Bu hafta da Doctor Who incelememizle karşınızda hazır ve nazırız. Bu bölüm Hong Kong‘tan Peru‘ya yayılan virüsün peşinde, plastik poşetten geçilmeyen kıyılarda, Hitchcock filmlerinden çıkma kuşlarla ve kalabalık bir ekiple ilerliyoruz. Bakalım Doktor bu sefer insanlığı enfekte olup toza dönüşmekten kurtarabilecek mi? Peki nedir bu salgının aslı?

Unutmayın, bu yazı bolca spoiler içerecek, bölümü izleyip heyecanla beklediğimiz sezon finaline bir adım daha yaklaşın deriz.

Bölümün Orphan 55‘a benzediğini söyleyerek başlayacağım. Kesinlikle “filler” denilen bir bölümdü. Chris Chibnall‘ın yardımcı yazarlık yapması nedeniyle bölümle ilgili hayallerimiz vardı halbuki. Beynimizi yakan ve eski Whovianların meşaleleri yakmasını sağlayan önceki bölümle veya sezonun ana hikâyesiyle alakalı hiç bir detay yoktu. Hikâye de dudak uçuklatacak seviyede olmayınca seyircinin aklı bir önceki bölümde ve sezon finalinde neler olacağında kalıyor pek tabii.

Bölümde, Orphan 55’teki gibi yine gezegenimizi korumamız gerektiği mesajı veriliyor, ki bence bu bölüm bu görevi Orphan 55’ten çok daha iyi yerine getiriyor. Kimse çıkıp nutuk atmıyor, sadece sessiz sedasız şunu söylüyorlar: “Plastik dolusun, içinde o çirkin taneler bulunan diş macunlarından hiç mi diş fırçana sürmedin? Yok olmayan ve çevrede uzun süre kalan plastik poşetlerden kullanmadın mı?” Kuşların karınlarının içi de plastik dolu ise, bunu direkt gösteriyor. Okyanusta plastikten oluşmuş adacıklar mı var? Bu kadar yapay bir maddeden adacık oluşmuş diyorum, demek ki o kadar çok var Dünya’da bu maddeden, endişe uyandıracak kadar berbat bir durumdayız. Bunu benim az önce yaptığım gibi de söylemiyor bölüm, “E o zaman sahnelerden biri basbayağı bu plastik imparatorluğunda geçsin” diyor. Bence bu bir artı.

Senaryosu böyle sezon doldurmalık bir bölüm için iyiydi, bir de virüs salgınından bahsedince her tarafta Corona virüs ile ilgili konuşan, bu konu hakkında endişelenen, maskeli ve çekik gözlü insan döven bizlerin dikkatini çekmesi nispeten daha kolay. Bu virüs için Dünya’ya gelip deney yapan uzaylılar fikri de çok hoşuma gidiyor, elinizde böyle bir güç olsa ve kendi ırkınızı iyileştirebileceğinizi bilseniz siz yapmaz mıydınız?

Yani Suki karakteri ilginç ve izlemesi zevkli biriydi ama onun yanında çalışan Amaru‘dan bir daha asla haber alamamamız çok rahatsız ediciydi. Kendisi insan mıydı, yoksa o da deney yapmak için mi buradaydı, bunu bile bilmiyoruz. Karakteri kullanıp atmak hiç hoş gelmiyor bana. Hatta bölümdeki fikirler çok hoşuma gitse de sadece Amaru’yu değil, bu fikri, Suki’yi, ”Are you my mummy?” tadında maskelerle dolaşan diğerlerini kullanıp atıyor bu bölüm. Hoş fikirleri biraz fazla hızlı harcıyorlar gibi. Olayı üstünkörü kavrayıp kapatıyoruz bu meseleyi.

