Disney’in ana akım animasyon dünyasında çok da küçük olmayan bir hükümdarlık sürdüğünü hepimiz biliyoruz. Bu sene de En İyi Animasyon Film dalında Akademi Ödülü’ne aday gösterilen beş filmden üçü Disney’e ait. Buna zaten alışığız, son yirmi senedir sadece dört istisna film hariç bu ödül ya Walt Disney Stüdyoları ya da Pixar’a, yani neticede Disney’e gitti. Bu sene ise eğrinin Encanto ile Walt Disney Stüdyolarının yönünde olduğunu söylersem kimse şaşırmaz herhalde. Akademi ödüllerinin büyük bir popülerite yarışından ibaret olduğunu zaten biliyoruz, ancak Encanto’nun da aday olmasına çok laf etmemek lazım. Altın Küre’de En İyi Animasyon film dalında ödülü kapan Encanto’ya tüm dünyanın takıntılı olmasının çok haklı sebepleri var.

Lin-Manuel Miranda

Moana ile başlayan Disney ortaklığının en yeni meyvesi olan Encanto, tam bir Lin-Manuel Miranda eseri. Zaten Jared Bush ve Byron Howard, Zootopia’dan sonra yapacakları filmin bir müzikal olmasına karar verdikten sonra direkt Lin-Manuel Miranda’ya gitmişler. Projenin daha konusunu belirleme aşamasından itibaren Lin-Manuel Miranda işin içinde olduğundan filmde onun etkisi hemen belli oluyor. Lin-Manuel Miranda’nın tarzına Hamilton’dan aşina olanlar Surface Pressure şarkısında geçen “I’m pretty sure I’m worthless if I can’t be of service (Eminim ki hizmet edemezsem bir değerim yok)” dizesinin Alexander Hamilton’ın söylediği dizelerle benzerliğini fark etmişlerdir. Lin-Manuel Miranda müzikallerde rap kullanımıyla ün kazanmasının sebebi dizelerdeki şiirselliği müzikal dünyasıyla çok iyi harmanlayabilmesi, Encanto’da da bunu sıkça görüyoruz. 

Anlayacağınız neredeyse dokunduğu her proje altın olan Lin-Manuel Miranda Encanto ile hayal kırıklığına uğratmadı. We Don’t Talk About Bruno ise Frozen’ın Let It Go’sunu bile geçerek Billboard listelerinde ikinci sıraya kadar çıktı. Surface Pressure’ın da Billboard listelerinde ilk ona girmesiyle birlikte Encanto Billboard’un ilk on listesinde birden fazla şarkıya sahip ilk Disney filmi olmayı başardı. 

Fakat ilginçtir ki En İyi Şarkı dalında Akademi Ödülleri’ne ne We Don’t Talk About Bruno ne de Surface Pressure’ı aday gösterdiler. Disney’in balad türü şarkılar seçme geleneği devam ettirilerek Abuela’nın kalp kıran hikâyesini anlatan Dos Oroguitas şarkısı bu senenin adayları arasında yer alıyor. Eğer kazanırsa hem Disney’in İngilizce olmayan bir şarkıyla kazandığı ilk ödül olacak, hem de Lin-Manuel Miranda eğlence sektörünün en prestijli dört ödülünü toplayanlara verilen EGOT (Emmy-Golden Globe-Oscar-Tony)  sıfatına sahip ünlüler arasına katılacak. 

Eşlik Etmek İsteyeceğiniz Bir Koreografi

Şarkıların güzelliğinden bahsetmişken koreografiden bahsetmemek olmaz. Özellikle We Don’t Talk About Bruno’nun mükemmel koreografisi TikTok danslarıyla “genç neslin” takıntısı haline gelmiş durumda. Dans figürlerinin animasyona bu kadar güzel uymasının sebebi ise diğer animasyon filmlerinin aksine, koreografların animasyon yapım aşamasının en başında işin içine dahil edilmeleri. Kolombiya kültürünün dans, müzik ve ritimle iç içe olması, film yapımcılarını koreografiyi yazılan müziklerle bir tutmalarına teşvik etmiş, neticede animasyon için koreografi yapılmamış, yapılan koreografinin çevresinde izlediğimiz animasyon şekillenmiş. İşte bu sayede Encanto bir animasyon olsa da içinde sahneye yakışacak kadar kaliteli dans figürleri ve koreografi bulunuyor. 

Disney’in Gitgide Genişleyen Kültür Yelpazesi

Nerede o yirminci yüzyılın ırkçı Disney’i, nerede Encanto’yu yaratan ekip! Disney Rönesans’ı sırasında Mulan ve Aladdin ile birlikte Avrupa’dan çıkıp farklı medeniyetleri keşfetmeye başlasa da Walt Disney Stüdyo’larının basmakalıp şakalardan çıkıp da konu aldığı kültürü tanıyarak ve tanıtarak saygı ve sevgi çerçevesinde o kültürlerden hikâyeler anlatmaya başlayalı çok da uzun zaman olmadı. Moana’da bu saygı öğesinin barındığını gördük, aynı şekilde Encanto’da da bunu görüyoruz.

