Keanu Reeves’in hikayesini biliyor musunuz? Muhtemelen bir yerlerden duymuşsunuzdur. Dünyada bir insanın başına gelebilecek her türlü felaket, bu Kanadalı aktörün başına gelmiştir muhtemelen. Felaket derken, şakalı, komikli bir şeylerden bahsetmiyorum. Muz kabuğuna basıp yere düşmedi bu adam. Babası tarafından üç yaşındayken terk edildi. Annesinin sık sık yeni evlilikler yapması ve bu sırada devamlı taşınması yüzünden beş senede dört farklı lisede okudu, eğitimini tamamlayamadı.

Kanada için milli seviyede hokey oynamak istiyordu, takımının yıldızıydı; sakatlanıp sporu bırakmak zorunda kaldı. 1993’te en iyi arkadşaı River Phoenix’i kaybetti. Kız kardeşi lösemi yüzünden, erkek kardeşi ise devamlı girip çıktığı hapis maceraları yüzünden hayatını bir türlü yaşayamadı. Reeves birkaç sene sonra hayatının aşkıyla tanıştı, 1999’da o sevgilisi düşük yaptı. Birkaç yıl sonra, Reeves’in “absürt” olarak tanımladığı trajik hayatın son çivisi çakıldı; Jennifer Syme, Reeves’in hayatının aşkı, bir trafik kazasında vefat etti.

Sonra da neden Sad Keanu?

Sad-Keanu

Keanu Reeves’i sevmemek gerçekten mümkün değil. Evet, kendisi donuk bakışlı bir aktör, kabul ediyorum. Bazen de boyundan çok büyük işlere kalkışıp, kendini madara edebiliyor. Ama ömrünü lösemiyle savaşa adayan, o kadar parasına rağmen 2003’e kadar kiralık evde oturan, bugüne bugün hâlâ zamanının çoğunu New York’ta bir apartman dairesine geçiren; Matrix’ten aldığı paranın %80’ini “zaten bu rolü fiyakalı yapan sizsiniz” deyip özel efekt çalışanlarına dağıtan bir adamın donuk bakışından bize ne? O adam zaten kral adamdır, biz de filmlerini severiz!

O zaman hazır John Wick sinemaları kasıp kavurmaktayken gelin bu akşamı Keanu Reeves akşamı yapalım, şu 9 filmden birini izleyelim. Var mısınız? O halde buyurun!

 

Bill & Ted’s Excellent Adventure

Reeves’e -uluslararası olmasa da, Amerika ve çevresinde- ilk ciddi başarısını getiren Bill & Ted’s Excellent Adventure, zaman yolculuğu konusunu işleyen bir komedi filmiydi. Bugüne bugün hâlâ eleştirmenler tarafından 90’lar komedisinin başlıca örneklerinden biri olarak gösteriliyor. Sonrasında gelen devam filmi Bogus Journey o başarıya ulaşamadı belki ama Excellent Adventure şu dakika bile seyredenlerin gönlünde ayrı bir yer tutuyor.

 

Point Break

Dönemin yıldız oyuncuları Matthew Broderick, Johnny Depp, Val Kilmer ve Charlie Sheen’i alt ederek aldığı Johnny Utah rolü, Keanu Reeves’e aksiyon dünyasının kapılarını açtı. Sonraları The Hurt Locker’ı yönetip bu performansıyla Oscar alacak Kathryn Bigelow’un filmi, sörf üzerinden anlatılan bir suç hikayesiydi. Reeves bu rolde pek bir beğenildi, film de güzel bir gişe başarısı yakalayınca, Reeves’in kariyerinin önü açılmış oldu.

 

My Own Private Idaho

Fakat Reeves o kariyer kapılarının olabilecek en tersine girmeyi tercih etti. Point Break’ten sonra bir Bill & Ted filmi daha çekti, fakat yeni bulduğu şöhretiyle yaptığı ilk iş, Gus Van Sant’ın tartışmalı bir konuya sahip My Own Private Idaho’sunda oynamayı kabul etmek oldu. Van Sant bile bu teklifin kabul göreceğini tahmin etmiyorken üstelik! My Own Private Idaho gittiği pek çok festivalden ödülle döndü, pek çok eleştirmen tarafından da yüksek perdeden övgüler aldı.

 

Speed

Reeves My Own Private Idaho’nun çıktığı 1991 senesiyle Speed’in çıktığı 1994 senesi arasındaki üç yılda pek çok farklı işte yer aldı, fakat bunların hiçbiri tam anlamıyla başarılı olamadı. Reeves’in “filmin en kötü yanı” olarak adlandırıldığı Dracula’yı dışarıda bırakırsak bazı eleştirel, orta seviyede finanssal başarılar vardı mutlaka; ama ikisinin birden buluşması için Kanadalı aktör Speed’i beklemek zorundaydı. Sandra Bullock’un kariyerine start veren Speed, hem Amerika’da hem de uluslararası alanda inanılmaz bir rağbet gördü. Artık tartışmaya mahal yoktu, Reeves bir aksiyon yıldızıydı.

1 2
Yazar

Yalnız olduğunu düşünen, ama bunun uzun sürmeyeceğini bilen bir adam. Bir gün Kaliforniya'nın yeşillikleri uğruna Arizona'daki evini terk edip gitti, geri dön çağrılarına da kulak vermiyor.

3 Yorum

  1. Bazı filmler unutulmuş gibi geldi; Bram Stoker’s Dracula, Johnny Mnemonic, Feeling Minesota, Sweet November ve kişisel eklentim The Watcher ( http://www.youtube.com/watch?v=3HX-qQgDGaM ). Oyuncu olarak hep aynı karakteri üzerine çok birşey eklemeden oynasa da, karakter olarak hep ayrı bi yerde durur. Oynadığı filmlerin bi kısmı efsane statüsünde zaten. Bir numara hep Matrix’tir ama..

Bir Yorum Yazmak İster Misin?

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.