Şu ana kadar sembolizm de sembolizm diye tutturdum, biliyorum, sizi hep eski zamanlara sürükledim. Mitlerden, yaratılıştan bahsettim. Sonra biraz daha ilerledik, Otomatik Portakal ile günümüze yaklaştık. Bu yazıyla daha da yaklaşıyoruz. Şimdi gece kilidi üzerinden 2012 yılına, genç yetişkin edebiyatının zirvelerini yaşadığı o tarihe, Açlık Oyunları’nın ilk filminin çıktığı zamana ışınlanacağız!

Yazının spoiler dolu olacağını şimdiden söyleyeyim, sonra “Aman efendim ben Açlık Oyunları’nı izlemek için ellinci yıl dönümünü bekliyordum, neden böyle oldu, gerekli mercilere şikâyet edeceğim seni ey yazar!” tarzında serzenişler duymayayım. Bence hepimiz biliyoruz bu serinin sonunu fakat işte, gönlüm el vermiyor uyarısız bir şekilde spoiler vermeye.

İlk olarak Açlık Oyunları’nın konseptini hatırlayalım. Distopik bir gelecekte geçen, mıntıkalara bölünmüş Panem ismindeki bir ülkeyi anlatan bu kitapta, her yıl düzenli olarak her mıntıkadan iki adet yarışmacı, Açlık Oyunları ismindeki bir yarışmada yarışmak üzere seçilir. Yarışmanın mantığı şudur; ya ölürsün ya da zenginlik içinde yaşarsın. Bu acımasız yarışmanın yapılma amacı, yarışmayı televizyonda yayınlayarak öncelikle burjuva halkın yaşadığı Capitol şehrindeki insanları, sonra da diğer vatandaşları eğlendirmektir. Tabii ki, izleyicilere ve yarışmacılara Capitol’ün gücünü ve olası bir ayaklanmanın nasıl sonuçlanabileceğini anlatarak göz korkutmak da amaçlar arasındadır. Açlık Oyunları, on üçüncü mıntıka ayaklanmasının bastırılmasından beri (yetmiş dört yıl) düzenli olarak yapılmaktadır.

açlık oyunları -

“Bir kazanan olmazsa her şey Oyun Kurucularının yüzünde patlardı. Capitol’ü hayal kırıklığına uğratmış olurlardı. Ölüm cezasına çarptırılırlardı, kameralar ülkenin her köşesine onların yavaş ve acılı ölümünü yansıtırdı. Eğer Peeta ve ben ölseydik… Ya da onlar öleceğimizi düşünselerdi.”

Karakterlerimiz Katniss ve Peeta eski okul arkadaşlarıdır. Birbirlerini tanımalarından mütevellit, oyunlarda sponsorların desteklerini kazanabilmek için canlı yayınlarda talihsiz âşıklar rolünü oynarlar. Zamanla izleyicilerin de sempatisini kazanarak adeta modern bir Romeo ve Juliet hâline gelen bu iki yarışmacı, yarışmanın sonunda sadece ikisi kalınca birinin ölmesi gerektiğini söyleyen oyun kuruculara başkaldırarak “Ya beraber kazanırız ya da kaybederiz” mesajını vermek amacıyla beraber intihar girişiminde bulunurlar.

Açlık Oyunları gibi bir dönem popüler kültüre yön vermiş bir kitapta bile birçok sembol görmek mümkün tabii fakat ben bugün size bunların hepsinden bahsedemeyeceğim. Önce Gece Kilidi meyvesinden bahsedeceğim, onun temsil ettiği başkaldırı temasını konuşacağız, sonra da Açlık Oyunları için alternatif bir son düşüneceğiz. Belki de içinizdeki Suzanne Collins hayranını yeniden ayaklandırabilirim, ne dersiniz?

gece kilidi - belladonna

“Ben sadece… Capitol’e bana sahip olamayacaklarını göstermenin bir yolu olmasını çok isterdim.Yani sadece oyunlarındaki bir piyon olmadığımı.”

Gece Kilidi hakkında ilginç bir bilgi: aslında böyle bir meyve yok. Nasıl yani? Hemen açıklayayım, orijinal ismi “Deadly Nightlock” olan bu meyve aslında iki farklı zehirli bitkinin meyvelerinin birleştirilmesiyle elde edilmiş kurgusal bir yemiş. “Deadly Nightshade (Atropa Belladonna)” ve “Hemlock” isimli bu iki bitki sadece insanlar üzerinde değil hayvanlar üzerinde de öldürücü bir etkiye sahip. Atropa Belladonna’yı bir dönem kadınlar güzelleşmek için göz bebeklerini büyütsün diye gözlerine sürerlermiş, Belladonna ismi de buradan geliyormuş. Demem o ki böyle bir meyve gerçekte olmasa da ona ismini veren iki farklı bitki var ve bunların ikisi de son derece zehirli bitkiler. Suzanne Collins, tamamen var olmayan bir gerçekliği sunmamış izleyiciye.

Bu meyveyi seçmemin sebebi serinin içinde kendi başına çok büyük bir yeri olmasa da hem kurgusal dünya hem de okurun kitaptan çıkarttığı anlamlar açısından önemli bir yere sahip olması. Açlık Oyunları serisinin en başında izleyici için hiçbir şey ifade etmeyen Gece Kilidi’nin anlamı, konu ilerledikçe değişiyor. Katniss’in stratejik zekasının bir simgesi oluyor önce. Zira rakiplerinden birisi olan Cato’yu öldürmek için çantasına bir parça koyduğunu görüyoruz ilk olarak. Daha sonra Cato, Katniss’in parmağı olmadan öldürülüyor ve Gece Kilidi artık Katniss’in bir işine yaramayacakmış gibi gözükse de Katniss kenara ayırdığı bu meyveyi yeniden kendi amacı doğrultusunda kullanıyor.

