WandaVision ile başlayan dördüncü faz yolculuğumuzun ikinci durağı olan The Falcon and The Winter Soldier sonunda bizlerle buluştu. Bazılarımız WandaVision dizisiyle ilgili istenen Marvel kokusunu veremediğinden söylenirken, bazılarımız da yeni dizimiz olan Falcon’un fazla sıradan olacağından endişe ediyordu. Açıkçası ben herkesin ortasında duruyor ve beklentimi de dengeli tutmaya çalışıyordum. Diziyi izlediğimde ise uzun zamandır Marvel Sinematik Evreni görmeyen gözlerin etkisinden olsa gerek; bir özlem duygusuna ve eski bir dost görmüş hissine kapıldım. Görmeyeli de bu dünya epey değişmiş, ne dersiniz? Gelin konuşalım ve bakalım bu dizi nasıl olmuş?

Konfor Alanına Dönüş

Her şeyden önce söylemeliyim ki, WandaVision gibi yeni ve ilginç bir fikirden sonra bu dizinin daha bildiğimiz Marvel tadında olduğu ortada. Bunu kötü bir yön olduğu için söylemiyorum ama belli ki bu dizi hem Marvel hem de izleyici için daha güvenli liman niteliğinde. Yeni tarzlar denemeden, gizemli anlatım teknikleri kullanmadan kendi konfor alanına geri dönen bir Marvel görüyoruz ki WandaVision kadar teori kasmayacak olduğumuz için bir miktar sevinmiyor da değilim. Çünkü WandaVision izlerken bir noktadan sonra herkes teorilerini yarıştırır hale gelmişti ve bu dizi onu yapmamıza engel olarak biraz daha o anın tadını çıkarmamız gerektiğini vurguluyor. Hatta bütün dizi sanki tek bir Marvel filmiymiş de parça parça o filmi izliyormuşuz gibi bile geldi bana. Ne yalan söyleyeyim, bundan hiç mi hiç şikayetçi olmadım -en azından ilk bölüm itibariyle- ve izlediğim şeyin tadını çıkarmaya odaklandım.

Sıradan Hayatlar

Gelelim dizinin belki de benim için en ilgi çekici yönlerinden biri olan konuya. Süper kahramanların süper düper maceralara atılması iyidir hoştur. Ancak süper kahramanların sıradan hayatlarını izlemeyi de çok mu çok severim ve The Falcon and The Winter Soldier dizisi ilk bölümüyle bunu bana hissettirdi. Endgame sonrası değişen, yıpranan ve yeniden şekillenen dünyada Falcon’ın ve Kış Askeri’nin yaşadığı gayet sıradan hayatlara tanık olmak çok keyifliydi. Özellikle Falcon’umuz Sam’in aile hayatı, beş yıllık büyük malum yok oluş sonrası geride kalanların yaşadıkları ve aile yadigarı olan gemilerini bile satma noktasına gelmeleri ilgiyle izlediğim yerlerdi. Süper kahraman da olsan, bir ailenin olabileceği ve bazı mega olaylar yaşandıktan sonra aslında hayatın alabildiğine sıradan kalabilmesi fikri beni fazlasıyla cezbetti.

Yine de bu sıradan hayata dair değinmeden geçemeyeceğim bir nokta var. Yahu düşünün, koskoca Falcon olmuşsunuz. Dünyanın kaderi belirlenirken siz de orada bulunmuş ve Thanos’a iki tekme de siz atabilmişsiniz ama bankadan birkaç bin dolarlık kredi çekmekte zorluk yaşıyorsunuz. E şimdi de hava kuvvetlerinde görev alıyorsunuz kanatlarınızla süzülüp bütün görevi tek başınıza hallediyorsunuz. Peki ya devlet? Koskoca devletsin, ne var yani Falcon ağabeyimize birkaç on bin dolar versen incilerin mi dökülür? Bir de bu adam koskoca Steve Rogers’ın vârisi yani. Bence birkaç bin doların lafı edilmemeli ona karşı, ayıp ayıp…

