Dorian Gray’in Portresi üzerine iki yazı yazmıştım, bu mini-serinin son yazısına da gelmiş bulunmaktayız. Üzücü, biliyorum fakat her güzel şeyin bir sonu vardır deyip her daim yorumlarda buluşabileceğimizi de söylemek istiyorum. İlk yazıda Dorian’dan ve yazarımız Oscar Wilde’dan bahsetmiştik, ikinci yazıda da Basil Hallward’ın nasıl birisi olduğundan ve Dorian’ı nasıl etkilediğinden bahsettik. Üçüncü ve son yazımda kitabın birçok kişi için en ilginç karakteri olan Lord Henry’den ve onun hedonist bakış açısından bahsedeceğim. Sizinle beraber, o gerçekten de düşündüğümüz kadar kötü birisi mi değil mi göreceğiz, eylemlerine bir yorum getirmeye çalışacağız.

Bir kez daha uyarımı geçeyim: yazının devamında kitabın başından, ortasından ve sonundan spoilerlar var. Eğer kitabı okumadıysanız 1-Henüz çok geç değil, lütfen bu başyapıtı bir okuyun ve 2-Yazının devamına bakarsanız sonunu öğreneceğinizi bilin. Tamam mıyız, devam edelim mi?

Kitabın en çarpıcı karakterlerinden birisi olan Lord Henry’i doğru tanımak için önce hedonizmin ne olduğunu anlamamız gerek. Kökleri Antik Yunan zamanlarına kadar uzanan, Epikuros ve Aristippos’un bir öğretisi olan hedonizm esasında hazcılık manasına gelir. Bu öğretiye göre insanlar yaptıkları şeyleri kendilerine en yüksek hazzı verebilecek sonuçlar doğurmaları için yapmalılardır. Zira bir insanı insan kılan yegâne duygu haz, yani mutluluktur. Mutluluğa yönelmek insanların doğasında vardır. Mutluluğa ulaşmak, tüm insanların ortak yaşam gayesidir. Kendini bir hedonist olarak tanımlayan Lord Henry’nin de Dorian’a karşı sarf ettiği bütün sözlerde bu öğretinin yansımalarını görmek mümkün.

Tabii ki bu noktada Basil’i hatırlamak gerek- şurada bahsettiğim Basil, hatırlarsanız hazcılığı hayatının merkezine koymayan, moralist ve idealist birisi. Basil, Henry’nin yaptıklarını tasvip etmediğini kitap boyunca defalarca dile getiriyor. Öyle ki bir noktada Henry için “O arkadaşlığın veya düşmanlığın ne olduğunu tam olarak anlamıyor,” lafını bile kullanıyor. Dorian’ı bir tabula rasa olarak gördüğünü söylemiştim ya, Henry’nin de bu tabula rasa’yı etkileyici fakat bir o kadar da tehlikeli fikirleriyle doldurabileceğini öngörüp bundan korkuyor.

Henry, Dorian’ı öyle görüyor mu bilinmez fakat kitabın en başından beri hedonist düşüncelerini bir şekilde Dorian’a aktardığı gözle görülür bir gerçek. Daha ilk tanışmalarında başlıyor bu fikir aktarımı: “O güzel hayatını yaşa!” diyor Henry, Dorian’a. Güzelliğini, gençliğini yarınlar yokmuşçasına övüyor. Burada yapmaya çalıştığı şey yalnızca kendi fikirlerini zararsızca beyan etmek mi yoksa ondan öte, Dorian’ı bir maşa gibi kullanarak kendi yaşayamadığı fikirlerini ona empoze ederek onda yaşatmak mı? Bence bu sorunun kesin bir cevabı yok. Fakat buna rağmen kesinlikle iki tarafa da eşit ağırlık vererek cevaplayabileceğimiz türden bir soru da değil.

İnsanın birini etkilemesi demek, ona kendi ruhunu vermesi demektir. Bu insan kendi doğal düşünceleriyle düşünmez olur artık, kendi doğal tutkularıyla yanmaz. Erdemleri gerçek değildir. Günahları -günah diye bir şey varsa eğer- başkasının malıdır. Bu insan başka birinin müziğinin bir yansıması olur çıkar, kendisi için yazılmamış bir rolü oynayan bir oyuncu.

Oscar Wilde, Dorian Gray’in Portresi, Oda Yayınları, Çev.Selin Ceyhan

Bir yoruma göre Henry, Dorian’ı yavaşça kendi alter egosu haline getiriyor. Kendi fikirlerinin tohumlarını Dorian’ın beynine ekerek onun yeni bir versiyonunu yaratıyor. Buna rağmen, Dorian’ın dönüştüğü bu yeni kişiliğin sınırlarından bihaber. Her ne kadar kendi hedonist fikirlerini bilerek ve isteyerek empoze etmiş olsa da Dorian’ın hayal edebileceği en kötü şeye dönüşeceğini öngöremiyor. Bunu kitapta da görmek mümkün, birçok kez Dorian’a “onun gibi insanların suç işleyemeyeceğini” söylüyor. Dorian ise buna cevaben “Benim hakkımdaki her şeyi bilmiyorsun,” diyor. “Bilseydin, beni yalnız bırakırdın.”