Söylemeliyim ki Katniss ve Peeta’nın oyundaki intihar girişimi şüphesiz acı olduğu kadar da zekice bir stratejiydi. Onları bu hale getiren Panem utansın, demediniz mi siz de izlerken? Bu hareket, baskıcı yönetime karşı dimdik bir duruştu. Başkarakterlerimiz, oyun kurucularının karşı çıktığı ve kesinlikle yasak olan bir eylemi gerçekleştirmekle tehdit ederek Panem’i hem güçsüz hem de çaresiz düşürdüler. Öyle ki Capitol’ün üç saatlik Açlık Oyunları videosunda yarışmanın seyrini sonsuza dek değiştiren bir hareket olsa da bu intihar girişimine yer verilmemesi, Panem yönetiminin de bu hareketin bir başkaldırı olduğunu kabul etmesine işaret ediyor. O halde Gece Kilidi’nin Açlık Oyunları bağlamında yarışmacılar için sembolize ettiği şeyler, kitabın en önemli temaları diyebiliriz; başkaldırı, isyan, çığlık… Anlık çaresizlik içinde neredeyse gerçekleştirilecek olan intihar eyleminin önemli bir parçası olduğu için eserin okurlara iletmek istediği kavramları iletmesinde bu zehirli bitkinin yeri çok önemli. Unutmayalım ki Açlık Oyunları özünde sessiz bir yardım çığlığı hakkında, bir isyan hakkında.

hunger-games-katniss_44606

“Eğer biz yanarsak siz de bizimle birlikte yanarsınız.”

Distopik bir gelecekte geçen kitaplardan mutlaka bir anarşizm bekliyoruz, Açlık Oyunları da bize bunu fazlasıyla veriyor. Katniss ve Peeta bu acımasız oyundan canlı çıkmalarının tek yolunun âşıklarmışçasına davranmak olduğunu fark ediyorlar ve kamera karşısında böyle bir hikâye oynuyorlar. Seyircileri kendileriyle taraf olmaları için yönlendirmek bile kendi başına bir başkaldırı diyebiliriz, o hâlde, Açlık Oyunları’nı bir galip çıkmadan bırakmakla tehdit etmek nasıl bir cesaret örneği?

Biraz da Katniss ve Peeta eğer Gece Kilidi meyvelerini yeselerdi ve oyun bu şekilde bitseydi ne olurdu, onu düşünelim istiyorum ben. Farz edelim ki Açlık Oyunları sırasında baş karakterlerimiz bu zehirli meyveyi ağızlarına attılar ve Capitol buna sesini çıkartamadı. Gözleri önünde kendilerini öldüren iki “masum âşığı” gören halk, sizce yetmiş dört yılın sonunda uyanır mıydı? İçlerinden birinin bir şey yapması gerektiğini düşünürler miydi, ayaklanırlar mıydı? Mıntıkalar, yarışmacı olarak giden haraçların Capitol için sadece birer eğlence aracı olduğunu fark eder miydi? Ben şöyle düşünüyorum: Katniss meyveleri yeyip intihar etseydi Panem halkı için bir umut kalmazdı artık.

açlık oyunları - katniss

“İşler içinden çıkılmaz gibi göründüğü zamanlarda bile, mücadele etmeden teslim olmak benim doğama aykırı.”

Evet, belki oyunların en başında Katniss onlar için hiçbir şey ifade etmedi ama serinin devamına bakılırsa insanlar zaten bir sembol arayışı içindelerdi ve Katniss gibi güçlü birisini görünce, ayaklanacak gücü kendilerinde buldular. Katniss, en başından beri farkında olmadan onların hayatlarına dokundu. Henüz oyunun içine hapsolmuş bir eğlence malzemesiyken bile kendi ayakları üstünde dimdik durmayı başarıp sadece kendi mıntıkasına değil tüm Panem halkına güçlü kalarak bir şeyler başarabileceklerini gösterdi.

Gece Kilidi meyvesi dolaylı yoldan sadece Katniss için değil tüm Panem halkı için bir dönüm noktası oldu demek ki. Böyle düşününce çok garip olmuyor mu? Bir hikâyedeki tüm detaylar o hikâyenin ilerlemesi açısından büyük bir önem taşıyor. Bunun sonucunda seriyi inceledikçe belirli detaylara olan bakışımız değişiyor, içinden farklı dersler çıkartabiliyoruz, üzerilerinde farklı farklı düşünebiliyoruz. Benim için iyi bir seriyi iyi kılan en önemli özelliklerden biri budur.

Suzanne Collins’in karakter yaratmadaki başarısını ve eserini aynı anda övdüğüme göre benim burada işim bitmiştir. Eğer size Açlık Oyunları’nı özletmeyi başarabildiysem ne mutlu bana. Ne dersek diyelim, tüyleri diken diken eden ve her daim izleyiciye bir şeyler hissettirebilmeyi başaran bir eser bence. Küçükken de ağlayarak okurdum, şimdi okusam muhtemelen yine ağlarım. Hatta gideyim de ağlayayım biraz. Haydi görüşmek üzere!

Kaynaklar

Nightlock

Atropa Belladonna

Yazar

19 yaşında bir İngiliz edebiyatçısı. Bazen film izler, bazen dizi ama çoğunlukla kitap okur. Kedi görünce sevmeden geçmez. @mightbeyagmur

Bir Yorum Yazmak İster Misin?

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.