Carlo Collodi’nin 1883 yılında yayınlanan Pinokyo’nun Maceraları; teması, kahramanları ve amacı gereği bir yapma masal işlevi görerek dünyanın dört bir yanındaki çocuklara aktarıldı, birkaç nesil bu hikâye ile büyüdü. Sinemanın gelişim çağına hemen hemen denk gelen bu hikâye, hele ki Disney vizyonu da malumken birçok kez uyarlandı, bu uyarlama çizgi filmler yoluyla yeni nesillere aktarılmaya devam etti. Masumiyetin kaybı ile insanlığın en gerçek suçları arasındaki ikircikli ilişkiye her fırsat bulduğunda dikkatini veren, bir Frankenstein hikâyesi çekmek isteyen ve daha da önemlisi, bir İtalyan çocuğu olarak büyüyen Guillermo del Toro için Pinokyo uyarlaması yapmanın neden uzun zamandır gündemde olduğunu anlamamız için çok fazla düşünmeye ihtiyacımız yok.

Kamuya açık beyanıyla 2017’den beri bu filmi yapmak istiyordu yönetmen; çok heyecanlıydı ve konu her açıldığında, kendi uyarlamasının Mussolini rejimini ve faşizmi içereceğini, bir varmış bir yokmuş o masal mekânını, ana vatanına yerleştireceğini söylüyordu. Bu film stop-motion bir müzikal olacak, böylece o masalsılıkla gerçekçilik de iyice kaynaşacaktı. Bütçe bulamama gibi çok büyük bir engeli de atlattıktan sonra Guillermo del Toro’nun gönlünden kopan Pinokyo uyarlaması kendisine Netflix içerisinde yer buldu ve bizler de çok kısa bir süre önce filmi izledik. Ben de tam şu an burada, dinlediğim ilk andan beri kişisel gelişimime fazlaca mihenk taşı verdiğini düşündüğüm Pinokyo’nun bu en yeni uyarlamasının üç günahı ve üç de sevabıyla geliyorum sizlere; üçü izleyin diyecek, üçü ise izlemeyin.

Pinokyo’yu İzleyin!

Guillermo del Toro's Pinnochio
Pinokyo

1) Pinokyo Tasarımı Daha Anlamlı

İyi haberleri önden almak bir gelenektir, madem gelenekselleşmesine ramak kalmış bir anlatıdan bahsediyoruz, biz de öyle başlayalım istedim. Pinokyo’nun bu uyarlaması Disney’in bir tanesini daha çok taze, bu yıl çıkarttığı birçok uyarlamadan daha farklı. Pinokyo, hikâye sonlanana kadar her zaman bir kuklaydı fakat çocukları hedef alan diğer animasyonlarda daha sevimli, daha kabul edilebilir ve daha insansı bir görünüşe sahipti. Tamamlanmamış değildi, sadece ahşaptandı. Guillermo del Toro’nun Pinokyo’su ise boş göz yuvarları, delik bedeni ve dikenli suratıyla neredeyse bir iskelete benziyor. Onu sevimli bulmamız için yapılmış hiçbir şey yok üzerinde, ne saçları ne renkli giysisi ne de ucuna tüy yerleştirilmiş bir şapkası var.

Çocuklar büyüyene kadar yetişkinlerin ve onların dünyasının sınırlarını denemeyi seven, dürtüsel, inatçı, fazla heyecanlı ve bütün bu yönleriyle irrite edici küçük insanlardır ama aynı zamanda, yine bu yönleriyle ve tabii, kafalarına oranla büyük gözleriyle sevimlilerdir. Onları bu yüzden hiç tanımasak bile severiz ve ne yaparlarsa yapsınlar –en azından çocukluklarını kafalarına vura vura ellerinden aldığımız erginlenme zamanlarına kadarhoş görmeye çabalarız. Pinokyo’nun bu tasarımı ise her anlamda onu bir çocuk gibi görmemizi engelliyor, “tamamlanmamış” bir varlık o. Bu da hem masalın ana temalarından biri olan masumiyetin, çocukluğun kaybı ve insan olmanın anlamı meselesinde hem de bir masalın içinde, özellikle ayrım yapmadan yaşıtlarıyla oynamanın bir yolunu bulan çocukların nazarında neden Pinokyo’nun bir oyuncak olarak bile kabul göremediğini somut şekilde açıklıyor.

Bunun devamında Pinokyo, diğer ‘ucubeler‘ ve eşikte kalmış, tanımlanamayan varlıklarla bir sirke katılacak, orada kabul görecek yahut gördüğünü sanacak. Anlatının bu hâli, geçmişten bu güne toplumda normal şartlarda kabul görmeyenlerimizin, bazı kendilerine tanımlanmış alanlarda bir emniyet supabı işlevini görerek, varlıklarını alkışlarla sürdürebilmelerini de açıklıyor. Koca bir takdir bu yüzden Guillermo del Toro’ya gider.