Henry’nin birçok yönden korkunç veya yorucu düşüncelere sahip birisi olduğu konusunda sizinle hemfikirim. Fakat o Dorian’ı kesinlikle bir katile dönüştürmek istemiyor. Dorian güzelliğinin de verdiği gurura -Antik Yunanlıların deyimiyle hubris- yenik düşüyor ve acıdan kaçıp haza sığınmak prensibini korkutucu bir şekilde gerçek kılıyor. Henry, gerçekten çok kötü birisi değil. Basil de bu konuda defalarca kez Henry ile konuşup ona “hedonizminin yalnızca bir oyun” olduğunu söylüyor, söylediği şeylere kendisinin de gerçekten inanmadığını düşündüğünü belirtiyor. Ki zaten Henry’nin Lady Agatha’ya söylediği şeylere bakarsak onun gerçek bir sosyopat olmadığını anlayabiliriz: “Her şeyle empati kurabilirim,” diyor, “acı çekmek hariç.”

Şeytandan kurtulmanın tek çaresi ona teslim olmaktır. Karşı çıkıldı mı ruh kendi kendine yasakladığı şeyin özlemiyle hastalanır… Siz Bay Gray, şu gülkırmızı gençliğiniz, gülbeyaz gençliğinizle siz de kendi kendinizi korkutan coşkulu duygular yaşadınız, içinize korku veren düşünceleriniz oldu.

Oscar Wilde, Dorian Gray’in Portresi, Oda Yayınları, Çev.Selin Ceyhan

Kendi başına eylemleriyle kötü birisi değil fakat düşüncelerinin tehlikeli ve çekici olması diğer insanları kolayca manipüle edebilmesini sağlıyor. Dili ustaca kullanması, retoriği ve karizmasıyla karşısındakini yanına çekebiliyor- özellikle de Dorian gibi masum ve saf birisini. Dorian’ın katil olmasını istemese de onu kendi düşüncelerini yaşatabileceği ikinci bir beden olarak görüyor sanki. Goethe’nin Faust’u ile kıyaslayan birçok kişi onu Mephisto olarak görür –Mephisto, Faust’un ruhunu sattığı şeytanın ismidir– buna rağmen Henry’e bir şeytan demek yakışık alır mı bilemiyorum zira dediğim gibi, düşüncelerini onun kendi eylemlerinde göremiyoruz. Düşüncelerini yalnızca sözlü olarak beyan ettiği vakit görebiliyoruz.

Dorian, daha kitabın ilk sayfalarından görebileceğimiz üzere Henry’nin sarf ettiği cümlelerden derinlemesine etkileniyor. Basil’in kusursuzluk olarak gördüğü saflığı ve masumiyeti, daha kitabın ilk sayfalarından kendi sonunu getireceğinin habercisi oluyor. Nihayetinde de hem Lord Henry’nin etkisi hem de yitiremediği sonsuz güzelliğinin verdiği gurur ile hem kendine hem de çevresine zarar veriyor.

Basil’in arkadaşının gelişigüzel söylediği şu birkaç söz sayesinde, -hiç kuşkusuz kasıtlı paradokslarla dolu sözler- delikanlının içinde şimdiye kadar dokunulmamış olan bu yerin şimdi tuhaf bir nabız atışıyla titreyerek attığını Dorian hissediyordu.

Oscar Wilde, Dorian Gray’in Portresi, Oda Yayınları, Çev.Selin Ceyhan

Çok konuştum çok. Özetle, Basil, Dorian’ın dış görünüşünü portresine işlerken Henry de onun düşüncelerine yön veriyor. Dorian, kendisini idealize eden bir ressam ile kendisini bir kukla yerine koyan bir adam arasında kendini kaybediyor. Saflığı onun sonunu getiriyor. Böylece Dorian Gray’in Portresi üzerine yazdığım üç bölümlük bu mini seri de sona eriyor.

En başta dediğim şeyi tekrar hatırlatmak isterim: Yorumlarda her daim buluşabiliriz! Eklemek istediğiniz, düzeltmek istediğiniz, sormak istediğiniz her şey için buyurun gelin. Oscar Wilde’ı bir kez daha saygıyla anıp sizi de bu edebi düşüncelerle baş başa bırakıyorum, kaçıyorum ben. Görüşmek üzere!

Yazar

Batı Edebiyatları okur, kedi sever. Bir de buralarda yazıp çizer. @mightbeyagmur

Bir Yorum Yazmak İster Misin?

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.