Animasyon filmlerinin hastasıyız, live-action uyarlamalarının ayrı bir müptelasıyız kafasıyla gittiğim Beauty and the Beast için kaleme aldığım incelememe hoş geldiniz efenim! Sizlere, kafamda iyice dinlenmiş ve ilk çıkışın heyecanıyla patlama yaşamadan sunacağım fikirlerimi aktarmak için toplanmış bulunmaktayız. Yazının tamamı boyunca spoiler sayılabilecek bir şey olmadığını düşündüğümden, genel görüşlerimi aktarmaya uyarısız devam edeceğim. Zira 1991 yıllı Beauty and the Beast animasyonunun neredeyse aynısı olmuş film; animasyonu izlediyseniz zaten spoiler olacak bir durum pek yok. E izlemediyseniz… Lan harbi neden izlemediniz?

Tükürdüğümü Yaladım!

Cogsworth-Mrs-Potts-and-Lumiere-Beauty-and-the-Beast

Kim ne der bilemiyorum ama sanırım ben bir önceki Mulan yazımda belirttiğim fikirleri yavaş yavaş yutacakmışım gibi hissediyorum. Biraz tükürdüğünü yalama hesabı. Neden diye sorarsanız hemen açıklayayım: Yazıda “Her animasyondaki müzikallik beni rahatsız etmiyor ama bazılarına da çok gitmiyor bu” minvalindeki düşüncelerimden Beauty and the Beast çıkışı vazgeçtim sanırsam. Gerçi çok sert bir fikir belirtmemiştim, “hepsinde aynı zevki vermiyor, bazılarında olmasa da olur” demekten zarar gelmez; ki zaten hala bazıları için bu istisnai durumun geçerliliğini sürdürdüğünü düşünüyorum.

Her neyse, özetle Beauty and the Beast çıkışı aslında müzikallerden ne kadar hoşlandığımı bir kez daha anladığımı belirtmek istiyorum. Müzikallerde durup durduk yere şarkı söylemeye başlayan insanlar belki gerçekçiliği bozuyor, kabul ediyorum bunu; ama şöyle de bir şey var ki, o havayı verdiği ve gereken ruhu yansıttığı sürece ben bu melodilere, şarkılara ve her türlü müzikaliteye tamamım! Ne diyebilirim ki, hareketlilik kanımda var. 

 

Beni En Çok Çeken O Parşömenimsi Kokusu… Anlayamazsınız!

Film için kısa bir özet yorumu gerekirse şunu çok içten bir şekilde söyleyebilirim: Şu ana kadar bende okuma aşkı uyandıran kaç film sayabilirim emin değilim, ama Beauty and the Beast kesinlikle içimi tekrardan edebiyat aşkıyla yaktı, alev etti. Edebi konuları kaleme alan ya da Rönesans tablosu tadındaki sinematografisiyle gözümüze gözümüze sokulan o eşsiz kitap yapraklı sahnelere sahip filmler hariç, herhangi bir animasyonun bende bu hissi uyandırdığını çok anımsayamıyorum.

Filmde Beast’in kütüphanesini gördüğüm vakit Belle’den daha fazla heyecanlanmış olabileceğime dair de iddiaya giriyorum. Hatta öyle bir canavarın kalesinde mahsur kalsam ve bana ilk iş olarak kütüphanesini gösterse, herhalde “Bu kitaplar benim olsun, tuvaletleri bile temizlerim” teklifinde bulunurdum. Yalan yok. Ama tabii, Beast’in de onca imkana sahip olmasına rağmen haklı olduğu bir nokta var: Her türlü kitabı henüz okuyamamış. Ömür yetmiyor sayın okur, ömür. Öldüğümüzde, dünya üzerindeki her kitabı okuyamadan ölmek sizce de çok acı bir şey değil mi?

 

Hık Demiş de Burnundan Düşmüş Mü?

1464031666-hbz-belle

Bunca kitap aşkı eyyorlamasından sonra beni en çok yakalayan kısımlardan bir diğerine gelelim: Animasyona olan bağlılığı. Eksiksiz, yüzde yüz, tıpatıp aynısı değil film; e zaten öyle olmaması da şart. Şöyle ki, animasyondan eksiği değil fazlası var yapımın. Ek sahneler, ek şarkılar, ek sözler mevcut filmde ama size tüm içtenliğimle belirtebilirim ki bunların hiçbiri sizi rahatsız etmiyor. Aksine zamanın nasıl akıp gittiğini unuturken bir anda değişik bir şeyler izleyince insan biraz daha zevk almaya başlıyor filmden. Aynı yapımı bir daha değişiklik olmadan izlemek her halükarda izleyicileri sıkar zaten, hatalı mıyım?

 

Hepsi Pamuk Şeker Gibi Yumuş Yumuş! -Sen Hariç Gaston-

BEAUTY AND THE BEAST

Peki daha daha? Karakterizasyon tabii ki! Disney’in vermek istediği karakter portrelerinin altından başarıyla kalkan yapımda, bir saniye bile olsun suratımdaki gülümsemeyi eksik etmeyen Cogsworth ve Lumiere için ayrıyetten bir övgüyle bahsetmek istiyorum. Animasyonda da çoğu insanın favorisi olan bizim şamdan ve saat, gerek dublörleriyle (Ian McKellen ve Ewan McGregor lan, boru mu?) gerek de yansıtılışlarıyla, 1991 yapımı animasyonda kendilerini sevenleri filmde de memnun etmeyi başarıyor.

