Marvel’ın dördüncü fazını başlatan dizi WandaVision, ilk sezonunun sekizinci bölümüyle de sektirmeden bizi ekranların başında tutmayı başardı. Bazen oturduğum yerden, diziyi izlerken nasıl heyecanlandığıma, sonraki bölümü nasıl beklediğime şaşırırken buluyorum kendimi. Bu bölümde, birkaçına şuradan ulaşabileceğiniz büyük sorularımızın çoğuna cevaplar aldık fakat bazı şeyler de azıcık tadımızı kaçırdı; bazıları ise yeni faza daha bir şevkle bakmamızı sağladı. Bunlar nelerdi diye soracak olursanız, eh, onları da spoiler uyarısından sonra konuşalım diyorum.

Resimden sonrası WandaVision dizisi hakkında spoiler içerecektir, dikkatlerinize sunarım.

Sekizinci bölümün gözler önüne serdiği büyük gelişmelere eğilmek istiyorum fakat öncesinde şunu söylemem lazım: Bu bölüm, açılışından itibaren bize gelecek fazın nasıl ince işlenmiş olabileceğini gösterdi. Dizinin ilk bölümünden itibaren karşımıza çıkartılan minicik ayrıntıların bile bir karşılığının en başından beri düşünülmüş olduğunu, sarf edilen her bir repliğe anlamlar yüklerken ne kadar haklı olduğumuzu, normal zamanda belki fan service deyip geçebileceğimiz göndermelerin dahi anlatmak istediği bir şey olduğunu ve neticesinde sabrın sonunun gerçekten de selamet olduğunu anlamış bulunduk. Bu elbette kalan son bölümde ve fazın yaklaşmakta olan diğer dizilerinde, özellikle de gişe rekoru kıracağı ve oyuncaklarının satılacağı filmlere zemin hazırlanırken, işlerin kötüye gitmeyeceği anlamına gelmiyor fakat bu dizi özelinde, bence tebrik etmemiz gereken bir şey.

Bölümde pek çok zaman çizgisiyle beraber Wanda’nın ailesini kaybetmesinden ve üzerinde deney yapılmasından önceki zamanlarını ziyaret ettik. Dışarıda birebir “Şehirlere bombalar yağardı her gece” durumları yaşanırken o son gece, mutlu Maximoff ailesi; babası ellerindeki son kopyaları satmadan evvel İngilizcelerini geliştirmek için durmadan sitcomlar izliyorlarmış. Bu sitkomlar, ilk bölümden itibaren WandaVision’da izlediğimiz sitcomlarla birebir örtüşüyorlar ve böylece Wanda’nın bir noktada kendi güvenli bölgesi için neden bu konsepti seçtiğini anlıyoruz.

Wanda ve henüz delik deşik olmamış küçük Pietro.

Bir önceki bölümün son sahnesinde Pietro’yu Agatha’nın kontrol ettiğini anlamış gibi olmuştuk zaten, bu bölüm o da doğrulandı. Bu doğrulama yaşanırken kendisinin, yaptığının basit bir “ölü uyandırma” olmadığını anlatmak için verdiği örnekleri ve aşırı karanlık yorumları ben şu an hatırlamak istemiyorum. Hâliyle ilk bölümlerinden itibaren söylediğim gibi, dizinin tatlılık ile ürkünçlük arasında dokuduğu mekiği de bir daha tebrik edesim geliyor. Öte yandan Pietro’yu bu bölümde görmedik, daha sonra hikâyede yerini nasıl alacak, göreceğiz.

Agatha’nın kimliğini az çok öğrendik, MCU içerisinde kendisini çizgi romanlardaki gibi Wanda’nın bir nevi üvey annesi gibi izlemeyeceğimizi, anlatının değiştiğini biliyorduk fakat bence kendisinin cadı anlatıları arasında rastlanan ayrı bir tür cadı olduğunu; boyutlarda mevcut gücü çekip manipüle edebilen türden bir cadı olduğunu pek düşünmemiştik. Bu bölümde kendisinin, cadı meclisine, rütbesinin ve yaşının yetmediği bilgilerin peşinde koşarak ihanet etmesi ve bizzat kendi annesi tarafından öldürülmek istenmesiyle birlikte bunu öğrendik. Yaşı hakkında hâlâ şüpheliyiz çünkü Wanda’yı hissedene kadar geçmiş, gelecek demeden dolaşıyormuş etrafta, haliyle net bir tarih vermek mümkün değil.

