Yazar: Doruk Okuyan

İnsanın bir diziden beklentisi değişiklik gösterebilir. Keyifli vakit geçirmek, vahşet görmek, bir şeyler öğrenmek, sırf herkes izliyor diye izlemek gibi birçok sebep, insanı herhangi bir diziyi izlemeye teşvik edebilir. The Office dizisine başlamadan önce sadece eğlenirim ve bu şekilde zaman geçer diye düşünmüştüm.

the office - michael scott

Sağ olsun, dizi bu beklentimi sonuna kadar karşıladı ve aynı zamanda bana bir komedi dizisinden beklemediğim şeyler de kattı. Şunu da ufak bir not olarak ekleyeyim: Bu diziyi izlemeye başladığımda üniversite sınavına hazırlanıyordum. Aile baskısı ve ne yapacağım, ne edeceğim korkusunun yoğunluklu olduğu zamanlarda, bunları belirli bir süre arkamda bırakmak için güzel bir uğraşa ihtiyacım vardı. Böyle bir dönemde hayatımda izlediğim en eğlenceli dizilerden birisine denk gelmek benim için çölde buz gibi su bulmakla eş değerdi.

İlk izlemeye başladığımda ani kamera hareketleri çok orijinal geldi (tabii ki “Arka Sokaklar”daki gibi değil). Bana farklı bir dizi izlediğimi düşündürten ilk olay bu oldu. Sonrasında, yaratıcı olan ve arka planda kahkaha efekti vermeden izleyicinin anlamasına bırakılmış, bazen ince bazen bariz espriler hoşuma gitti. Kendimi kaptırmış izlemeye devam ederken aklıma bir soru geldi: “Buradaki insanlar kâğıt satarken nasıl bu şekilde mutlular?”. Bu soruyu sormam şu an çok saçma olsa da dediğim gibi sınava hazırlanırken dışarıdan gelen dayatmalar yüzünden mutluluğun sadece başarıyla elde edilebileceğini düşünüyordum.

the office - pam and jim

Jim her ne kadar çalışmayıp eğlencesine baksa da arada bir kâğıt satarak hayatın geçmeyeceğini; başka bir yerde, daha iyi bir konumda, konforlu bir yaşam sürmek gerektiğini söylüyordu. Ardından Michael’la aynı bölge müdürlüğü pozisyonuna gelince aslında olayın yükselmek değil, mutlu olmak olduğunun farkına varması, bakış açımı biraz değiştirmeye başladı. Bölümler ilerledikçe mutluluğun her zaman büyük şeylerde değil, hatta küçük şeylerde daha fazla bulunabileceği fikri kafamda yer etti.

Dizideki yöneticilerin hayatları da buna örnek oluşturuyordu. Daha fazla para kazanıp sözde daha iyi şartlar altında yaşasalar da hayatlarının bununla ters orantılı olması güzel verilmişti. Dayatılan zorunluluklardan dolayı hayatın küçük şeylerde saklı güzelliklerden oluştuğunu kaçırmak… Bu tespit, bir diziden alabileceğim en güzel derslerden biri oldu. En sonunda da Pam’in repliği bütün sezonları özetledi. Ne kadar basit bir cümle gibi gözükse de alt metni güçlü: “…Sıradan şeylerde birçok güzellik var. Amaç da bunu görmek değil mi?”

Yazar

Geekyapar okurları Yazı Çağrısı altında toplaşıyor, belirlenen konularda kalem coşturuyor. Sen de parçası olmak istiyorsan, duyuruları takip et!

1 Yorum

Leave a Reply to Melihcan Beytorun Cancel reply

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.