Casablanca

Casablanca

Kavuşamayan aşıkların babasıdır. Gone With The Wind de iki ana karakterin ayrılmasıyla sonlanır, ama o film zaten hikaye boyunca oraya doğru sürükler sizi. Rhett ve Scarlett’ın sonunda kopacağı bellidir. Casablanca ise finaline kadar çok sıradan bir aşk hikayesiymiş gibi ilerler. Eski aşıklar, bir savaşın gölgesinde egzotik bir yerde kavuşurlar, kız sevgisini hatırlar, oğlan umursayan tarafını. Tam beraber uçağa binip gidecekler dersiniz, işte o an Bogart hırıltılı sesiyle git der Bergman’a. Bergman gider, Ne de olsa onlar her zaman Paris’e sahip olacaklardır.

 

Chasing Amy

Chasing Amy

Kevin Smith’in üçüncü filmi, belki de hâlâ yaptığı işler arasında en iyisi Chasing Amy, akışını tahmin edemeyeceğiniz nadir romantik komedilerdendir. Smith sonradan daha sıradan romantik komedi filmleri de çekmiştir zaten (misal: Zack and Miri) ama Chasing Amy’de formüle tamamen zıt gider. Önce Alyssa’nın lezbiyen olduğu ortaya çıkar, sonra film tam rayına girdi ve Holden’la Alyssa kavuştu dersiniz; bu sefer de çok insani bir problem atar ortaya Smith; Holden Alyssa’nın tecrübesinden korkmakta, kendini yetersiz hissetmektedir. Film Holden’ın muazzam (!) fikrinin reddedilmesiyle biter. Kavuşmalarıyla değil, tam zıddıyla.

 

Roman Holiday

Roman Holiday

Şu koşullara bakar mısınız bir? Ortada bir prenses var. Audrey Hepburn. Kendisi prensesliğin daraltıcı koşullarından sıkılıp, Roma’yı özgürce keşfetmek için tedbil-i kıyafet bir vaziyette saraydan kaçıyor. Bir gazeteci var. Gregory Peck. Sıradan bir insan. Ne aristokrat, ne asil, ne de zengin. Karşılaşıyorlar, birblerini tanımıyorlar ve bir ilişki kurmaya başlıyorlar. Tam diyorsunuz ki evet, şu an fakir oğlan zengin kızı kapacak… Olmuyor. Filmin sonunda ikisi de kendi dünyalarına dağılır, arkalarında da Roma’nın anısını bırakırlar sadece.

 

The Terminal

The Terminal

Gelmiş geçmiş en sevdiğim filmlerden biridir The Terminal. Spielberg’in en şaşasız filmlerinden biri olmasına rağmen; hatta belki de bu yüzden çok severim kendisini. Filmde her şey sizi mutlu bir sona doğru iteler. Spielberg’in imzasıdır ya hani salonu yüzünüzde kocaman bir gülümsemeyle terk ettiğiniz filmler? Oraya gitmektedir film. Engeller bir bir aşılır, her yan karakter finalde istediğini alır… Tek bir istisnayla Viktor Navorski sevdiği kıza kavuşamaz filmin sonunda. Kız, doğru olan tercihi yapmaz, kendisi için yanlış olanı, yanlış olduğunu bildiği hâlde yapar. Spielberg’in en karakter dışı finallerinden biridir ve bu yüzden Terminal’in kalitesini sonsuz derecede yüceltir.

1 2
Yazar

Geekyapar'ın yazı işleri şövalyesi. Uluslararası İlişkiler okudu, okula girmeden önce yaptığı işi yapıyor. Küçükken "Büyüyünce ne olmak istiyorsun?" diyenlere yazar diyordu. Tüm internette bulmak için: @acyberexile.

4 Yorum

  1. Brokeback Mountain’i çok sevmiştim. Bi spoiler alert eklesek mi yazının başına :/

Bir Yorum Yazmak İster Misin?

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.