Ardından bölümün en rahatsız edici detaylarından biri de Gabriela’nın bölümün sonunda musmutlu ayrılması, hem de arkadaşı günün başında toza dönüşerek ölmüşken. İnsan o kadar birlikte vlog çektiği arkadaşını hiç mi hatırlamaz? Uzun süre beraber gezdiğimiz biri ölünce hemen başkalarıyla uzaylı macerasına çıkarak tüm matem sürecini atlatabiliyor muyuz yani? Yeni tanıştığı iki insanla balayınızda vlog çekerim esprileri yapması, bölümü zorla mutlu sonla bitirmeye çalışmak gibi geliyor. Peki kendisinin bölümdeki amacı neydi tam olarak? Sadece Yaz’a eşlik etmek mi? Hazır Yaz demişken…

Kendisine bir cesaret geldi bu bölümde, bayağı Doktor’u bıraktı ve ikincil mekâna ilerledi. Hatta hiçbir güvenlik, önlem veya bilgi olmadan yabancı bir yere ışınlandı. Keşfettiği bu yeni yer, uzaylı bir gezegen olmadığından, sadece Hint okyanusunun altında olduğundan ötürü epey de canı sıkıldı. Polis olduğundan söz etti, galiba sonunda yol arkadaşlarına da bir arka plan hikâyesi, replik, bir karakter verilebileceğini hatırladılar. Graham bir kaç şaka yapıyor ve Adam ve Jake’in arasını düzeltiyor, Ryan da ölü kuş topluyor: Doktor, görev dağılımı yapmış bölümün öncesinde.

Diğer karakterler, yani evli çiftimiz Adam ve Jake açıkçası beni rahatsız etmedi. Orphan 55’i izlerken de bölüm boyunca birinin ölme ihtimali olan evli bir çift izledik, birbirlerine kavuşup kavuşamayacakları yine önemli bir mevzuydu, kimse nefret kusmadı. Hâlâ Doctor Who’da eşcinsel karakter görünce sırf bu sebepten ötürü nefret kusanları anlayamıyorum, 2005’te de vardı böyle ‘şeytan işi’ karakterler, dışarıda da var. Yok eğer bölümün kurgusu açısından değerlendiriyorsanız, karakterizasyona burun kıvırıyorsanız bilemem. Ama Jake’in varlığını bölümün sonuna kadar sorguladım ben de, neyse ki kendisi bozuk oto-pilotun yerini alarak önemli bir boşluğu doldurdu. Tabii o sahnede Doktor’un hemen olmazsa olmaz demesi biraz garip geldi, Doktor böyle patlayan uzay gemisi uçuran karakter olmayı sever çünkü genelde. Astronot arkadaş da ilacın ilk kendisinde denenmesi için gönüllü olunca, ikisinin de bir görevi olmuş oldu. Ancak ben ilaç filan yerine üzüm sirkesi kullanmalarını önerirdim.

Şimdi elimizde akıllıca bir fikirle yola çıkılmış ama özellikle tempo sorunlarından ötürü değerini biraz kaybetmiş bir bölüm kalıyor. Ayrıca önceki bölümde Doktor olduğunu iddia eden bir karakter ve Captain Jack Harkness gösterip ağzımıza bir parmak bal çaldıktan sonra, bu bölüme odaklanmamızı istemeleri kötü olmuş. Coşmamızı engelleyen en önemli unsur ise tek bölümde altı farklı karakter tanıtmaya çalışmaları. Üç farklı çifte ne gerek var ki? En sonunda bu karakterlerden biri tamamen unutuluyor, diğeri de canciğer olduğu arkadaşının ölümünü unutuveriyor. Bu kadar çok karakterle ve kırk dakikayla hikâyede böyle boşlukların bırakılmaması mümkün olamazdı zaten.

Şimdi söz sizde, bu bölümü beğendiniz mi? Sizce neler hoştu, neler tersti?

Yazar

İstanbul'da yaşıyor, buraya yazacak havalı bir şey de bulamadı. @charles_bourbaki

1 Yorum

  1. Herkesin aksine benimde begendiğimim bir bölümdü bence gabriela karakterini tekrar görücez grahamın did she said brains prular? Repliği hoştu doktorla yol arkadaşları bir uzak bir soguk sanki doktor onlara maaş veriyor görevleride yardım etmek gibi

Leave a Reply to Fatmanur Cancel reply

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.