Malum, kış aylarındayız, grip salgını falan dönüyor ya? İşte şifayı kapmışım ben bunlardan, baya baya hastayım. Üstünüze afiyet öksürük olsun, göz yanması olsun, yorgunluk olsun gırla gidiyor. Tabi böyle durumlarda ne yapıyoruz ? Çekiyoruz battaniyemizi üstümüze, koyuyoruz güzel bir film, başlıyoruz seyretmeye. Hem iyileşiyoruz hem de Arap dünyasındakii çekişmeleri izlerken kafamız dağılıyor…

2012 yapımı olan filmimiz Jean-Jacques Annaud imzasını taşıyor. En pahalı Arap yapımlarından biri olan filmdeki oyuncular da özenle seçilmiş; Antonio Banderas, Mark Strong, Tahar Rahim oyunculukları ile seyirciyi hızlıca etkileri altına alıp, insanı olaya bağlıyorlar. Olaylar iki güçlü aşiret lideri olan Sultan Amar ve Emir Nesib‘in barış yapmalarıyla başlıyor. Savaştan yorulmuş olan iki Müslüman lider, barış yapma kararı alırlar; ancak barışın gerçekleştirilebilmesi için Amar’ın iki oğlunu da evlatlık vermesi gerekmektedir. Amar gönülsüzce de olsa bu anlaşmayı kabul eder. Barış olduğunda iki aşiret de birbirlerine saldırmayacak ve Sarı Kuşak denilen yer tarafsız olacak, kimse bu bölgede hak iddia edemeyecektir.

Bir noktaya kadar her şey yolunda gider. Barış anlaşması üstünden 12 yıl geçer. Aşiret liderleri yaşlanırlarken Amar’ın çocukları büyürler. Bu çocukların ve aşiretlerin kaderleri, Teksas’dan gelen bir adamın, Sarı Kuşak’da değerli bir madde bulmasıyla değişecektir. Bulunan madde zengin petrol rezervleridir. Ancak tek sorun Sarı Kuşak’ın tarafsız bölge olduğu için, bu petrolde kimsenin hak iddia edemeyecek olmasıdır. Kısa zamanda hak iddia eden birileri çıkar ve olaylar karışır.

45405_11

Filmin konusunun özetini verdiğime göre biraz atıp tutabilirim; her şeyden önce yukarı da yazdığım gibi oyunculuk gayet tatlı gayet hoş olmuş. Özellikle Banderas Müslüman bir Arap’ı gayet başarıyla canlandırıyor. Kendine has mimik ve jestleri ile Banderas yine Banderas. İsmi bilinen ya da bilinmeyen diğer oyuncular da gayet iyi bir performans çıkardıklarını düşünmekteyim. Gidip görmedim ama gerçekten de çöldeki yaşamı gayet doğru, saf bir şekilde canlandırdıklarına dair inancım tam. Kısaca oyunculuğa “tamamdır” diyor ve sonraki sekmeye geçiyoruz.

Bilirsiniz, bir filmi film yapan “aman bu filmi de sinemada seyretmeye hiç gerek yokmuş” cümlesini, ya da bu cümlenin tersini insana söyleten şeylerden önemli biri de filmin geçtiği yer, ortam ve manzaralardır. Günümüzde bu noktada çoğunlukla teknolojinin son seviyede devreye girmiş olsa da filmimiz için böyle bir durum söz konusu değil; yani filmin tamamı çölde çekilmiş, aktörlerin çektiği tüm sıkıntılar gerçek. Belki de bu yüzden oyunculuğu çok gerçekçi buldum. Neyse konudan uzaklaşmayayım. Filmde uçsuz bucaksız çöl, yapılar ve genel olarak manzaralar gerçekten emek verilerek, uğraşılarak yapılmış. Kesinlikle bir yapaylık hissedemiyorsunuz. Gidiyor bir bardak su doldurmak istiyor insan. Bakıyor su bitmiş, “aman” diyor, “boş ver filme daha iyi odaklanırım, onlar da susuzluk çekiyorlar” diyor. Biraz burukluk oluyor sonra.

still-of-freida-pinto-in-day-of-the-falcon-(2011)-large-picture
Filmin belki de en etkileyici şeylerinden biri ise gerçekten insanı düşünmeye sevk etmesi. Genelde üzerine kafa yorarken kendimizi bulduğumuz konular din, aç gözlülük, Amerika’ya olan bağlılık, kardeş katli…. Filmimizdeki iki Arap lider de birbirlerinden fazlasıyla farklılar; bir tanesi halkına daha iyi hizmet vermek için ticaret ve teknolojiden sonuna kadar yararlanmaya çalışırken, diğeri çok daha tutucu, gelenekçi ve dinine düşkün. İkisinin de haklı, ikisinin de haksız olduğu yerler var. Özellikle başka bir adamın elinde büyüyen çocuklar, onların düşünce ve hareketleri, zor bir aşk ile birleşince filmin söyleyecek çok fazla sözü olduğunu fark ediyorsunuz. Yani filmde bir yandan gerçekler, gerçekçi bir biçimde aktarılırken, bir yandan da insan bazı şeylerin farkına varıyor. İşin özeti filmde yaşanmış, yaşanmakta olan ve yaşanacak olan şeyler var. Daha ne olsun.

Yavaş yavaş yazıyı toparlamak gerekirse, filmimiz çölde geçen, güzel oyunculukla bezeli, içinde aşk da aksiyon da barındıran, bir kaç sürprize de yer verilmiş olan 120 dakikalık bir yapım. Aynı zamanda gerçeklik kokusu da barındıran yapım hakkında eleştiri olarak söyleyebileceğim tek şey biraz fazla uzun olması. Karakterlerin ve olayların detaylarını iyice anlamak için bu uzun süre gerekse de, daha kısa şekilde de bir anlatım yapılabilirdi diye düşünmekteyim. Yine de seyirciyi sıkmayan filmi seyretmenizi tavsiye ediyorum. Her şeyi geçtim sadece Banderas için izlenir.

 

 

Yazar

Lisans bitti, yüksek lisans bitti, askerlik bitti ama yazmaya ve FRP'ye olan ilgisi bir türlü bitmedi. Tam bir Frp tutkunu, hoş sohbet, biraz umursamaz biraz da tembel. Nerede kötü adam varsa onu sever. İyilikten hoşlanmayan bir süper kahraman. Bir Batman değil ama bir Robin. İzini bulmak için Facebook'a Seçkin Özcan yazmanız yeterli. Face'i var, sohbet için. Bir de artık kızılı var.

Bir Yorum Yazmak İster Misin?

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.