan olarak tutmaya devam etseydi.

Agents of SHIELD S02E05 Alien Writings

Çünkü HYDRA’nın içerisinde SHIELD’ın bir ajanı olması diziye ilginç bir kapı açıyordu. HYDRA öyle çok iç mekanizmalarını görebildiğimiz bir örgüt değil. Dizinin bir taraftan Cap 2’deki olaylardan sonra SHIELD’ın yeniden kurulmasını konu alıyor olması, bir taraftan da aynı darbeyi yiyen HYDRA’nın yeniden yapılanmasıyla ilgileniyor olması güzel bir fikirdi. Gelin görün ki Whedon ve Tancharoen, HYDRA’ya yerleşmiş olan Simmons’ı biraz erken çekti organizmanın içinden. Bunun sebebi şüphesiz Mockingbird’i de, gerçek Simmons’ı da kadroya tekrar yerleştirmek. Ama bana öyle geliyor ki, bu konudan çıkacak daha ekmek vardı, yazarlar biraz aceleci davrandı…

Ama siz durağan deyip, eleştirdiğime bakmayın. Dizi yine güçlendirdiği taraflarından bir şey kaybetmediğini kanıtladı bölüm boyunca. Karakterler arası etkileşimler hâlâ delicesine keyifli ve Mockingbird’in girişi de bu keyfin artacağına delalet. Geçen sezon boyunca can sıkan gizemler bu sene hızlı ve öfkeli bir şekilde ilerlediklerinden, merak dahi uyandırmayı başarıyorlar. Gerçekten de bir plato bölümüydü Agents of SHIELD S02E05, ama sonrasında gelecekler için delicesine ümit vermeyi de başardı. Şimdi zaman önümüze bakıp, o yazıtların da, Skye’ın babasının da, Whitehall’ın da nereye varacağını görme zamanı. Ve insanın içi gerçekten de keyifle doluyor düşününce…

Yazar

Yalnız olduğunu düşünen, ama bunun uzun sürmeyeceğini bilen bir adam. Bir gün Kaliforniya'nın yeşillikleri uğruna Arizona'daki evini terk edip gitti, geri dön çağrılarına da kulak vermiyor.

Bir Yorum Yazmak İster Misin?

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.