Tolkien’i kutsalı sayan ahali, toplanın. Dilim döndüğünce sizlere yanlış anlaşılan güç kavramından söz etmek istiyorum. Öncelikle, Güç Yüzükleri bizi çok üzdü, bu konuda neredeyse hemfikiriz. Ama herkes farklı bir sebepten üzüldü. Kimi hikâyedeki tutarsızlıklara takılırken kimi siyahi elf ve sakalsız cüce kadınlara laf etti. Daha “diverse” ülkelerde “diversity“nin de yanlış yansıtıldığı konuşuldu. Diyalogların yüzeyselliği, sahnelerin ana üçlemeyle kıyaslanması derken; internet âlemi birçok içerikle doldu. Herkes bir şeyler yazdı, çizdi, tartıştı.

Fakat ben farklı bir şeyden bahsetmek istiyorum. Galadriel! Evet, o dillere destan güzelliğiyle aklımıza kazınan, elf zarafetinin temsilcisi, Cate Blanchett ile zihnimize yerleşmiş Galadriel. Güç Yüzükleri en büyük yanlışı ona yaptı, değil mi? En çok onu konuştuk zaten, onu eleştirdik. Ama neden? Neydi eksik olan, neydi yanlış yapılan? Zırh giyip kılıç taşıması mı rahatsız etti bizi? Eh, peki yıllardır istenen güçlü kadın karakter bu değil miydi? Değildi! Aslında bunu senelerdir konuşuyoruz ve yeni yapımlarda “Güçlü Kadın Karakter” yaratma çabalarının geri tepişine şâhit oluyoruz. Ama sorunun kaynağına çok az değiniliyor. Güç konusunda konuşmamız ve anlamamız gereken çok önemli şeyler var. Problemin ne olduğunu önce biz anlayalım ki, medyaya da anlatıp “Bakın, doğrusu bu. Bunu istiyoruz.” diyebilelim.

galadriel rings of power

Evet, güç nedir? Güçlü karakter talep etmeden önce bu soruyu sormamız gerekiyor. Burada kast edilen her zaman için fiziksel bir kuvvet mi? Kendini koruyabilmek başka bir şey, peki bunun ötesinde güçlü karakterleri neden hep fiziksel kuvvete sahip şeklinde tanımlıyoruz? Onu döver, bunu parçalar, sana yumruğu bir geçirirse var ya, yerinde duramazsın gibi tabirlerle tarif edeceğimiz karakterleri pek bir seviyoruz. Sevmeyelim de demiyorum zaten, benim de John Wick’in dövüş sahnelerinde gözlerim parlıyor. Ben de Boromir onlarca Ork’u tek başına indirdiğinde coşuyorum. Ben de Lara Croft’u oynarken kendimden geçiyorum.

Ama gücü sadece fiziksel bir kuvvete indirgediğimiz zaman ortaya bazı problemler çıkıyor. Yine bir Tolkien karakteri üzerinden örnekleyelim. Bir düşünün, Frodo fiziksel olarak ne kadar kuvvetliydi? Frodo’dan bahsediyorum; ana üçlemenin yüzük taşıyıcısı, Mordor’a dek yüzüğü götüren, dağ tepe aşan hobbitimiz! He işte; hobbit. Frodo, bir metreden biraz uzun bir hobbitti. Aynı Bilbo gibi. Bilbo da fiziksel olarak ondan çok daha kuvvetli cüce dostlarının arasındaydı, onu sadece hırsızlık yapsın diye getirmişlerdi. Hatta beş ordunun savaşına katılamamıştı bile, düşüp kafasını vurmuştu. Ama hep günü kurtarıyordu, hatırladınız değil mi? Fiziksel bir kuvvetleri olmayan bu karakterler sizce güçlü değiller miydi?

O zaman bir katman daha derine inelim. Güçlü kadın karakter yaratılmaya çalışıldığı zaman sık başvurulan bir yöntem var; karaktere maskülen özellikler yüklemek. Karakterimiz erkeklerle takılır, savaşa ya da ava gider, giyinip süslenmeye zaman harcamaz, “sıradan” kızlar gibi olmamasıyla övünür. Alın size yüzeysel “güçlü kadın karakter”. Aslında fiziksel kuvvet de bu maskülenliğin bir parçası.

