Şu ara hayatımızda çok film, az zaman ve pahalı biletler, ucuz işler var. Eğer bir filmi haftalar, aylar önceden gözümüze kestirmediysek kolay kolay sinemaya gitmiyoruz. Gittiğimizde de genelde ne izleyeceğimize tam emin olmadan balıklama salona atlıyoruz. Sonuç birçok zaman hüsran ve verilen paraya tutulan yas oluyor. En azından benim başıma sık gelir bu. Okuduğunuz yazı benim çektiğimi siz çekmeyin, ben de biraz akıllanayım diye var. Bakalım 16 Eylül günü vizyona girecek filmlerde nasıl potansiyeller var!

Bu haftanın vizyonunu kabullenmek için çok fazla vizyon sitesi gezmek zorunda kaldım. Tamam anlıyoruz, yaz filmleri bitti ve güz filmlerinin asıl başlangıç dönemi ekimde oluyor. Ama ne olursa olsun bu kuraklık gereğinden fazla. Ne nitelik ne nicelik olarak tatmin edici bir haftada değiliz. Topu topu 3 filmimiz var: Birisi Yavuz Seçkin komedisi, diğeri fragmanında gram albeni taşımayan Türk sanat filmi, ötekisi de Holywood polisiyesi. Önümüzdeki haftalar bu haftanın telafisini yapacak gibi gözükmese tam kazan kaldırmalık bir haftadayız aslında.

KALANDAR SOĞUĞU

En büyük hayali dağlarda bir maden cevheri keşfetmek olan Mehmet, Karadeniz’de hayvancılıkla uğraşan bir ailenin çocuğudur. Başlarda büyük heves ve enerjiyle hayalini arayan Mehmet zamanla heves ve enerjisini kaybetmiş, umudunu kesmiştir. Sonra Artvin’de yapılan boğa güreşlerini duyar ve boğa güreşi yeni tutkusu haline gelir.

Türk sinemasına destek olsun diye kimi filmleri tekrar sinemada izlenmesi gerekmediği halde 2 kere izleyen bir bireyim. Bunun doğruluğu tartışılır kabul ediyorum. Ama en azından sinemaya olan tutkumun ülkemde de gelişmesine ne kadar hevesli olduğumu gösteren bir hareket olduğunu düşünüyorum. Yalnız benim gibi insanların ilgisinin tek taraflı kaldığını düşünüyorum zaman zaman. Türk sanat filmleri ne de olsa çok izlenmiyoruz diye düşünerek az da olsa var olan izleyicilerini umursamıyor gibi geliyor. Doğruca festivallere bakıyorlar sanki.

Kalandar Soğuğu gibi Türk sanat filmleri izleyicisine önem verse en azından fragmanına biraz albeni katar, tanıtım bültenini böylesine savsak halde yazmaz diye düşünerek hata mı ediyorum? Hele karşımızdaki film prestijli yerlerden ödülle döndüyse ve göğsünü kabartmak için çokça sebebi varsa daha cazibeli bir tavır sergilemeli. Öyle sanatı yer altında yetiştirip güneş yüzü görmemesinden şikayetçi olunmamalı. Sinemada güneş ödül değildir, nitelikli izleyicidir.

Filmi daha önce Altın Portakal festivali kapsamında daha önce izlediğimi söylemeliyim. Film özellikle oyuncularıyla parlıyordu. Bunun için hem Altın Portakal’da hem de İFF’de ödüllendirildi. Ben yönetmen performansını ödüllere layık görmedim ya da görecek niteliğe sahip değildim. Ama Tokyo’da filmin yönetmeni de ödüllendirildi.

Nihai karar: Biraz olsun Türk sanat filmleriyle ilgili bir şeyler hissediyorsanız ne demek istediğimi anlamışsınızdır diye tahmin ediyorum. Ben bu sefer izlemiyorum sinemada. Desteğim bu seferlik eksik kalsın.

 

IMPERIUM/Köstebek

Nate Foster kariyerine önem veren bir FBI ajanıdır. FBI büyük bir fanatik ırkçı grup hakkında istihbarat toplar ve saha tecrübesi az olan Nate’i bu örgüte sızmakla görevlendirirler. Bazı bağlantılar sayesinde ırkçı gruba kendini kabul ettirebilen Nate bu fanatiklerin insanlık dışı söylem ve hareketlerine katlanmak zorundadır. Zaman zaman gruba aksi bir hareket yapmaktan kendini alamayan Nate ifşa olmanın kıyısına yaklaşır. Bu gerginliğin içinde fanatiklerin büyük katliam planını engelleyecek bir yol bulmalıdır.

Daniel Radcliffe’in Harry Potter’dan bu yana genellikle spot ışığının sadece kendisine vurduğu filmleri tercih ettiğini fark ettiniz mi? Woman in Black, Horns, Gamechangers hep böyle işlerdi. Bu işler de hiç aman yaman işler olmadı doğrusu. Bana hem Radcliffe filmi tek başına taşıyacak bir oyuncu mu sorusunu sordurttular. Bu soruyu sık sorduğumdan Imperium’a karşı mesafeliyim. Ancak konusu hoşuma gitmedi diyemem.

Nihai karar: Filme mesafeli duruşum filmi izletmeyecek kadar uzak değil. Ama sinemada izletecek kadar yakın da değil. Boş bir zamanımda evde izlesem bana yeter.

 

YILDIZLAR DA KAYAR: DAS BORAK

https://www.youtube.com/watch?v=utth_DvGZsk

Yavuz Seçkin’in oynadığı karakter Bekir mega-star Borak’a çok benzer. Sebebi Borak’ı da Yavuz Seçkin’in oynamasıdır muhtemelen. Borak ünlü bunalımına girer ve gözlerden kaybolur. Tabii ki Bekir Borak’ın yerine geçecektir.

Ya bu hikayeyi Garfield bile kullandı ya. Daha ne kadar düşebilir bir senaryo kalitesi söyleyin bana. Bu Borak aslında yıllar önce Seçkin’in bir skeç programında kullandığı tiplemeydi. Hani hikaye zaten orijinal değil, üstüne karakter de orijinal değil. Bir daha ki ay Eser Yenenler, ŞİŞMAN ŞAKASI YAPIYORUZ: DER BOĞAÇ diye film yapar, onu yazarız.

Nihai karar: Siz vermeseniz ben vermesem yine birileri prim verecek bu tip filmlere. Olsun biz yine de vermeyelim. Lütfen.

Yazar

Lord olmak için yola çıkan gariban geek kendini bir anda yazar olarak buldu. Geek kültürüyle küçük şakalaşmalarını, sinemayla flörtlerini yazıya dökmek için burada. Muhitte Geek_Lord olarak bulabilirsiniz.

Bir Yorum Yazmak İster Misin?

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.