Bu sitede birçok diziye yer verdik. Gerek övdük, gerekse gömdük. Hep güncel kalmaya çalıştık, her geçen gün artan dizi okyanusunda kıyıda kalmayalım dedik. Fakat eğri oturup doğru konuşalım; yılda hatta günde kaç dizi çıkarsa çıksın hepimizin vazgeçemediği diziler var. Yeni bir diziye başlama kararından bizi vazgeçiren, beşinci kez en baştan büyük bir zevkle izlediğimiz diziler bizim için adeta güvenli limanlardır.

Bu diziler benim, ve tahminimce bir çoğumuz için, hep sitcomlar oldu. Yemek yerken izlediğim veya Ömercan’ın dini ritüelden farksız gördüğü biçimde koltuğun karşısına oturup bomboş güldüğüm dizilerim var benim. Her sene bir tur döndüğüm dizilerimin başında 30 Rock gelir. Başrolleri Tina Fey  ve Alec Baldwin’in paylaştığı 30 Rock, Saturday Night Live (SNL) benzeri bir skeç şovu olan TGS’in perde arkasını ve yapımcısı Liz Lemon’ın hayatını konu alıyor. Herhangi bir sitcom ile karışmasın, 2006 yılında başlayıp 2013 yılına kadar sitcomlar üzerinde hükümdarlık sürmüş bir dizidir kendisi. Yedi senelik ekran ömrü boyunca Emmy’lere ve Golden Globe’lara doymayan, hangi listeyi açarsanız açın bu yüzyılın en iyi sitcomları arasında ilk on hatta beşte göreceğimiz 30 Rock, yıllar önce finalini yapmış olsa da nâmı hâlâ süren dizilerden.

Ne var ki bizim ülkemizde 30 Rock’ı izlememiş insan çok. Friends, How I Met Your Mother, Seinfeld veya The Office kadar sükse yapmadı. İşte bu yazıyı yazma sebebim de tam olarak budur: Sizlere iki-üç yılda bir tekrar izleyeceğiniz bir dizi daha kazandırmak. 30 Rock’ı sevmek için beş çok da kısa olmayan neden:

1.İkonik Karakterler

30 Rock’ı 30 Rock yapan birçok unsur olsa da ben ilk sıraya karakterleri koyuyorum. Liz Lemon’ın herhangi bir kişilik özelliği ile kendini özdeştirmeyecek bir kadın yoktur. Hatta cinsiyete bağlamayalım, Liz Lemon ile kendini özdeştirmeyecek insan yoktur. Yeme alışkanlıkları, asla spora başlayamayışı, işkolikliği, kişisel hayatında aldığı doğru ya da yanlış kararların hepsi onu sevmemizi sağlayan ve onu gerçekçi kılan öğeler. Tabii ki komedi adına abartılsa da temele baktığımızda Liz Lemon aslına hepimizden birer parçayı temsil ediyor. Dizi boyunca aldığı yol, karakterinin gelişimi ve kendine özgü yöntemlerle hayatına rayına oturtmasını izlerken, insan ister istemez kendi hayatının da rayına oturacağını hissediyor.

Jack Donaghy ise LinkedIn’de görüp “bu adam buralara nasıl gelmiş ya” diye merak ettiğimiz insanların mükemmel bir parodisi. Ağzından çıkan her cümle TedX konuşması niteliğinde ama yüzde birlik dilime ait olabilecek absürt cümleler bütünü. Yüzeyde hayatı çözmüş gözüken bu karakterin de beceriksiz özel hayatı olduğunu ve kariyerindeki iniş çıkışları gözlemlemek, Liz Lemon ile birlikte dizide iyi bir dinamik oluşturuyor. Tabii ki dizideki ilk sahnesinden itibaren bulunduğu her sahneyi kendi hakimiyeti altına alan Alec Baldwin’e de burada ayrıca teşekkür etmek gerekir.