Burada bir parantez açma gerekliliği hissediyorum çünkü bizi en başta bu çukura düşüren “Ne yani, kadınlar fiziksel olarak kuvvetli olamazlar mı?” sözlerini duyar gibiyim. Maskülen ve feminen özellikler spesifik olarak erkeklere ve kadınlara ait özellikler demek değildir. Eril ve dişil enerjilerin, başka bir deyişle Yin ve Yang’ın yönettikleri özelliklerdir. Her sağlıklı bireyde denge hâlinde olması gereken, ikisinin birden barındırılması gereken enerjilerden bahsediyoruz. Ve aslında konumuz tam da bu, oluşturmakta zorlandığımız bu denge.

Rings of power güç yüzükleri

O zaman biraz bu enerjilere değinelim. Çünkü ikisinin de dengesizce yüksek hâli toksikleşiyor. Toksik maskülenlik denen şey işte bu ama bu erkeklere özgü bir şey değil. Şiddete başvuran bir kadın da toksik maskülenlik sergiliyordur. Bunun tam zıddı da mevcut; yani toksik feminenlik. Ve duygu sömürüsüne başvuran bir erkek, toksik feminenlik sergiliyordur. Yani mesele cinsiyet meselesi değil. Öyleyse bizim bu enerjileri dengelememiz lazım. Aynı Yin ve Yang gibi.

Güneş, maskülendir. Işığını verir, ısısını verir, karanlıktan korur. Ay, güneşten ışığını alır, onu başka bir şeye çevirir, değiştirir, değişir; feminendir. Gündüz maskülendir; harekete geçeriz, aktif oluruz, her şeyi görürüz. Gece feminendir; dinlendirir, saklar. Maskülen verir, feminen çoğaltır. Maskülen düşünür, feminen hisseder. Maskülen güvende tutar, feminen iyileştirir. Maskülen odaklanır, feminen fark eder. Biri diğerine üstün değildir. Ama birinin eksikliği diğerini anlamsızlaştırır. Şefkat olmayınca saldırganlık, özgüven olmayınca kontrolcülük baş gösterir. Elbette kişiler, bu enerjilerden birine daha eğilimli olacaklardır fakat diğeri yok sayıldığında sorun çıkmaya başlar.

Uzun yıllardan beri erkek egemen bir dünyada yaşadığımız malumunuz. Erkeklerin sözünün geçtiği, onların yüceltildiği, onların söz sahibi olduğu bir yerdi burası. Eril enerji yüksekti. Dolayısıyla maskülen özellikler yüce görülüyor, güçlü olarak addediliyorlardı. Yaklaşık bir yüzyıl önce, söz hakkı isteyen kadınlarla başlayan feminist hareketler, en başta eşitlikçi bir dünya hayali kurdururken; son yıllarda konu çok yanlış yerlere çekilmeye başladı, farkındasınızdır. Feministler bile kendi içlerinde çatışırken, erkek düşmanı olarak yorumlanmaktan çekinen kişiler, feminist olmadıklarını açıklamaya başladılar. Konuyu derinlemesine araştırmamış kişiler ise feminizmi otomatik olarak maskülenliği bitirmeye çalışan bir hareket olarak algılıyorlar.

Aslında feminizmin yanış yöne akmaya başladığı nokta tam olarak şurası; günümüzde feminizm, maskülenliği ortadan kaldırmaya çalışmıyor. Maskülenliği erkeklerin elinden alıp kadınlara yüklemeye çalışıyor. Madem ortada bir güç var, buna kadınlar sahip olmalı anlayışıyla hareket ediliyor. Uzun lafın kısası, bunca feminizm hareketinden sonra hâlâ, feministler bile gücü eril enerjide görüyor. Bu yüzden iş hayatında yükselmeye başlayan kadınlar maskülen giyinmeye başlıyorlar. Bu yüzden güçlü olmak fiziksel bir kuvvete bağlanıyor ve evet, bu yüzden güçlü kadın karakterler maskülen özelliklerle bezeniyor.

Peki neden? Neden feminen özellikleri bu kadar kötü görüyoruz? Neden feminen tavırlar, feminen alışkanlıklar ve dişil enerjinin yönettiği her şey utanılacak, kaçılması gereken, zayıf şeyler olarak nitelendiriliyor? Neden enerjiler arası dengeyi sağlamakta bu kadar zorlanıyoruz?