Falcon’un Mirası

Belki de dizinin en çok odaklandığı konulardan biri bu miras konusu olsa gerek. Falcon karakterinin devraldığı Kaptanlık mirası, Steve Rogers’ın elleriyle teslim ettiği kalkanın yükü derken iyice ağır bir sorumluluğa dönüştü bu durum. Dizinin bize gösterdiği ise bu mirasın açıkça reddedilmesiydi. Ne yalan söyleyeyim bu fikir pek de hoşuma gitmedi. Yahu Kaptan Amerika bana kalkanını verecek ve “Kaptanlık nişanı artık sana aittir evlat!” diyecek ama ben bunu reddedeceğim. Yok daha neler diye söylenesim geliyor çünkü senden bunu isteyen kişi koskoca… Neyse, bu sadece içtenlikle yapılmış küçük bir sitemdi. Elbette dizinin bu noktada ilerleyecek bir hikayesi var ve belki de bütün hikaye bu miras üzerinden şekillenecek. Yeni bölümlerde bu miras durumuyla ilgili bizi neler bekliyor merak ediyorum doğrusu.

Kış Askerinin Dertleri

Dizinin hoşuma giden yönlerinden biri de Kış Askeri’mizin bir sürü yaşanmışlıkla, psikolojik sorunla beraber sürdürmeye çalıştığı hayatı ve halen cebelleştiği geçmişiydi. Ayrıca Kış Askeri’ni izlemenin bu kadar ilgi çekici gelmesinin sebeplerinden biri de tıpkı Kaptan Amerika gibi yüz küsur yaşında bir süper kahramanın günümüz dünyasında insan içine karışması faktörü. Nedense bu konsept Kaptan Amerika filmlerinden bu yana ilgimi çekiyor ve belli ki bu dizide de çekmeye devam edecek. Hatta Bucky’nin şu bardaki kız ile yaptığı kısa ama biraz da eğlenceli olan sohbeti bile çok hoş geldi. Belki de bu yüz yaş sohbetleri bana Bucky’nin eski dostu Steve Rogers’ı ve aralarındaki ilişkiyi hatırlatıyordur, kim bilir?

Tabii bir de Bucky’nin gördüğü kabuslar, geçmişinden taşıdığı izler var ki onlar da dizinin temposunu hafif hafif Winter Soldier filmine doğru çekiyor ve çok da güzel oluyor. Çünkü pek çoğumuzun kabul edeceği üzere Winter Soldier ilginç tonda bir Marvel filmiydi. Eh, hem filme hem de diziye adını veren Winter Soldier karakterini de bu şekilde benzer tatta izlemek keyif verici. Umarım dizi bu Winter Soldier rengini yer yer taşımaya devam eder çünkü diziyi farklı kılabilecek en iyi özelliklerden biri de bu. Bu arada aklımdan çıkmış değil, henüz bizim ikili birbirini bulmadı. Bakalım Falcon ve Kış Askeri’nin yolları nasıl kesişecek?

Bir Takım Kötüler

Daha önce fragmanlardan gördüğümüz kadarıyla elimizde iki kötü taraf mevcut. Biri Baron Zemo ve diğeri de Flag-Smashers çetesi. Baron Zemo’yu henüz görmediğimiz için onu es geçiyor ve ilk bölümden bize bir selam çakan Flag-Smashers çetesine geliyorum. Tabii geliyorum gelmesine de ilk bölüm itibariyle edindiğimiz bilgiler ve ne olduklarıyla ilgili öğrendiklerimiz sınırlı. Gördüğümüz kadarıyla çok ciddi boyutta yayılım gösteren, parmak şıklatma sonrasında yarısı yok olan dünyanın şimdikine göre daha iyi bir seçenek olduğunu savunan anarşist bir grup. Bir de şimdilik başlarındaki lider veya güçlü ağabeyleri diyebileceğimiz süper derecede kuvvete sahip olan bir karakterimiz var ki henüz onun hakkında detaylı bilgiye sahip değiliz. Açıkçası dizi hem Baron Zemo hem de bu anarşist çeteyi nasıl işleyecek çok merak ediyorum.

