5. Lifeboat

Lifeboat

John Steinbeck’in aynı adlı hikayesinden uyarlanan Lifeboat, Alfred Hitchcock’un üst üste çekeceği “kısıtlı mekan” filmlerinden ilkiydi. Sonraları Rope, Dial M for Murder ve Rear Window ile bu meseleyi iyiden iyiye kusursuzlaştıracaktı, fakat İkinci Dünya Savaşı sırasında çekilen filmin ayrı bir yönü vardı. Bir yerde, savaşın bizi ne kadar insanlığımızdan edeceği meselesi tartışılıyordu sanki, bir yandan da herhangi bir savaş döneminde tanık olmanız işten bile olmayan o paranoyaya işaret etmekteydi. Her halükarda, üstadın klasiklerinden biri olarak yerini aldı. Steinbeck’in dokunuşu da cabası.

 

4. Life of Pi

Life of Pi

Life of Pi’ın en kuvvetli yanlarından biri, kuşkusuz denizi her açısıyla ekrana taşıyabilmesiydi. Life of Pi’ın gösterdiği deniz, hatta filmin başrolünde olan deniz, bazen çok güzeldi. Aklınız çıkıyordu sinema ekranına gördüğünüz o maviliğe, deniz analarına, yakamozlara. Bazen ise çok korkunçtu. Üzerinize gelen kocaman dalgalar, o dalgaların çıkarttığı kükreme sesleri… Bazen ise yapayalnızdı. Pi’ın sıklıkla, Richard Parker ile birlikte hissettiği yalnızlık, bazen katlanılmazdı. Ang Lee’nin başyapıtı, denizin bütün yüzlerini izleyiciye gösterme konusunda, muhteşem derecede başarılıydı.

 

3. Death on the Nile

Death on the Nile

Hercules Poirot, dünyanın en ünlü dedektiflerinden biridir ve Death on the Nile da muhtemelen onun en ünlü eseri olabilir. Agatha Christie’nin aynı adlı romanından uyarlanan 1978 tarihli film, tam bir yıldızlar geçidiydi. Hani şimdi Avengers’a bakıp falan şaşırıyoruz ya? Death on the Nile’ın yanında Avengers, X-Men bir hiçti. Peter Ustinov, Mia Farrow, Bette Davis, Maggie Smith, Angela Lansbury, David Niven, Jane Birkin, George Kennedy gibi, dönemin neredeyse tüm efsaneleri sahnedeydi. Tabii, Poirot işin içinde olduğundan, en büyük rol, tüm hikayeyi kaplayan gizeme aitti. Ve o gizem de, deniz yolculuğunun kısıtlı doğası nedeniyle inanılmaz derecede katlanıyordu.

 

2. Noah

Noah

Henüz belki de böyle bir listeye koymak için erken, biliyoruz. Fakat şöyle bir durum var. Birincisi, Darren Aronofsky’nin 2014 Noah uyarlamasını pek bir sevdik. Zaten yazımızda da bunu belirtmiştik. İkincisi de şu, eğer deniz yolculuklarından söz ediyorsak; buyurun, ağa babası budur. Semavi inanışlara göre zaten bugün dünyadaysak sebebi olan deniz yolculuğu bu. Bir gemi New York’tan Tokyo’ya gitmiş olsun, ne önemi var, kelimenin tam anlamıyla gök yarılmış burada, tufan olmuş. Nuh, ailesi ve hayvanlar alemi. Hem de arkada Clint Mansell’in muhteşem müzikleri. Düşününce bile tüylerimiz bir diken diken olmadı değil.

 

1. Titanic

Titanic

Evet, sonu pek iyi bitmedi, farkındayız. Ama yine de, Nuh’un Gemisinin haricinde, dünyanın en popüler, en bilinen gemi yolculuğunun da Titanic’in Southampton’dan New York City’ye olan yolculuğu olduğunu kabul etmek zorundasınız. Ve tabii onunla beraber, artık Titanic kelimesinin sonsuza kadar Leonardo DiCaprio, Kate Winslet ve Celine Dion ile beraber anılacağını da. James Cameron’ın filminin bu denli başarılı olmasını kimse bekliyor muydu bilmiyoruz, bekliyorlarsa gerçekten her neredelerse şimdi hallerinden pek bir memnun olduklarına eminiz. Ama en nihayetinde Titanic, gelmiş geçmiş en başarılı film payesini ele geçirdi ve uzun süre, alttan yeni James Cameron filmi gelene kadar da bırakmadı. Kolektif popüler kültürde, en büyük yere sahip deniz yolculuğu payesi onundur.

1 2
Yazar

Yalnız olduğunu düşünen, ama bunun uzun sürmeyeceğini bilen bir adam. Bir gün Kaliforniya'nın yeşillikleri uğruna Arizona'daki evini terk edip gitti, geri dön çağrılarına da kulak vermiyor.

Bir Yorum Yazmak İster Misin?

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.