Vision’un varlığı hakkındaki sorularımız net cevaplara kavuştu. Wanda, Vision’u kendisinden yaratmış, bunu gördük ve nereden baksanız baya büyük ve etkileyici bir bilgiydi bu. Vision’un çemberden dışarı çıkamamasından hareketle, varlığının zaten buraya bağlı olduğunu anlamıştık ama şu an dirilmediğinden de, Hayward’ın Woo, Monica ve Darcy de dâhil herkese söylediği gibi Wanda’nın bedenini almadığından da, Wanda’nın Vision’ının aynı Vision olmadığından da eminiz. Bölümde bu son saydığım isimlerin hiçbiri yoktu dolayısıyla akıbetleri ne olur, hikâyeye nasıl dâhil olurlar, son bölüme kaldı.

İkizlerimiz Billy ve Tommy hakkında sorularımızın hiçbiri henüz cevaplanmış değil, hâlâ onların da Vision gibi doğrudan Wanda’nın büyüyü yönlendirmesiyle mi varlık gösterdiklerini yahut Wanda’nın yönlendirdiği büyü vasıtasıyla, gerçekten, ondan bağımsızca mı var olduklarını bilmiyoruz. Wanda’nın gücünün boyutlarının farkında olan ancak her nedense ondan çekinmeyip üzerine cüretkar davranışlara girişen Agatha, bir koz olarak onları tutuyordu en son, yavrucaklar analarına kendilerini kurtarması için sesleniyorlardı. Ben de yeri gelmişken buradan, tamamen mantıksızca Agatha’ya seslenmek istiyorum. Cadıları seviyor olabiliriz, Ortaçağda gariban kadınların sırf benleri var ya da kedi seviyorlar diye yakılmalarını safi kötülük şeklinde görüyor olabiliriz, “Agatha All Along” şarkını tekrarla‘ya alıp yüz otuz beş kere dinlemiş de olabiliriz; hatta iyi bir oyuncu tarafından canlandırılmış olduğun için, kendine familiar olarak bir tavşan seçtiğin için falan sana sempati duyup belki, bir ihtimal Sparky’i öldürdüğün için seni taşlamıyor da olabiliriz. Fakat gerçek olsunlar ya da olmasınlar, o çocuklara zarar verirsen bayramlık ağzımı açarım.

The Lion, The Witch, And The Audacity Of This B*

Wanda’nın, deneylerden sonra değil, öncesinde de güçlerine sahip olduğu, hem mutantların evrene girişi bakımından hem de çizgi romanlardaki anlatı sebebiyle öncesinden beri zaten konuşuluyordu, bu bölümde net olarak durumun böyle olduğunu hatta Wanda’nın bir mutant da değil, doğumundan çok daha öncesinde geleceği bilinen özel bir kişi, bir seçilmiş olduğunu öğrendik. MCU içerisinde ilk kez Scarlet Witch ismi anıldı fakat bu da bir noktada yeni bir soruna gebe sanırım. Mesela Zihin Taşı kendisini bayağı bayağı tanıyıp seçtiğinde, ona tam teçhizatlı Scarlet Witch hâlini yani bir anlamda geleceğini gösterdi; Wanda bunu unuttu mu?

Hayward ve onun liderliğindeki Sword’un, Vision’un bedenini parçalara ayırıp tekrar yapılandırdıklarını, barındırdığı Vibranium sebebiyle onu bir silah olarak kullanmak istediklerini zaten önceki bölümlerde Darcy’nin ulaştığı bilgiler sayesinde biliyorduk; bu bölüm ayrıca kendisinin, tabiri yerindeyse eşeğin aklına karpuz kabuğu sokarak Wanda’yı Vision’u döndürmeye yönlendirmeye çalıştığını anladık. Sonrasında da Wanda’yı kötü göstermek için kullanmış her şeyi, moron bir kötü değil kendisi belli ki.

Hayward’ın çalışmaları Wanda olmadan da olsa sonuç vermiş, bölümün sonunda bunu da gördük; nur topu gibi bir Beyaz Vision‘umuz oldu. Birebir Türkçe’de böyle karşılanmıyor olabilir, ben bu şekilde ifade ediyorum; bir karşılığı varsa yazın, öğreneyim. Muhtemelen sonraki bölümde, çizgi romanlarda da örneği olan bu bedeninde yeniden yapılandırılmış Vision‘u, Wanda’nın çemberine girerken göreceğiz. Fakat kendisi bir yandan duygusuz, hatırasız bir android, yani bizim Vision’umuz değil, oradan nasıl bir anlatı çıkacak bilemiyorum. Agatha ve Wanda savaşırken diğer cephede de Wanda Vision ve Beyaz Vision savaşırsa, işin cılkını çıkarttılar diyeceğim. Beyaz Vision’un, zihin Vision ile birleşmesi de bir ihtimal ki sonraki filmlerde de göreceksek kendisini, bari böyle olsun. Ama fikrimce en iyisi, bizi bir de Vision’un yenisi ile düşman etmeden, iki cephede birbirinin aynı özelliklerine sahip robotlara birbirlerine lazer fırlattırmadan, bir şekilde kendisine veda etmek olurdu. Tercihen Wanda’nın vedasını izlersek, büyük gücün ne büyük sorumluluk gerektirdiğini görmüş ve hâlihazırda seçilmiş olduğu bize söylenen Wanda’nın, genetik gibi değiştiremeyeceği nedenler dışında neden bu unvanın sahibi olduğunu izler ve yepyeni bir bakışla bir kahraman kazanmış olurduk.

