Belle de Olsa Emma Watson, Bizim İçin Hermione Granger’dır

12BEAUTY-BEASTJP1-master675-v3

Oyunculuk demişken, Emma Watson’a küçük bir değinmek istiyorum burada. The Perks of Being a Wallflower haricinde çok fazla performansına şahit olmadım. Bu biraz şey gibi, Neil Patrick Harris’i her ne kadar farklı yapımlarda görseniz de Barney Stinson olarak kafanızda oturttuktan sonra başka rolde yadırgamak tarzında. Yadırgamak çok normal bir şey, o insani bir dürtü zaten. Benim savunduğum nokta oyunculuğunun kötü ya da iyi olması da değil zaten; ki kızcağız gayet de güzel oynamış. Yine birçok yabancı yorumcunun aksine, Belle rolüne uymayan bir seçim olduğunu düşünmüyorum Watson’ın.

Yalnızca Hermione Granger olarak fazla atılgan, sivri ve fazla replikli bir karaktere oranla film Belle’i biraz daha sakin bir Hermione versiyonu olarak kalmış sanki. Çok daha iyimser, çok daha güleç bir karakter olması da, Harry Potter evreninde yüzleşilen onca olay sonrası Hermione’ye oranla daha sakin bir karakter olmasında büyük etken tabii. Oyunculuğu kötü değil, aksine iyi. Sesi de bal kaymak mübarek, maşallah. Sadece Hermione olarak görmeye benim gibi çok alışan kesim için, benimsemesi ufak zaman alabilir; o kadar.

 

Salya Akıttık Görselliğe, Salya!

beauty-and-the-beast-2017

Filmin mesajına geçmeden önce son olarak genel bir teknik alana daha değinmek istiyorum: Film sonu jeneriği. Marvel filmlerinden alışkanlık, bütün kadronun ismi geçip gitmeden koltuğumdan kalkmamayı fazla benimsemişim, ışıklar açıldığında bile yerimde oturmaya devam ettiğimi sonradan fark ettim. E tabii o zamana kadar da bizlere bir güzel kadroyu tanıtan jenerik son derece hoşuma gitti. Her filmde bu detay olmaz mesela, bazıları sadece basit efektlerle isimleri yazar geçer, üstüne de geriye kalan teknik ekibi tanıtır ve bitirir olayı.

Ama Beauty and the Beast’in sonunda her oyuncu bir bir tanıtılırken görsellik açısından harika detaylandırılmış bir şölenle akıp gidiyor gözünüzün önünde. Zaten her oyuncu seçimiyle mükemmel bir seçim yapan oyuncu yönetmenini kutlamak lazım, bunca şahane ismi bir araya toplamak feci derecede saygı gösterilmesi gereken bir durum. Emma Thompson falan var abicim, Ian McKellen’lar, Ewan McGregor’lar falan da havada uçuşuyor… En çömleri Emma Watson o kadroda, öyle düşünün. Daha ne diyeyim ben? Hiç yani!

 

Bir Reklam Yapmışlar Ki Sormayın! Yoo, Sorun Aslında: Neden Lan Harbi?

au_rich_large_beautyandthebeast_payoff_4bfd4fa0

Beauty and the Beast’in sinemalara gelmeden önce neden fazlasıyla reklamı yapılıyor diye kendi kendime çok sormuştum zamanında. Sebebi neydi ki gerçekten? Zaten halihazırda bilinen bir animasyon uyarlaması ve elbette ki değerini bilen insanlar ihya oluyordu; daha da gözümüze sokmaya ne hacet vardı? İşte tüm bu sorular, aslında filmi izleyince çok net anlaşılıyor: Çünkü dünyanın buna ihtiyacı var. 

Tabii bu ihtiyacın sadece filmden değil aynı zamanda animasyondan da giderilebileceğini savunuyorum ben; sonuçta ikisi de aynı malzeme, ikisi de aynı hamur; yoğrulunca aynı kek ortaya çıkıyor. E peki neymiş bu dünyanın ihtiyaç duyduğu şey? Peri masallarında da olsa dünyevi gerçekliklerin aslında ne kadar da genelleştirildiği. Bakın, bu hikaye bir Disney peri masalı olabilir, ama kesinlikle onca çıtkırıldım prensesi arasından sıyrılıp en akıllı ve en cesurları arasına girmeyi başaran Belle açısından tüm kadınlara ve hatta insanlığa verilen bir ders minvalinde. 