2) Pinokyo Net Bir Zemine Geçiyor

Sebastian J Cricket
Sebastian J. Cricket

Del Toro ve Patrick McHale’in senaryoda, ana temalar sabit kalsa da daha farklı ele aldıkları birçok şey var. Kayıp, ölüm, hafıza, bilinmeyene duyulan korku, bireysellik arayışı, kişinin etrafındaki dünyaya yabancılaşması gibi temalar bunlar ve bu film de yine her yaştan insana hitap edebilecek şekilde kurgulanmış olsa dahi, biraz daha karanlıklar. Gepetto, Pinokyo’yu çocukları çok sevdiği ve her zaman bir çocuğu olsun istediği için bin bir emekle oymuyor tahtadan; bu uyarlamada oğlunun yasından yıllarca kurtulup hayatına devam edemeyen, onun yerine geçmesi gibi çok bencilce sebeplerle oğlunun son hatırası olan ağacı kesen bir adam o. Pinokyo’nun bu kadar tamamlanmamış gözükmesinin bir sebebi de bu, sarhoşken oyuyor onu tahtadan. Hikâye bu hâliyle daha gerçekçileşiyor çünkü yaşadığımız dünyada çoğu ebeveyn, çocuklarının kendisinin ya da diğerlerinin bir uzantısı olmasını istiyor ve onları dünyaya getirmeden önce çok fazla düşünmüyor. Toplum bir tezgah, nasıl olsa onun içinde büyüklerin yönlendirmesiyle işlenir çocuk. Pinokyo’nun bireyselleşme serüveni de bu anlamda bizim için daha net bir zemine oturuyor.

Sebastian Cricket, Orman Perisi ve bu uyarlamada onun yanına eklenen Ölüm karakterleri için de benzer şeyler söyleyebiliriz. Çoğu zaman bilge bir psikolog işlevi gören Jiminy Cricket, burada, ne yapacağını bilmeyen bir çekirge. Pinokyo’yu hayata hazırlama görevinde de hiç başarılı değil çünkü gerçek hayatta ak sakallı Gandalflar yoktur. Bu, onlara kıymet vermememiz gerektiği anlamına asla gelmez fakat tecrübelerinden alabileceğimizi alıp, sözlerini kutsal saymadan kendi kararlarımızı yine kendimizin vermemiz gerektiğini vurgular. Orman Perisi ve kardeşi Ölüm; biri Pinokyo için yaşamı, diğeri ise yaşamın bitişini temsil ediyorlar. Peri, duygularıyla hareket edip Gepetto’ya sayısız yeni şans veriyor, Ölüm ise mantığın sesiyle bu sayısız yeni şansın güvenilmezliğini gösteriyor. Bu iki karakter de böylece ontolojik problemlerimiz açısından hayatın nasıl yaşanması gerektiğiyle ilgili daha net bir zemine oturan dersler veriyor izleyiciye. Varlığına da yokluğuna da eşit mesafe durmalısın, ikisine de güvenemezsin. İnsan olarak aralarındaki dengeyi gözeterek kendi yerini bulmalısın. Çekirge, “Elinden geleni yaparsın, yapabileceğin en iyi şey budur”, diyorsa boşuna değil.

3) Pinokyo Güncele Taşınıyor

Guillermo del Toro'nun Pinokyo filmi
Pinokyo ve yaratıcısı Gepetto usta

Hollywood’un uyarlamalara boğulması ve özellikle de birkaç on yılda bir, bazen animasyon bazen live-action olarak yeniden sinemaya uyarlanan masalların filmleri ortada. Tarihin kurgusal üretim açısından yeni materyale hasret kaldığımız ve her şeyin bir şekilde bir öncekinin kopyası olmasına alıştığımız bir önceki dönemi, herhalde herkesin İncil’den veya Yunan mitolojisinden bahsetmek zorunda kaldığı o toplu kafa karışıklığına denk gelen iki-üç yüzyıl filandı. Dolayısıyla bu yeni olduğunu iddia eden uyarlamaların hepsi, anlatıya yeni bir şey katmaktan ziyade insanı çocukken dinlediği masaldan soğutmak yahut onun mirasından çılgınlarca kâr etmek adına yapısını bozmaktan ileri gidemiyorlar, biz de bu yüzden her re-make haberinde hayıflanıyorduk.

Del Toro’nun yeni Pinokyo’su için ise bir kısmını günahlara saklamak üzere daha olumlu konuşmalıyız. Nedenlerini aslında önceki iki maddede açıkladım fakat burada biraz daha odaklı şekilde anlatmaktan zarar gelmez: Bu uyarlama ile Pinokyo, günümüz çocuklarına aynı mesajları yumuşatmadan iletmek için uygun bir hâle gelmiş. Bir anlatının güncellenmesi ile aktarılması arasında çoğunlukla birebir bir doğru orantı bulunmaz, farklı medyalardan bahsediyoruz. Fakat bu örnekte hem medya, Netflix gibi güçlü bir araçta hem de güncelleme, anakronizme kaçmıyor. Sonsuza dek mutlu yaşadılar ibaresi artık üç yaşından büyük kimse için bir olgu değil, Guillermo del Toro bunu görmüş; sadece ölüm için değil, insanlığın tarihinde olan ve Disney yahut hedef kitlesi çocuk olan tüm diğer marka yapımlarında pamuk şekerlere batırarak anlatılan tüm olumsuz ama gerçek olgular için uygulamış.

Uzay çağında masallara inanmak zor ama onlara hâlâ ihtiyacımız var, Pinokyo da günümüz çocukları yahut masallara inanmak isteyen yetişkinlerinin aklıyla dalga geçmeden bir masalı taşımayı başarmış diyebiliriz.

1 2
Yazar

Editör-in-çiif. Hayvan dostu, çokça yalnız; ismiyle müsemma ama çoğunlukla zararsız. İyi tavsiye verir, geç olana dek ciddiye alınmaz. Her geçen gün bitkinliğine şaşırarak ‘takı taluy takı müren‘ arıyor.

Bir Yorum Yazmak İster Misin?

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.