Günlerden Cuma. Saat olmuş sekiz. İşin yorgunluğunu yavaş yavaş üzerinizden atıyorsunuz. Belki sevdiceğiniz var yanınızda, belki panpalarınız. Bir film izliyorsunuz. IMDB‘ye mi gireceksiniz şimdi? O kadar tartışma çıkacak, “Ya ben sevmiyorum böyle filmleri” denecek, puanlar kıyaslanacak. Ne gerek var? Buyrun biz buradan size film önerimizi yapalım. Bol kahkahalı, ayrılık ve özgüven üzerine laflayan bir film alır mıyız?

Jason Segel, hayatımıza Freaks & Geeks ile girip, Undeclared ile ikinci raunda çıktığında hep aynı çizgide kalacak gibi gözüküyordu: Komik, yetenekli ama bir türlü başarıyı yakalayamamış bir aktör. Bu gidişat, 2005 yılında How I Met Your Mother‘ın kadrosuna katılmasıyla tersine dönmeye başladı. Ama bize sorarsanız, bir sitcomun ana kadrosunda yer almak otomatikman başarı getirmez. Bunun üzerine koymanız, çıkmanız gerekir. O yüzden, eğer Jason Segel’ın başarı anı diye bir şeyden söz edeceksek, lafa Forgetting Sarah Marshall‘dan başlamamız icap eder.

2008 çıkışlı Forgetting Sarah Marshall, Jason Segel’ın yazdığı, yönetmenliğini ise İngiliz asıllı Amerikalı Nicholas Stoller‘ın üstlendiği bir film. Stoller’ın ilk uzun metraj deneyimi, bildiğim kadarıyla Jason Segel’ın da filme çekilen ilk senaryosu. Don Jon hakkında konuşurken Joseph Gordon-Levitt hakkında bunu söylemiştik; ilk filminden hiç ilk film havası vermeyen yönetmenlere çok hayranız. Stoller bir komedi filmi yönetmek üzerine ihtisas yapmış deseler inanacak şekilde terk ediyorsunuz filmi.

Forgetting Sarah Marshall 1

Bunun çok büyükçe bir kısmı da başarılı oyuncu seçimlerinden kaynaklanıyor. Jason Segel zaten banko, How I Met Your Mother‘ın ikinci sezonundan da biliyoruz ki depresyonu da, “awkward” adamı da çok iyi oynuyor, burada da o çizgisinden şaşmamış. Kristen Bell ve Mila Kunis de görevlerini acayip muhteşem bir şekilde yerine getiriyorlar, ama filmin kadrosuna dair en büyük övgü açık ara Russell Brand‘e gidiyor. Brand’in böylesine bir performans sergileyebileceğini kim düşündüyse tutun, bütün filmlerin kasting seçiminden sorumlu hâle getirin. Ya da en azından bırakın, bir ödül falan verelim kendi aramızda. Brand kağıt üzerinde nefret edilesi duran bir karaktere sempati kazandırıyor. Aldous Snow karakteri, açık ara filmin en fazla güldüren sahnelerini neredeyse tek başına götürüyor.

Ekibin iyi anlaştığını da az çok sezebiliyorsunuz. E zaten mekan iyi, arkada Apatow tecrübesi var, senaryo kaliteli, oyunculuklar da tadında olunca ortaya son yılların en güzel komedi filmlerinden biri çıkıyor. Senaryonun bu komediyi sağlamak üzere etrafına döşediği onlarca karakteri ortamı çok kalabalıklaştırmadan öyküye yedirmesi gerçekten takdire şayan. Herhalde film sırasında nereden baksan on-on beş karakterle haşır neşir oluyoruz, fakat isimleri karıştırmayı, tanıtılan karakteri umursamamayı geçtim, aralarından unuttuklarımız dahi olmuyor.

Forgetting Sarah Marshall 2

Segel hikayeyi Peter merkezli şekillendirmiş, ama yan karakterlerin çoğuna da bir başlangıç ve bitiş noktası olacak şekilde minik hikayeler döşemiş. Bu hikayeler, hem ana mevzunun çok tekrar edilmesini ve sıkıcılaşmasını önlüyor (zira bir noktadan sonra “Eaah yeter artık üzülme şu kıza” demek çok mümkün olabilirdi) hem de mizahı tahmin edilemez kılıyor. Devamlı Pete konuşsa, bir noktadan sonra ne diyeceğini anlayabilirsiniz, ama Aldous ile katolik çiftin etkileşimi kağıt üzerinde “ben geliyorum” diyemiyor.

Yani ezcümle, uzun lafın kısası, Forgetting Sarah Marshall durması gereken bütün duraklarda duruyor,istikametine çiziksiz, kazasız belasız varıyor. Eğer şu sıralar felaket bir ayrılık çekiyorsanız kendinizden bir şeyler de bulabilirsiniz; çekmiyorsanız, muhtemelen hayatınızı değiştirmeyecek. Ama iki saatin nasıl geçtiğini de anlayamayacaksınız.

Yazar

Yalnız olduğunu düşünen, ama bunun uzun sürmeyeceğini bilen bir adam. Bir gün Kaliforniya'nın yeşillikleri uğruna Arizona'daki evini terk edip gitti, geri dön çağrılarına da kulak vermiyor.

Bir Yorum Yazmak İster Misin?

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.