Ah Disney, vah Disney. Biz seninle ne yapacağız? Bizim başımız seninle dertte, senin başın da “political correctness” ile… Sağın solun belli değil, bir yandan gerçeğine uygun Mulan fragmanı çıkartıyorsun, öbür yandan Danimarkalı Ariel’i siyahi yapıyorsun.

halle-bailey-1024x717

“Politik doğruculuk” namına dizi ve filmlerde zamanın koşullarına uymayan oyuncular görmeye alışığız. Özellikle Orta Çağ Avrupasında siyahi karakter gördüğümüzde ilk başlarda bir garipsiyorduk. Aklıma gelen ilk örnek Merlin dizisindeki Guinevere karakteri; ne alaka deyip geçmiştim o zaman. Sonuçta hikayenin özünü bozmuyorsa bir sorun yok. Onu geçtim, zaten Hollywood sinemasının var oluşundan beri tam tersi durum geçerliydi; beyaz oyuncular tarihsel tutarlılığa aykırı bir şekilde olmamaları gereken yerlerden çıkıp duruyorlardı. Oyuncu seçimlerindeki ırk meselesi de Amerikan halkı için azınlık sayılan ırkların, beyaz bir karakter için seçilmeye başlanmasıyla patlak verdi. Aslında ne gerek var bu kadar düşünmeye, kim iyiyse o alsın rolü, öyle değil mi?

Ne yazık ki o iş tam olarak öyle değil. Korunması gereken hassas bir denge var. Özellikle dış görünüşü oturmuş karakterler veya uzak geçmişte var olan karakterlerin görüntüsü zihinlerde belli bir formatta yerini koruyorlar. Bu formata uymayan her oyuncu seçimi ise muhakkak birilerini rahatsız ediyor.

1539704865-little-mermaid-disney

Küçük denizkızı Ariel’in başına gelen tam da bu. Little Mermaid, Danimarka’lı yazar Hans Christensen’ın kaleme aldığı bir masaldan uyarlanma. Kıyafetlere, teknolojiye ve mimariye baktığımızda 1989 yapımı animasyon film 1800’ler Avrupasında geçiyor. Ariel’in kendisi kızıl saçlı, beyaz tenli ve mavi gözlü bir kız. Üstelik yirmi seneyi aşkın bir süredir bu kızımızı küçük çocukların türlü eşya ve kıyafetlerinde görüyoruz. Yani Ariel denince akla gelen yüz belli; haliyle insan bu denli farklı bir oyuncunun seçilmesini biraz yadırgıyor. Tam bir Cursed Child – Hermione vakası.

Bu karmaşıklığın içinden kurtulmanın yolu ise çok ama çok basit. Çözüm yine bir Disney filminde yatıyor: The Princess and the Frog. Bizim dilimize Kurbağa Prens diye geçen hikayeyi biliyorsunuz, prenses kurbağayı öper ve kurbağa prense dönüşür. Disney 2009’da bu hikayeyi filme çevirdi, başına da siyahi bir prenses ve etnik kökeni belli olmayan bir prens koydu. Hikayenin özünde yine prens, prenses ve kurbağalar vardı, fakat çevre tamamen farklıydı. Kimse bu hikaye neden 1920’lerde ve New Orleans’ta geçiyor diye sorgulamadı. Filmin karakterlerin ırkı da oturtulmuş olan çevreye uyunca kimse ırk için tek bir laf etmedi.  Alın size mis gibi çözüm.

halle-bailey-of-r-b-duo-chloe-x-halle-visits-build-to-news-photo-875526188-1562600090

Ariel’i alın New Orleans’a koyun demiyorum tabi ki de. Sadece içinden 1800’ler Avrupasını çıkarsan bile işi kotarırsın sevgili Disney. Modern zamanda geçebilir hikaye, tıpkı Enchanted gibi. Beğenmediysen okyanusun ortasında herhangi bir ülkede de geçebilir olaylar. Hikayeyi bir kez uyarladınız, bir daha uyarlayın. Kızın babası olarak Mahershala Ali’yi mi koyarsınız Terry Crews’ı mı bilemem. Ursula olarak da Titus Burgess’i koyun, epey başarılı bir kişi kendisi. Müzikal ve görsel bir şölen düzenleyin bize, unutturun tüm bu ırk tartışmalarını. Sanki Little Mermaid hiç çekilmemiş gibi çekin filmi. Bu film bir de para yaptı mı zaten tüm bu olaylar unutulur gider.

Son bir uyarı sevgili Disney ve sevgili batı sineması, zihinlerimize kazınmış karakterleri değiştirip durmaktan vazgeçin. Orijinal karakterler yaratın, yeni hikayeler yazın. Irk tartışmalarıyla yem atıp ortalığı karıştırmaktan siz de sıkılmadınız mı?

Yazar

Dizi bağımlısı bir beyaz yakalı. Kedisine çekmiş, en büyük zevki miskin miskin yatmak. Kendisi ve kedisini sosyal medyada bulabilirsiniz. @asliozkeles

Bir Yorum Yazmak İster Misin?

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.