Distopyaların gittikçe daha da gerçek olduğu şu son birkaç on yıldır insan sahiden de hayret etmekten kendini alamıyor.

The Handmaid’s Tale‘den söz ediyorum. Bir süre yüksek müsaadenizle, ciğer bitene kadar diziyi övmem lazım. Zira beni kolay kolay bu denli psikolojik anlamda etkileyebilecek başka yapım çok düşünemiyorum şu sıra. Korku filmlerinin bile kendi çapında bir etki süresi ya da büyüklüğü olur illa. Fakat şunu söyleyebilirim ki The Handmaid’s Tale tam anlamıyla o gerçeklik savar gözlüğü kaldırmaya yarayan en önemli distopik eserlerden biri.

Distopik eser deyince, aklınıza 1984 gelmesin bu saatten sonra. Yanılmanızı da istemiyorum. İşlerin nereye gittiğini, nasıl sonuçlanacağını ve bizleri ne gibi şeylerin beklediğini az çok aklı başında her insanın kestirebildiğini biliyorum; ama bu sadece bilmekle kalıyor ne yazık ki. Biz gerçeklere gözlerimizi kapadığımız sürece, bunlar hep distopik hikayeler olarak kalacak zihnimizde. Ama hayır; gözünüzü açın ve etrafınıza bakın, her şey gerçek.

Korkun, çünkü daha gerçekleşecek olanları henüz yaşamadık bile. Şimdiden içinde bulunmak istemediğimiz bir hayatı sürdürebilmek için önümüzde daha çok uzun yıllar var. Bunun için güçlü durmak, savaşmak ve en önemlisi de inancımızı kaybetmememiz lazım. Ama kime diyorum ki? Bunları yazarken bile aslında hiçbir gücümün olmadığının o kadar da farkındayım ki aslında… Şöyle uzaktan bir bakınca ne kadar acı olduğunu görebiliyorum, ama yapamıyorum. Değiştiremiyorum. İstemiyorum ama korkuyorum. Endişe duyuyorum. Karanlık temalardan, distopik öykülerden ve post-apokaliptik her türlü sağlam kurgudan hoşlandığımı söylüyorum; ama içten içe aslında hepsinin beni yeyip bitirdiğini biliyorum. Çünkü bu yaşayabileceğimiz en normal şey: Korkmak. Korkun, çünkü sahiden de korkutucu şeyleri görmek, bazen insanın gözüne inmiş o sis perdesini aralayıp acımasız bir gerçekliğe bakmaya yardımcı oluyor. Sanki taktığımız o gözlükleri bu distopyalar sayesinde çıkarıyoruz; ve çıkarınca da gördüğümüz mahşerden bozma bir ortam bizi hiç mi hiç stabil bir akıl sağlığıyla bırakmıyor.

Bütün bunları anlatıyorum ve evet, korkuyorum; çünkü The Handmaid’s Tale o kadar gerçekliğe adapte olabilecek bir senaryo ki, gördüğünüzde kesinlikle yadırgamıyorsunuz. Çünkü hepsi gerçek. Çünkü hepsi korkutucu geleceğimizin bir parçası olmaktan çok da uzakta değil. Çünkü, bunları yaşamayacağımızı ummaya programlanmış birtakım yaratıklarız bizler.

18010872_422580314769239_7111287328226955705_n

Hulu’nun The Handmaid’s Tale isimli dizisi, aslen Margaret Atwood’un aynı isimli kitabından uyarlanma. Türkçe’ye Damızlık Kızın Hikayesi olarak çevrilen kitap, tam anlamıyla karanlık bir geleceğin işaretçisi. Kadınların sahip olduğu her şey, çıkan yasalarla ellerinden alınmaya başlıyor ve bu durum hiçbiri için güzel şeyler ifade etmiyor. Ne kadar seslerini çıkarmaya çalışırlarsa çalışsınlar, sonuçta hepsinin sonu aynı oluyor. Çalışmaları, paraya sahip olmaları veya en basitinden okumaları bile yasaklanıyor. Son derece kafes-vari bir yaşam.

Okuyun ya da izleyin, en az benim kadar etkileneceğinizi düşünüyorum. Karar kısmı size kalmış. Korkabilirsiniz ya da benim kendimi sakinleştirme yöntemi olarak denediğim şeyi de uygulayabilir: gerçeklik savar gözlüklerini geri takabilirsiniz. Çünkü bir insanın akıl sağlığını koruyabilmesi, başka yollarla muhtemel olmayacaktır. İnkar gerekir. Sonuçta öleceğini bile bile yaşayan varlıklarız bizler. Bu mentaliteyi durağan tutmak inanın çok zor.