Bunları soruyorum çünkü bunu hepimiz yapıyoruz. Çoğunlukla bilmeden. Zaten en tehlikeli yanı da bu, tüketilen eserlerde bu bakış açısı yansıtıldıkça, bu kalıplarla düşünmeye başlıyor ve bu hataya farkında olmadan düşüyoruz. Şimdi açık konuşalım, hepimiz prensle evlenip ileride kraliçe olmayı hayal eden Sansa’yla (ya da benzer hayallere sahip, sırf küçümsememiz için yazılmış karakterlerle) dalga geçtik. Hepimiz onu, hele de Arya’ya kıyasla, zayıf, güçsüz ve aptal gördük. Peki, Sansa zayıf mıydı? Aptal mıydı? Yoksa sadece feminen özelliklere mi sahipti? Kitapları okuyanlarınız bilir, bir noktada Catelyn’in neden savaşmayı seçtiklerini sorguladığı bir kısım var. Saf ve duygusal olarak nitelendirilerek sözleri göz ardı ediliyor. Aslansın (pardon, kurtsun), kralsın Robb; herkesi paramparça edersin denilerek savaş yüceltiliyor. House of the Dragon’un son bölümünde yine, barış ortamını korumak istedikçe onaylanmayan ve zayıf olarak görülen bir kraliçe izledik. Barışı sağlamak, şefkat göstermek, halkını düşünen bir kraliçe olmak neden bir zayıflık olarak algılanıyor? Westeros toplumunu anlıyorum ama biz neden böyle algılıyoruz? Neden şifacı yerine savaşçıyı, toprak yerine ateşi, zihinsel kuvvet yerine bedensel kuvveti tercih ediyor ve birini diğerine üstün görüyoruz? Benim bir cevabım var aslında. Çünkü bunun üzerine hiç düşünmedik. Gücün kimde olduğunu konuşmaktan, gücün doğasını hiç sorgulayamadık.

İşte bu yüzden sizi düşünmeye davet ediyorum. Tolkien’i düşünelim. Elimizde kadın ya da erkek, tüm karakterlerinde dengeli enerjiler barındıran bir yazar var; belki de aynı hatayı yapan onca yapım arasında bana en çok Güç Yüzükleri’nin dokunmasının sebebi budur. Tolkien, tüm evreniyle bize bu dengeyi anlatmıştı. Bize Elrond’u vermişti; diplomasiyle iş çözen, güvenilir, iyileştiren, koruyup kollamayı seçen Elrond’u. Eowyn’i tanıtmıştı, Cadı Kralı öldüren Rohan’ın Ak Hanımı’nı. Destekçi, hayalci ve ağaçları çok seven bir bahçıvan Sam vardı, sonra kahraman oldu. Luthien dans ettikçe çiçekler açardı, Beren’i o kurtardı Sauron’un elinden. Ve bir de Galadriel vardı. Nenya’nın taşıyıcısı, Lórien Leydisi. Ağaçların Işığı’nı taşırdı. Valinor’da isyana katılmıştı ama akraba kıyımından uzak durmuştu, Helcaraxë’yi geçmişti. Orta Dünya’ya kendi krallığını kurmak için gelmişti, Melian’dan çok şey öğrenmişti, görü gücü vardı. Güç Yüzüğü ile çağlar boyu krallığını korudu, barışı sağladı, huzuru sağladı, ona sığınanlara güvenli bir sığınak sağladı. Cömertti, affediciydi, cesaretlendiriciydi.

Düşünelim dostlar, böylesine feminen bir güce –hem de büyük bir güce– sahip olan Galadriel’i tüm görü gücünden, cömert hediyelerinden, şefkatli doğasından ve zarif hareketlerinden sıyırdıklarında elimizde ne kaldı? Galadriel bunlara sahipken zayıf mıydı? Şimdi eline bir kılıç alıp Sauron avına çıkınca ya da Ork kesince güçlü mü oldu? Güç tanımlamamızı gözden geçirelim hep birlikte. Tolkien’i örnek alalım, onun anlattıklarına kulak verelim. Şiddeti yüceltmeden kuvvetli olmayı, pasifleşmeden destekleyici olmayı hatırlayalım. Hem kendi içimizde dengeyi bulalım hem de başkalarının sorgulamasını sağlayalım. Sorgulayalım, güç nedir?

Yazan: Ecem Türkoğlu

Yazar

Geekyapar okurları Yazı Çağrısı altında toplaşıyor, belirlenen konularda kalem coşturuyor. Sen de parçası olmak istiyorsan, duyuruları takip et!

Bir Yorum Yazmak İster Misin?

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.