Birçok yabancı sitede gördüğüm eleştirilerden biri Lumiere’in yansıtılışı üzerineydi; ki ben buna kat-i suretle katılmıyorum. Animasyonda suratı mumun bizzat üzerinde olan Lumiere’in filmde metalik vücudunun daha çoğunlukta olması birçok insanı rahatsız etmiş, karakterin doğasına aykırıymış. Şahsen ben izlerken gayet zevk aldım, hem dedikleri gibi de daha az duygu veren dümdüz metalik bir surat falan görmedim. Çamur atmayın Fransız güneşimize, üzülmesin! Yani bir de McGregor’a ayıp, adamcağız ne güzel seslendirmiş, Fransız aksanı yapacağım diye şekilden şekle girdiğini itiraf etmiş falan, hakkını verin. E Cogsworth? Ona tek kelime etmiyorum bile, zaten McKellen’ın sesiyle de iyice bir hayran patlaması yaşatıyordu, e o sempatik ruhunu da aldım ben filmde, üzerine konuşmaya gerek bile yok!

 

Eş mi Cinsel? Yok Artık Daha Neler!

lefou-and-gaston-are-weirdly-the-best-part-of-disneys-beauty-and-the-beast

Karakterizasyonlardan devam edelim ve işi Gaston ile LeFou’ya döndürelim, ne dersiniz? Hani film çıkmadan bayağı bir sansasyon yaratan şu eş cinsel ilişkili ikilimiz… Luke Evans’ın Gaston performansından son derece memnun kaldım, keza Josh Gad’in sempatik LeFou oyunculuğu da şahaneydi. Her ikisinin de filmdeki sürükleyiciliği o kadar güzeldi ki, gaz veren LeFou ile bazen biz de ortamın hararetine kapılıp Gaston’a hayranlık besleyecek gibi olurken, o kibirli pislik ruhunu gördüğümüz zaman ya da filmin sonunda Beast’e çektirdiği acılar sırasında ani bir parmak şıklatmasıyla kendimize gelebilmiştik. Kısaca; kusursuz işlenmiş karakterlerdi.

Peki bunca tantana yapılan eşcinsellik filmde ne kadar vardı? Şahsen izlediğim filmde o kadar da abartılacak bir durum göremedim ben. Kalmış ki, olsa ne olur? Elalemin gişe filmlerinde ulu orta öpüşüp sevişen yetişkinler çocukları etkilemiyor, aksiyon ve yarış temalı filmlerdeki pornografik ögelerden gelen açık saçıklık onları yanlış yola saptırmıyor da bir sahnede iki erkek sarıldı, bir erkek diğerine inceden coştu diye mi kötü etkileniyor genç dimağlar?

 

Ay Resmen Mimiksel CGI Güzelliği! (David Haller Göndermeli Tiplemeler İçerir)

beauty-and-the-beast-dan-stevens-beast-today-170127-inline-01_9206df05cfca09804c748501f2ba6a32.today-inline-large

Durun filmi övüyoruz da, daha bitmedi. CGI konuşalım mı biraz da? Filmin neredeyse tamamında kullanılan CGI beni memnun etti; gayet başarılı buldum. E Beast zaten iki üç sahne haricinde hep CGI olarak karşımızda, zira şato çalışanları da dönüştükleri eşyalar minvalinde aynı şekilde… Teknolojide çığır açan bir görüntü yönetmenliği denemez belki ama son derece uygun ve göz yormayan görsellikle işi güzel kotarmışlar. Üstelik Dan Stevens’ın mimiklerini o kadar iyi vermişler ki bu CGI ile, her kayda değer ifadenin olduğu sahnede Legion’daki performansı aklıma geldi adamın.

Oradaki uçarı kaçarı her türlü mimiği aklıma öyle bir kazınmış ki, gözlerini belertince ya da dudak kıvırınca ya da gülümseyince ya da (bitiremiyoruz valla, durdurana aşk olsun) cümlelerindeki tonlamasında bile Beast’in aslında Dan Stevens tarafından canlandırıldığı gerçeğini hiçbir zaman unutmadım. Ha tabii, insan olarak oynadığı sahnelerde kendisine o portreyi yakıştıramamaktan mıdır bilmiyorum ama bir aşırıcılık, yapmacıklık varmış gibi geldi. O kadarına lafım yok, belki de yönetmen “Böyle oynayacaksın hocam, prens kibirli falan ya, sen böyle oynayınca verirsin o mesajı, hadi bakayım” demiştir de yapmıştır. Sonuçta animasyon Beast’i ile film Beast’i arasındaki oyunculuk ve ifade genişliği, elbette ki büyük ölçüde farklı olacaktır. 

1 2
Yazar

Geveze, aşırı heyecanlı, domates surat. Ailenizin mülayim, cep tipi ponçiği. Profesyonel inek. Özel gücü ise role play yazmak. @poncikbruiser

Bir Yorum Yazmak İster Misin?

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.