Tracy Jordan, Jenna Maroney, Kenneth Parcell ve dizideki diğer yan karakterleri de göz ardı etmemek gerekir. Dizi uzun soluklu olduğu için doğal olarak neredeyse tüm yan karakterin, her ne kadar absürt de olsa, yaşamları hakkında her türlü detaya hâkimiz. Yan karakter statüsüne gelmiş her karakter hakkında yapılabilecek en az üç şaka mevcut. Sitcom olmanın verdiği gelenek, yan karakterlerin belli özelliklerine yoğunlaşmaya itse de 30 Rock olmanın verdiği özgünlük, yaratıcılığın tavan yapmasını sağlıyor. Jenna’nın romantik serüvenleri ya da teatral yaşamı hakkında her bölüm en az bir cümle kursa da kurduğu her cümle, yazar ekibini bir kez daha takdir etmemi sağlayacak kadar harika.

Tek boyutlu karakterler elbet var, ne de olsa 30 Rock da bir sitcom. Yine de tek boyutlu karakterlere yapılan şakalar bile bize yetiyor. Karakterleri sevmemizi sağlayan şakalar, şakalara gülmemizi sağlayan ise karakterler oluyor. Mesela “yalnızca gay bir kuaför olmayan, aynı zamanda homoseksüel bir parti organizatörü de olan” D’Fwan, ya da sayısız şapkasıyla Frank Rossitano, tek boyutlu karakterler olmalarına rağmen bulundukları her anı güzelleştiriyorlar.

2.SNL ve Tina Fey

30 Rock misyonerliğime bir parantez açıyor ve biraz da dizinin yaratıcısı olan Tina Fey’in misyonerliği yapmak istiyorum.  Ne de olsa 30 Rock, Tina Fey’in SNL’de başyazarlık yaptığı yıllardan esinlenilmiş; Tina Fey olmadan 30 Rock düşünülemez. 1999 ile 2006 yılları arasında başyazarlık ve oyunculuk yaptığı SNL’in etkisi 30 Rock içinde sıkça hissediliyor. Hayır, 30 Rock’ın konu aldığı TGS’in de SNL gibi bir skeç şovu olmasından bahsetmiyorum.

Tina Fey’in ve SNL’in 30 Rock’a en büyük katkısı, beraberinde getirdikleri hiçbir anı boş geçirmeme kültürü. Stil değiştirse de şakaların ardı arkası kesilmiyor. Monoton olması gereken konuşmaların satır araları bile espriler ile dolu. Günümüzde bir sitcom klasiği sayılan fakat 2000’li yıllarda çok da alışık olmadığımız, diyaloğu aniden kesip cümlede bahsi geçen anıya gidip gelme, 30 Rock’ta sıkça ve ustaca yapılan numaralardan. Her bir diyalog, her bir küçük sahne, her bir yüz ifadesi ya küçük ya da bariz şakalarla dolu. Dizinin içinde sadece diyaloğu doldurmak için geçen şovlar için bile küçük skeçler mevcut. 30 Rock adeta klasik sitcom ile komedi skeç şovunun mükemmel bir birleşimi.

Tina Fey için boşuna komedinin en başarılı isimlerinden biri demiyoruz, kadın komediyi pazarlamayı çok iyi biliyor. Golden Globe törenlerini izlediyseniz tek cümlede tam on ikiden vurma konusunda ne kadar başarılı olduğunu anlamışsınızdır. Karakterlerin kişilik özelliklerine cuk oturan, adeta slogan niteliğine dönüşmüş cümleler de 30 Rock’ın alamet-i farikalarından. Tıpkı Tina Fey’in bir diğer şaheseri Mean Girls gibi, 30 Rock’da hayranları için bir “alıntı madeni”. Tek cümlede gediği yerine oturtma geleneğini yazdığı şovlarda da uygulayan Fey sayesinde 30 Rock ve Mean Girls, yıllar geçse de en çok alıntılanan dizi ve filmlerden.