Zamanında Zootopia’nın nasıl ders müfredatına girmesi gerektiği konusunda yazılan yazıyı hatırlıyorsunuz değil mi? Yiğitcan’ın ballandıra ballandıra anlattığı bu olayın, aynı şekilde Belle için de geçerli olduğunu düşünüyorum. Neden mi? Çünkü Belle kasabasındaki diğer kadınlara ve kız çocuklarına göre çok farklı. Öncelikle okuyan biri; sürekli ama sürekli bir kitabın dünyasına girmekten korkmayan ve orada kalmaktan fazlasıyla hoşlanan bir hayalperest. Sırf kitap okuyor ve o kitapların dünyalarında fersah fersah dolaşıyor diye, tüm kasaba halkının gözünde “tuhaf” olarak sınıflandırılan biri. Hatta ve hatta küçük bir kız çocuğuna birkaç cümle okuttuğu için kızın babasından “Ona okumayı mı öğretiyorsun sen?!” şeklinde azar yiyen bir figür. Filmi izlemiş olmak için izlemediyseniz, bu tür mesajları genel bir pencereden görebilmeniz çok rahat. Neden okuyan bir kız çocuğundan ya da kadından bu kadar korkuluyor? Neden tuhaf olarak karşılanıyorlar? Cevabı tarih kitaplarının sayfalarında bile var aslında: Kadını kontrol altına alabilmek için ufkunun genişlemesi engellenmeli fikri.

 

Emma Watson Dik Dur Eğilme, Bu Hayranlar Seninle!

Sequence-01Still013

Emma Watson’ı bu feminist hareketlerinden ve sürekli bir mesaj verme kaygısıyla giriştiği işlerden dolayı, en az Belle gibi, tuhaf karşılayan bir kesim mevcut ki, sayıları azımsanamayacak kadar fazla. Ama bu çerçeveden baktığınızda aslında böyle bir mesajın gerekliliğinin şu yirmi birinci yüz yılda bile hala ne kadar şart olduğunu anlıyorsunuz. Bu tip açılardan Belle’in ve de Beauty and the Beast filminin kadın hakları açısından öncü bir yapım olduğunu savunmamak işten değil doğrusu.

Dünyanın ihtiyaç duyduğu tek şey okuyan bir kadın figürü değil elbette: Aynı zamanda bir de cesur olanına muhtacız. Bir işi başarabilmek ve fikirlerinin arkasında korkusuzca durabilmek için; cinsiyeti, ırkı, yaşı ya da düşünceleri ne olursa olsun her insanın mutlaka cesur davranması şart. Belle’de bunu görmemek mümkün değil diyen, Belle’in temelini kavrayamamış demektir benim için. Zira içinizden hanginiz, korkunç olağanüstü güçler tarafından şekillendirilmiş bir canavarla bir saniye bile geçirebilir? Üstelik Belle “canavar da olsa, insan insandır” gözüyle baktığı Beast için son derece hayati ve önemli kararlar alarak bu noktaya geliyor. Yarasını sararken ya da ona sevmeyi öğretirken, eve gitmek için aradığı her türlü kaçış yolunu sonuna kadar zorlayıp bütün bunlardan uzak da durabilirdi. Bunlardan uzak durmaması, biraz da benliğindeki iyilik ve saflıktan geliyor bana kalırsa.

 

Kitap Okumaya Zaman Mı Bulamadın? Bırak Çamaşırları Katır Yıkasın!

beauty-and-the-beast-2017-credit-disney

Belle’in karakterizasyonunda elbette sadece bu tip entellektüel yaklaşımlar dikkat çekmiyor; bir de babasından daha çok öne çıkan mucitliğiyle göz dolduruyor kendisi. Normalde bir mucit olarak hikayenin temelinde yer alan Maurice (Belle’in babası), bu sefer yaratıcılık tahtını kızına miras bırakmış ve filmde de bunu çok iyi işlemişler. Misal, ek bir sahne olarak karşımıza çıkan çamaşır yıkama bölümünden bahsedeyim size. Burası, animasyonda olan bir kısım değil. Ama Emma Watson’ın da desteğiyle senaristler tarafından karara varılan bu sahne, Belle’in günlük işlerini hallederken yine de kitap okuyabilmek için kendine zaman yaratabilmesi düşüncesinin altını çizebilmek için yer etmiş yapımda kendisine.

Sonuç olarak patriyark düzende kadınlara dayatılan “ev işleri” düşüncesi, bu kadınların vaktini fazlasıyla alan ve gelişmelerinin önüne geçen bir engel. Fakat Belle’in ruhuna, karakterizasyonuna ya da vermek istediği mesaja çok güzel bağlı kalınarak eklenen bu sahneyle, Emma Watson’a büyük bir teşekkürü borç bildim açıkçası. “Kitap okumaya zamanım yok” diye gerçekten sebep sunanlar değil de sudan bahane üretenler için güzel bir tokatlayıcı cevap olmuş o sahne. Bir katır ve bir varil ile kurduğu basit bir düzenek sayesinde çamaşırların yıkandığı kasaba suyunun kenarında oturup kitap okuyan Belle, elbette ki bu parlak zekasıyla alkışlanmalı. Sorun odaklı değil, çözüm odaklı yaşamalı hayatı!

1 2
Yazar

Geveze, aşırı heyecanlı, domates surat. Ailenizin mülayim, cep tipi ponçiği. Profesyonel inek. Özel gücü ise role play yazmak. @poncikbruiser

Bir Yorum Yazmak İster Misin?

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.