Bir dizi düşünün. Animasyon. Simpsons’ın yaratıcısı yapmış bu diziyi, çizimlerinde onun tarzı çok net hissediliyor. Gelecekte geçiyor bu dizi, kendi halinde bir kuryenin yanlışlıka (ya da öyle mi?) dondurucu makineye düşüp, 3000 senesine gitmesini konu alıyor. Bir dizi düşünün ki kendini tanımlamak için bütün bu cümleleri kullanıyor, ama bittikten bir sene sonra diziyi izleyenlerin aklında en çok ağlatan bölümleri kalıyor.

Futurama’dan söz ediyorum elbette. Matt Groening ve David X. Cohen‘in dizisi hiçbir zaman ajitasyonlu, “Vah yavrum” nidalı ağlatmadı. Futurama’da hep boğazımız tıkandı, gözlerimiz doldu. Belki mendile sarılmadık, konu komşuyla olanların kritiğini yapmadık ama bir garip olduk be usta!

Fry o mezarın üzerindeki sarmaşıkları temizleyip, mezar taşı yazısını gördüğünde; Seymour öylece dükkanın önünde beklerken arkada I Will Wait You çaldığında, Fry Leela‘nın sarkıtlarla yazdığı mesajı gördüğünde ve şeytan en sonunda ellerini geri aldığında kaldık öyle bir süre.

Muhtemelen anlamışsınızdır, bu yazı Futurama’ya yönelik bir aşk mektubudur.

Fry Coffee

Neydi Futurama‘yı bu kadar güzel kılan?

Öncelikle Futurama‘nın The Simpsons gibi yergi derdi hiçbir zaman olmadı. Family Guy gibi absürtlük peşinde de değildi.

Futurama‘nın derdi, daha ikinci bölümü The Series Has Landed‘la ayyuka çıkmıştı zaten. Futurama inandırıcılık ve komiklik arasındaki bir çizgiye oturttuğu karakterleriyle yeri geldiğinde güldüren, yeri gerçekten geldiğinde de hislendirmeye oynayan bir dizi olacaktı.

 

“I’ll never forget him. But he forgot me a long, long time ago”

Bunu yapabilmek için Futurama karakterlerini zamanda ileri götürmekten kaçınmadı. Marge ve Homer‘ın ilişkisi, arada yapılan şakalar haricinde sanki her bölüm baştan yaşanıyormuş gibidir ya hani? Hani Marge Homer‘ın eşekliklerine sanki bu ilkiymiş gibi katlanıp onları affeder? Futurama bunu yapmadı. Dramasını süreklilikten çıkarıyordu çünkü.

İşte bu süreklilikte yazarlar karakterlerinin yeni boyutlarını gösterecek alanı buldular. Az önce bahsettiğim bütün o dramatik anlar geçmişte süreci işlenmiş çatışmaların, sorunların sonunda ortaya çıktılar.

Jurassic Bark bölümü Fry ve Bender‘ın ilerleyen ilişkisini ve Fry‘ın gelecekteki yalnızlığını işleyen önceki bölümler yüzünden bu kadar vurucuydu.

Yazarlar bu bağlı hikâyeler sayesinde bizi Planet Express mürettebatına dâhil edip, onların üzüntülerini üzerimize almamızı sağladılar. Çünkü biliyorduk ki Philip J. Fry ve arkadaşları her bölüm resetlenen insanlar değillerdi.

Onların hislerine empati yapmak, bir sonraki bölümde beyhude olduğu anlaşılacak bir çaba değildi.

God Bender

Bütün bunların ortasında Futurama cidden sürükleyici bir komedi dizisiydi de. Sürükleyici kısmı damarlarında gezen serüven kanından geliyordu. Komedi kısmı ise muhteşem öykülerinden. Groening ve Cohen‘in dizisi Family Guy ve South Park‘ın sıklıkla oynadığı “Oha bunu dediklerine inanamıyorum” kahkahasına hiç yeltenmedi.

Onların daha ziyade meyli popüler kültür referansları istikametindeydi. Ally McBeal‘ından A Space Odyssey‘ine pek çok sağlam bölüm bu konsept üzerine kuruldu. Popüler kültür ürünlerini alıp, dalgayı geçmek tüm mesele değildi, karakter mizahı da bolca dönüyordu ama iskelet genelde bu şekildeydi.

“I’m going to build my own theme park! With blackjack! And hookers!”

Bu dizinin kimyasına da çok oturuyordu bir noktada, zira az önce bahsettiğim, sizin karakterlere olan bağınız parodi üzerinde yapılan esprilerin değerini arttırıyordu. Çünkü parodinin içinde parodi edilen şeyin saçmalığını veya eksikliğini dile getiren karakter sizin arkadaşınız olmuş izlerken, onun dediği şeye inanıp gülmemek kolay mı?

Bender’ı HAL 9000 tarzı bir uzay gemisiyle flört ettirmekten söz ediyorum. Ya da Leela’yı Married with Children vari bir aileye sokmak, çünkü Leela’nın sesi, Married with Children’daki Peg. Arcade oyunlardan çıkma karakterler dünyayı işgal ederken savunan olarak Philip J Fry’ı görmek. Bu karakterlerle bağ kurmuş olmasanız, işlemeyecek parodiler bunlar.

ALeelaofHerOwn

Bu iki uca örnek istiyor musunuz? Benim için iki tarafı da mükemmel özetleyen iki bölüm var. Darmadağın eden kurgusuyla The Sting ve o muhteşem komik serüven hissiyatıyla Godfellas. Ama burada size “Bu iki bölümü seyredin” diyemem. Çünkü dedim ya, önceden oluşmuş bir bağa güvenen işler bunlar. O bağdan beslenen ve o bağı takip edenleri ödüllendiren işler. O yüzden başka bir şey diyeceğim.

Eğer hiç izlemediyseniz, şimdi Futurama’yı izlemeye başlayın. Çünkü bu ve bunun benzeri bölümlere geldiğinizde, kurduğunuz bağın mükafatlarını alıyormuş gibi hissedeceksiniz. Ve o an, biliyorum, Philip J. Fry, Leela ve Bender için kafanızda apayrı bir odacık açılacak.

Please don’t stop playing Fry. I wanna hear how it ends.

new_new_york

Yazar

Yalnız olduğunu düşünen, ama bunun uzun sürmeyeceğini bilen bir adam. Bir gün Kaliforniya'nın yeşillikleri uğruna Arizona'daki evini terk edip gitti, geri dön çağrılarına da kulak vermiyor.

Bir Yorum Yazmak İster Misin?

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.