screen-shot-2016-12-02-at-11-19-30-am

Doğurganlık açısından verimli olarak etiketlenen birçok kadın, bu distopik evrenin hükümetimsi gücü tarafından bir bir ayrıştırılıyor ve daha yararlı iş görecekleri evlere gönderiliyorlar. Tek görevlerinin hizmet olduğu bu yaşamda tam anlamıyla damızlık hayvan olarak kullanıldıkları gerçeği, senaryonun temelinde oturuyor aslında. Gönderildikleri evlerde yaşayan ev sahibelerinin çoğu çocuk sahibi olamadığından, kocalarıyla çiftleşmeleri için bu kadınlar kullanılıyor. Ama sadece kullanılıyorlar, başka hiçbir türlü önemsendikleri falan yok. Üstelik kadınların bu topluluk ya da yeni otorite düzenindeki pozisyonları sadece soy devamlılığı sağlamak için kullanılan damızlık-vari işlevle de kısıtlı kalmıyor ne yazık ki; sayısız görev ve sayısız hizmet edilmesi gereken amaç var ve hepsi bir bir bu uğurda harcanıyor.

elisabeth-moss-as-offred

Dizi, Offred olarak isimlendirilen kahramanımızın hayatını ele alıyor. Asıl ismi ilk bölümün sonuna kadar ortaya çıkan bir şey değil. Zaten ilerledikçe anlıyoruz ki, bu damızlık kızların hepsi “of” ön eki ile isimlendirilmiş: Ofglen, Ofwarren gibi. “Of” ön ekinin sonrasındaki isimler ise, bu kadınların sahibi olan elit adamların isimleri: Offred’inkinin adının Fred olması gibi. İsimleri bir değer ifade etmiyor, yalnızca amaçlarına hizmet etmeleri bekleniyor onlardan. Basit bir köle sistemi gibi. Başınızı eğik tutmanız, her şeye minnettar olmanız, sizden rütbece büyük kimseye karşı saygıda kusur etmemeniz ve en önemlisi de; kurallara karşı olan her şeyden kaçınmak ve buna uymayanları ihbar etmeniz lazım.

Minik bir parça gofretin bile hayatınızda lüks olduğunu düşünün. Tek tip giyinmek, verilen emirlere uymak zorundasınız. Kimseye güvenemezsiniz, kimse de size güvenemez. Otoriteye karşı inancınızın olmaması bile sizin için ölüm anlamına gelebilir; hiçbir hak ve özgürlüğünüz yok. Sadece ve sadece size izin verildiği sürece mutlu olabiliyorsunuz; yani nispeten. Belki 1984’deki düşünce suçu gibi daha ağır şeylerle itham edilmeniz şimdilik konu dışı gibi gözükse de, kurallara karşı geldiğiniz her unsurda çekeceğiniz cezanın vahşeti artıyor.

screen shot 2017-02-09 at 50432 pm

Oyunculuklar, görüntü yönetmenliği ve uyarlanma açısından benden tam puan almayı başardı yapım. Müziklerle verilen gerilimin yanında, karakterlerin ruh hallerine uygun sonlandırılan bölümlerdeki şarkılar da yerli yerindeydi. Kitaba dizi öncesi birazcık göz atma imkanım olduğundan da rahatlıkla söyleyebilirim ki, bizzat kitaptan yapılan alıntılar bile mevcut dizide. O ürkünç atmosferini yansıtmayı harika başarmışlar. Bilinçaltına işleyecek onlarca temayı iyi kotarmışlar. Eğer bir puan vermek gerekirse diziye, on üzerinden en az sekiz buçuk verilmesi taraftarıyım ben. Hatta daha fazlasının hiç zararı olmaz bile, yalnızca tüm sezon bitmeden o kadarına layık mı değil mi net bir nokta koymak istemiyorum.

Spoiler olmadan çok fazla diziye dair açıklama yapamayacağım, zira yeterince etkisine girdiğimden dolayı detaylarıyla anlatarak devam etmek istiyorum. Ama spoilersız son yorumlarıma şunu eklemeden de bitirmeyeceğim: Eğer bu diziyi izlemek istiyorsanız, ki muhtemelen bir göz atmak isteyenler olacaktır illa, güçlü durmanız şart. Gerçeklik savar o gözlüklerinizi ulaşabileceğiniz bir yere koymanız şart. Korkunuzu yenmeye çalışmanız şart. En önemlisi de, sabretmeniz şart.

handmaids-tale-650x323

Hulu’nun ilk üç bölümü bir anda yayınlamasının oldukça mantıklı bir adım olduğunun farkına varacaksınız; çünkü tek bir bölümle bütün olayın sertliğine hakim olmanız mümkün değil. Basit bir distopya hikayesi görünümünden, geleceğe endişeyle bakmanızı sağlayacak karelere dönüşmesi için üç bölümü de izlemeniz gerekiyor. Ama sahiden de izleyecekseniz, lütfen bunu kafa dağıtmak ya da boş düşüncelerle izlemek için istemeyin. Bilinçle bakmayı hedefleyin. Neler olduğunu görün. Ne anlatıldığını sentezlemeye çalışın. 

Eğer dizinin üç bölümünü de bitirdiyseniz veya spoiler almaya razıysanız, sizinle yazının buradan sonrasına devam edebiliriz. Geriye kalanlar için burası bir veda minvalinde…

1 2
Yazar

Geekyapar'ın yeni editoryal işler amiri. Geveze, aşırı heyecanlı, domates surat. Ailenizin mülayim, cep tipi ponçiği. Profesyonel inek. Özel gücü ise role play yazmak. @poncikbruiser

Bir Yorum Yazmak İster Misin?

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.