YouTube 2000’li yılların ortalarında hayatımıza girdiği zaman akil insanlar büyük resme bakıp, YouTube’un değiştirebileceği şeyleri hesaplaşmışlardı elbette. Kolay bir video paylaşma yöntemiydi. İnternette halihazırda yeşermekte olan video içerikler şahlanabilirdi. Doğru bir strateji gerekiyordu YouTube’u internetin televizyonu yapmak için. Google da o stratejiyi üretici bazlı belirledi. YouTube ileri gelen YouTuber’lara büyük büyük paralar verdi içerik üretsinler diye. Onlar da bildikleri şekilde, büyük bütçeli kalite içerikler ürettiler. Böylelikle de çizgiyi belirlediler.

Yalnız burada iki şey oldu beklenmedik. Birincisi, bildikleri şeklin çok interaktif ve “halktan” olmasıydı. Bu büyük girişimlere konu olan adamlar –Ray William Johnson’lar, Smosh’lar, Philip DeFranco’lar– işe istisnasız üniversite yurtlarının odalarında, annelerinin garajlarında, arkadaş evlerinde üç beş kişiye anlatarak başlamışlardı. O üç beş kişiyle nasıl konuştularsa, üç beş milyonla da öyle konuştular. Böylece bir diyalog hâli girdi işin içine.

İkinci beklenmedik şey ise, bu üreticinin diyalog hâli ile ön plana çıkmış mecranın geleneksel TV tarafından benimsenmesi oldu. Amerikan talk show’ları tası tarağı bırakıp YouTube varyete programlarına döndüler, Saturday Night Live gibi bir dev dijital medya departmanı kurdu. Bizim ülkemize daha bile sert geldi mesele. Türkiye dizileri neredeyse komple YouTube’a taşındılar. Bu taşınma hâli, insanların dizi izlemek için YouTube açmasına sebep oldu. Bu da devamında dizilerin komple dijitale taşınmasını sağladı. İşte şu an da tam o evrenin içindeyiz.

Ve bu evreyle beraber bir başka üretici hâli de çıkıyor karşımıza. Samimiyet. 21. yüzyılın en önemli kelimesi. Dijital medyanın belirleyici tek unsuru.

Bakınız:

https://www.youtube.com/watch?v=WgG-MBi4Wks

Türkiye sinemasının tartışmasız en eşsiz auteur beyinlerinden birinin çıkıp 100 bin abone teşekkürü yapması, bunu yaparken de belirli başlı “medya kurallarına” takılmıyor ve o kuralları takmıyor olması belki de bu seviyedeki eser üretiminin başına gelebilecek en güzel şey. Çünkü hümanize ediyor bu sanatı. Derideki çatlakları gösteriyor. Photoshop’u kaldırıyor bir anlamda gözümüzden. İşe daha başka bir yerden bakmamızı, ve daha derin bağlanmamızı sağlıyor.

Siz ne dersiniz?

Yazar

Yalnız olduğunu düşünen, ama bunun uzun sürmeyeceğini bilen bir adam. Bir gün Kaliforniya'nın yeşillikleri uğruna Arizona'daki evini terk edip gitti, geri dön çağrılarına da kulak vermiyor.

Bir Yorum Yazmak İster Misin?

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.