3.Yıkılan Dördüncü Duvarlar ve Metalaşmak

Alınan her doğru kararı Tina Fey’in dehasına yıkmak haksızlık olur. Onun vizyonu ile yetenekli yazar ekibinin birleşmesiyle dizi kendini gerçekten öne çıkartıyor. Dizi içi reklamları ele alalım mesela. Her dizi için rahatsız edici bir durum; seyirciyi rahatsız etmeden markayı öne çıkarmak gerek. 30 Rock ekibi ise tam tersini yapıp reklamları senaryonun içine dahil ediyorlar. Liz Lemon’ın kameraya bakıp “Artık paramızı alabilir miyiz?” demesi benim kişisel favorim. Şaka kendini yazıyor, hem marka hem de dizi kazanıyor.

Reklamlar bir yana 30 Rock metalık konusunda ders kitaplarında okutulabilecek seviyede. “Queen of Jordan” ile realite şovlarıyla, “MILF Island” ile Survivor’la, “America’s Kidz Got Singing” ile de yetenek yarışmalarıyla dalga geçerken laf arasında yayınlandığı kanal olan NBC ile de dalga geçmeyi ihmal etmiyor. 30 Rock için her şey bir espri malzemesi hâline getirilebilir, hiç kimse güvende değil.

Zaten dizi gerçek hayatta sahte bir dünya kurması sebebiyle bizim gerçekliğimizle de sıkça kesişiyor. Conan O’Brien Liz Lemon’ın eski sevgilisiyken başka bir bölümde Carrie Fisher “Liz Lemon, you are my only hope!” diye sesleniyor. Jack Donaghy Amerikan Eski İç İşleri Bakanı Condoleezza Rice ile çıkarken, başka bir bölümde çaktırmadan Alec Baldwin’in kariyeri hakkında konuştuğunda seyirci de şakaya dahil olmuş oluyor. Seyirci ile arasındaki dengeyi kurmak 30 Rock’ın en güçlü yönlerinden, bu tip şakalar da bunu kanıtlar nitelikte.

4.Canlı Bölümler

30 Rock’ı benzersiz kılan iki adet özel bölüm mevcut. Çoğu sitcom seyircisiz çekiliyor, seyircili çekilenlerde hata payı bırakmak mümkün. 30 Rock ise SNL’den gelen bir tempo ile dizinin yayın süresini bozmadan, yayınlandığı anda çekilen iki adet bölüm yayınladılar. Dizinin en iyi bölümleri arasına girebilecek kadar güzel, komedi camiasından tanıdığımız birçok ismi de içeren bu iki bölüm 30 Rock’ı gerçekten benzersiz kılıyor.

5. Zamanın Ötesinde Alınan Doğru Kararlar

Dizinin iki ana karakterinin asla âşık olmaması belki de dizinin aldığı en doğru karar. Liz Lemon ve Jack Donaghy arasındaki “mentor/iş kocası” veya “öğrenci/kuzen” ilişkisi dizinin orta noktası. İkili arasındaki bu mutualist ve asla platonikten bir adım öteye geçmeyen dinamik, dizilerde yeni yeni görmeye başladığımız türden bir ilişki. Hele bir de 2000’li yılların başında düşünün bunu: başrollerdeki heteroseksüel kadın ve erkek karakterin bir araya gelmemesi neredeyse imkansıza yakın bir durumdu. Tina Fey ve Alec Baldwin’in seksten uzak, tamamen arkadaşça olan kimyaları ve Fey’in yazarlığı da bunun olmasını engellemiş. Bize kalan da başrollerin ilişki yaşamadığı nadir dizilerden biri olmuş.

Özetle 30 Rock yirmi birinci yüzyılın en başarılı sitcomlarından biri. Beşinciye izlerken bile yeni fark edeceğiniz birçok detay, bir önceki şakaya gülerken kaçırdığınız yeni bir şaka duyacaksınız. Evde bolca vaktiniz varsa ya da yemek yerken size eşlik edecek bir dizi arıyorsanız 30 Rock sizi yarı yolda bırakmaz.

Yazar

Dizi bağımlısı bir beyaz yakalı. Kedisine çekmiş, en büyük zevki miskin miskin yatmak. Kendisi ve kedisini sosyal medyada bulabilirsiniz. @asliozkeles

Bir Yorum Yazmak İster Misin?

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.