Çakma Yeni Kaptan

Geldik dizinin son bombasına, çakma yeni kaptanımıza. Çakma dememde bir mahsur yoktur umarım çünkü ne de olsa tepeden tırnağa çakma olduğu belli oluyor. “Yani bre devlet, bu kadar mı yüzsüz çıktın?” diye bir sinirlenmedim değil. Falcon mirası reddetti, kalkanı rafına kaldırttı ve bir de ne görelim? Daha kırkı çıkmadan bu kaptanlık sembolünü, insanlara umut olacak yeni Kaptan Amerika’yı şak diye duyuruverdiler. Evet biliyorum bu çizgi romanlarda gerçekleşen bir olay ve öyle veya böyle görecektik ama bu kadar erken mi yahu? Ha, bu arada tabii bir de bizim Falcon bu faciayı görünce biraz içerledi, bakalım fikri değişecek ve kalkanı geri alacak mı? Mirasın yanlış ellere gittiğini görünce bir beti benzi attı çünkü.

Yeni Kaptan Amerika’ya gelince, Wyatt Russel’ın canlandırdığı ve daha şimdiden Steve Rogers karakterinin tam zıttı gibi duran John Walker adında bir maskotumuz var. Daha o ilk sırıtışından dedim ki bu bizim başımıza bela olacak. Yani bir Kaptan Amerika ancak bu kadar zıt olabilir. Şimdilik gördüğümüz kadarıyla tıpkı Kaptan Amerika’nın ilk çıkışı gibi bir seyirde gidiyor ve maskot gibi insanlar için sembol olma yolunda ilerleyecek gibi duruyor. Ancak ne noktada Falcon ve Kış Askeri için bir soruna dönüşür, aralarında nasıl bir ilişki oluşur bunu izledikçe göreceğiz.

Sonuç

Faz 4’ün yeni durağı olan The Falcon and The Winter Soldier dizisi, Marvel Sinematik Evreni’nde devam eden Endgame sonrası dünyayı bütün çıplaklığıyla gözler önüne sermeye başladı. Açıkçası dizinin en sevdiğim yanı da buydu ve tabii bir de karakterlere derinlik katmaya çalışmalarıydı. Falcon ve Kış Askeri karakterlerini bugüne dek ilk kez bu kadar yakından ve detaylı bir şekilde izleyebileceğimiz için mutluyum. Çünkü şimdiye kadar kağıt üstünde onları filmlerde görmüş olsak da -özellikle Falcon karakterini- bu dizi sayesinde bütün gerçekliğiyle bu kadar yakından göreceğiz. Genel olarak diziyle ilgili gördüklerimden memnunum. Zaten ilk bölümden irdeleyecek çok malzeme de çıkmadı ve gayet bildik Marvel filmi dokusunda ilerledi. Hatta bir Marvel filminin ilk yarım saati gibiydi diyebilirim. Öyle çok eleştirecek bir yanını da göremedim doğrusu, genel itibariyle beğendiğim bir ilk bölüm oldu. Ayrıca Don Cheadle yani War Machine karakterini de yeniden gördüğüme çok sevindim, bunu da son olarak belirtmek isterim.

Bakalım The Falcon and The Winter Soldier dizisi ilerleyen bölümlerde bizlere neler gösterecek? Henüz Agent Carter ve Baron Zemo’yu görmedik, bakalım onlara nasıl bir hoş geldin diyeceğiz? Siz dizi ile ilgili ne düşünüyorsunuz? Beklentilerinizi karşıladı mı?

Yazar

tasarımcı, fotoğrafçı, oyuncu, teknolojisever, soundtrack delisi. her türlü online mecradan ulaşmak için: @mfurkanakyuz

1 Yorum

  1. Burada aslında falcon , bu sorumluluğu Peter gibi reddetmenin sıkıntısını yaşayacak. İzleyenler için de aslında bu fazda kalkanı aslında miras olarak almasının ne kadar önemli olduğunu göreceğiz. ;Dizi başlar başlamaz kalkanı sahiplense alsa ve savaşsa biraz garip gelebilirdi. Marvel bu konuda wanda vision’da olduğu gibi her şeyi ufak ufak işleyip bizlere sunuyor. En azından böyle bir çakma kaptanda olacağına Falcon bu kalkanın sahibi olsa daha iyi olurdu. İlerleyen bölümlerde falcon ve kış askerinin birlikte savaştığını büyük merakla bekliyorum.

Leave a Reply to HARUN ALP Cancel reply

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.