2016 yılında Bush, Howard ve Miranda filmin konusu  büyük ailelerin aile bireyleri arasındaki ilişkiler olsun diye konuşurken Miranda’nın konuyu Latin ailelerine çekmesiyle filmin rotası Güney Amerika’ya dönmüş. Daha sonra projeye dahil olan Kolombiya’lı danışmanlarla birlikte Madrigal ailesinin yuvası belli olmuş. Konsept çalışmaları sırasında Kolombiya’yı ziyaret edip, yemeklerini ve kültürünü yakından tanıma fırsatı bulan Bush, Howard ve Miranda üçlüsü orada edindikleri her türlü bilgiyi en küçük ayrıntısına kadar özümseyip filme entegre ettikleri için de filmde yer alan bitki örtüsü, hayvanlar, kıyafetler, yemekler ve mimari öğelerin kökeni Kolombiya’ya dayanıyor. Aynı şekilde seslendirme kadrosundaki her oyuncu Kolombiyalı olmasa da hepsinin Latin olması aksanlarından tutun araya giren İspanyolca kelimelerin tatlılığına kadar daha samimi bir film ortaya çıkarmış.

Güzel Bir Aile Hikâyesi

Encanto, tam anlamıyla tüm ailenin izleyebileceği bir film. Disney’in animasyon filmlerinin yetişkinlere de hitap etmesini sağlama konusunda oldukça başarılı olduğuna şüphe yok. Encanto da büyük bir aileyi ele aldığı için her bir aile bireyinin kendiyle özdeştirebileceği bir şarkı var. Jenerasyon farklılıkları ve aile büyüklerinin yarattığı baskılar, ailenin büyük torunu ve mükemmel çocuğu olmak, ailenin sorumlulukları üstüne alan çocuğu olmak ya da küçük kardeş olarak biraz göz ardı edilmek gibi sorunlar, Lin-Manuel Miranda şarkılarının içine güzelce yedirilmiş. 

Mirabel’in hikâyesine biraz odaklanmak gerekirse geçtiğimiz yılın En İyi Animasyon dalında Akademi Ödülü’nü alan Pixar’ın Soul’undaki hikâyeye benzediğini itiraf etmek gerek. Ailesindeki her üyenin onları özel yapan bir yeteneği varken kendi yeteneğini, ya da filmin tabiriyle mucizesini bulamamış Mirabel’in hikâyesinin sonunda Mirabel’in yeteneğinin ailesinin birleştirici üyesi olması olduğunu görüyoruz. Bu da bana ister istemez Soul’daki 22 karakterinin, hayat amacının hayatı doyasıya yaşamak olmasına benzer bir çözümleme gibi geldi. Tabi bu benzerlik Encanto’nun hikâyesinin güzelliğine gölge düşürecek nitelikte mi, asla. 

Mirabel’in yeteneğinin ailesinin gücünü körüklemesi ve onları bir arada tutmasının hikâyede göze parmak olmadan, sadece görsel yoldan hikâyeye yedirilerek anlatılması filme dair en sevdiğim şey olmuş olabilir. Ailedeki herkesin yeteneğine kavuşma seremonisi, yeni odalarının kapısının tokmağına dokundukları an başlıyor. Antonio’nun ormanı ve Isabel’in çiçeklerle döşeli odasından anladığımız üzere sihirli ev Casita’nın yapamayacağı şey yok. Beş yaşındaki Mirabel ise kendi yeteneğini almak için kapı tokmağına dokunduğunda ise kapı kayboldu. Kendisi dahil tüm aile bunu yeteneğini olmadığı şeklinde yorumlasa bile filmin sonunda görüyoruz ki aslında Mirabel’in yeteneği, aileye bahşedilen mucizenin devamlılığını sağlamakmış. Filmin sonunda yıkılan ve sihrini kaybeden evlerini tekrar inşa ettikten sonra kapının tokmağını takan Mirabel oldu ve Mirabel sayesinde ev eski sihrine kavuştu. Bu da Mirabel’in sihirli odasının evin tamamı olduğunu gösteriyor; Mirabel’in ayrı sihirli bir odaya ihtiyacı yok çünkü onun yeteneğini doyasıya kullanacağı yer tüm ailesiyle beraber yaşadığı sihirli ev Casita.

Disney animasyonları genellikle hikâyesinin ortasına iyi ve kötünün mücadelesini ele alır. Encanto ile biraz da Pixar’dan ilham alarak yenilmesi gereken bir kötünün olmadığı bir film çıkartmışlar ki bu yerinde olmuş. Her ne kadar Abuela biraz gaddar biri olsa da özünde sadece ailesi için en iyisini isteyen bir büyükanne. Ailenin kötü evladı olarak lanse edilen Bruno bile dünya tatlısı ve azıcık garip huyları olan biri. Filmde kötü birey ya da yenilmesi gereken büyük bir kötülük olmayınca ortaya daha duygusal bir film çıkmış. 

Encanto’nun Disney’in en iyi işlerinden biri olduğu kesin. Peki, siz Encanto’yu nasıl buldunuz?

Yazar

Dizi bağımlısı bir beyaz yakalı. Kedisine çekmiş, en büyük zevki miskin miskin yatmak. Kendisi ve kedisini sosyal medyada bulabilirsiniz. @asliozkeles

1 Yorum

Leave a Reply to Entlovin Cancel reply

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.