Az çok beni okuyanlar, görenler biliyordur; şu ışınla bu ışın çapıştı ve sonra kocaman gökdelenler devrildi temalı işleri sevmiyorum. Bu bölümde en başta Agatha’nın sahnesini, sonrasında da Scarlet Witch’e açıkladığı Kaos Büyüsü bahsinden sonra, olaylar son haddinde buraya bağlanırsa diye endişeledim. Kaos Büyüsü, ak büyü olarak da kara büyü olarak da sınıflandırılmaya müsait bir güç. Gerçekliği bükebilir, yönlendirebilir, kendisinin yanında Thanos’un tüm taşlarla yaptığı her şeyi devede kulak bırakabilir. Bu bakımdan keşfetmesi heyecanlı gözüküyor. Fakat evren içerisinde karasını izlersek, az çok bu bölümün başındaki gibi ışınların çarpışmasına denk gelmekten korkuyorum. Umarım böyle olmaz, umarım başından beri gördüğümüz şekliyle hesaplar yapmışlar ve olayları Dr. Strange tarzı, daha akılcı bir şekilde bağlamayı başarmışlardır.

Kaos’un paralel evrenleri birleştirmesini, bir şekilde geleceklerse mutantların evrene girişini ve multiverse’ü başlatmasını gerilim müzikli eylemden çok, diyolog ve akıl yürütmeye dayanan bir şekilde izlemeyi tercih ederim. Aksi hâlde bütün o travma sonrası stres, çelişkili duygu durumları, yeni bir kafa karıştıran gerçeklik ve neticesindeki çoğumuzu duygulandıran katarsis anıbirbirimizi büyülü ışınlarla dövüyoruz” a bağlanırsa, izlediğimiz bölümler boşa gidecek. Çünkü yani, en baştan biriniz mor, biriniz kırmızı ışın atsaydınız da iki saatte çözseydik işi. Dövüş filmlerine de asla itirazım yok, sadece psikolojik problemlerin, kendilerini yaratandan farklı bir sebebe yumruk atarak çözümlenebileceğini mantıklı bulmuyorum.

Wanda’nın bu bölümde açık edilen Avengers öncesi ve sonrasındaki hikâyesi, daha önce de söylediğim gibi olabildiğince açıklayıcı ve tutarlıydı. Fakat buna rağmen neden Vision’un bedeni üzerinde birileri yeniden işleme faaliyetlerine girişmişken, hem de bu birileri Wanda’nın daha önce tanımadığı birileriyken hatta hem de hükümet bağlantısı sebebiyle Wanda’nın ve bağlı olduğu Avengers üyelerinin bir kısmının kilit altında tutulmasına falan vesile olmuşken, güvendiği birilerine haber verip, hiç değilse bir “Ne yapıyorlar bunlar?” dememesini mantıksız buluyorum. Büyük büyük kurduğunda bazı şeyler gözden kaçar, bunu da öyle sayacağız sanırım?

Bütün bunların yanında, güzel ve doyurucu, zaman ve mekân boyutlarını deştiğimiz, hemen her anlamda film gibi bir bölüm daha izlediğimizi, finale yönelik heyecanımızın katlandığını ve sonraki Marvel yapımlarını da bir kat daha merakla beklediğimizi söylersem yanlış olmaz diye düşünüyorum. Bir sonraki bölüm, WandaVision için finalimiz olacak, zannediyorum ki daha fazla soruya cevap almanın yanında, bir o kadar da yeni soruyla karşı karşıya kalacağız.

Son bölümde büyük bir cameo var deniyor, hepimiz elbette Dr. Strange’i bekliyoruz. Ama bir yandan da onun yanında bir başkasının daha olduğu söyleniyor. Parmaklarımı çaprazladım, ne olur bu diğeri, yeniden yapılandırılmış Vision bağlantısıyla Ultron gibi bir şey olmasın; arkası yarına bile kalsa vaat edilen farklı iş devam etsin diyorum. Siz ne dersiniz?

Yazar

Hayvan dostu, tevriyesine rağmen biraz yalnız; doktora öğrencisi, ismiyle müsemma ve çoğunlukla zararsız. İyi tavsiye verir, geç olana dek ciddiye alınmaz. Her geçen gün bitkinliğine biraz daha şaşırarak "daha deniz daha müren" arıyor. Sosyal medya için bakınız: dogan.mdd

Bir Yorum Yazmak İster Misin?

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.