Yazan: Mert Özel

Fantastik kurgu romanı yazan bir kişi için en büyük rahatlıklardan birisidir dünyayı istediği gibi şekillendirebilmek. Hikaye akışınızda “Keşke şurada bir mağara olsa da, orklar ok yağdırmaya başladı mı Raistlin buraya kaçsa” ya da “Bu sokağın başında bir demirci dükkanı olmalı” gibi düşüncelerinizi hiç kafanıza takmadan gerçeğe dönüştürebilirsiniz. Canınız, o derenin yanında göğe uzanan devasa bir dağ mı istedi? Koyun gitsin. Ulaşım için canlıların uçması mı gerekiyor? E uçsunlar o zaman.

Bu hikaye, bildiğimiz dünyada, bildiğimiz zamanda veya daha öncesinde, bildiğimiz New York’ta veya Yozgat’ta geçmiyor ki? Biz uydurduk bu hikayeyi. Belki bambaşka bir gezegenin içine aynı bizim gibi canlıları doldurduk, belki tarihi kırdık bir yerde. Ama eninde sonunda bu kurguladığımız hikaye gerçek değil. Oluşturacağınız dünya, kişiler ve hikaye, hayal gücünüzün en uç noktalarından çılgınlıkları barındırabilir. Aynı bir tanrı gibi koca bir evren yaratabilirsiniz. Peki sizce tanrı, evrenin yaratılışından sonra keyfine göre herhangi bir noktasında değişiklik yapmış mıdır? Kuralları değiştirmiş midir bir yerlerde?

Harry Potter serisinin yeri benim için bambaşkadır. İlkokul yıllarımda okumam için eğitmenler tarafından zorla dayatılan kitapları saymazsak, bilinçli olarak satın alıp okuduğum ilk kitaptır Felsefe Taşı. Beni fantastik evrenlerle tanıştıran ve ardından Orta Dünya’a, Fearun’a veya Krynn’e yelken açmamı sağlayan o ilk adımdır. Hikayedeki dönüşler, serinin eski romanlarına göndermeler, yaratılan o büyülü dünya ve bu dünyanın aslında bize çok yakın bir yerde, bizim dünyamızda gizlendiği… Aşık olmuştum işte. Hâlâ da aşığımdır aslında. Sizlere de, her aşığın sevdiceğinde görüp de umursamadığı o kusurlardan birini anlatacağım.

Harry Potter Prisoner of Azkaban 2

Yazımın sonraki paragrafları SPOILER içermektedir, amman dikkat.

Hatırlayın. Azkaban Tutsağı’nın sonlarında büyük bir sır ortaya çıkıyordu. Roman boyunca Harry’nin peşinde olduğunu, Adı Anılmaması Gereken Kişi‘nin en korkutucu destekçisi olduğunu ve vakti zamanında James ve Lilly çiftinin ölümüne sebebiyet verdiğini düşündüğümüz Sirius Black’in aslında suçlu olmadığı, asıl suçlunun Peter Pettigrew olduğu anlaşılıyordu. Heyecan doruktaydı. Bu sırrın ortaya çıktığı vakitte asıl suçlumuz Peter Pettigrew’i yakalayanları sıralayalım şimdi; Harry, Ron ve Hermione gibi yaşıtlarından bir nebze daha yetenekli üç büyücü; Remus Lupin gibi bütün okula Karanlık Sanatlara Karşı Savunma eğitimi veren yetişkin bir eğitmen; Sirius Black gibi büyü konusunda yetenekli olduğu iddia edilen yetişkin bir büyücü; ve son olarak da baygın bir Severus Snape.

Bu saydığım büyücüler, Sirius Black’in suçlu olmadığını kanıtlayacak ve Adı Anılmaması Gereken Kişinin yükselişini erteleyecek olan gerçek suçlu Peter Pettigrew’i, Bağıran Barakadan şatoya götürürken, büyü yoluyla yarattıkları iplerle bağlamaya karar verirler. Daha sonra patlak veren kaosun ortasında da sevgili suçlumuz Peter, fareye dönüşerek (ki dönüşebildiği, kendisini yakalayanlar tarafından biliniyordu) kahramanlarımızın elinden kaçar. Buraya kadar bir sıkıntı var mı? Devam ediyorum.

Bir sonraki romanda Harry, dördüncü sınıfa başlar ve dönemin başlarında bir büyü öğrenir, diğer dördüncü sınıf öğrencileriyle birlikte. Adı: Sersemletme Büyüsü. Şimdi sıkıntıyı görebiliyor musunuz?

Harry Potter Prisoner of Azkaban 3

Anlam veremediğim konu işte bu. Sersemletme büyüsü müfredata yeni mi girdi? Eğer yeni girmediyse ve yıllardan beri dördüncü sınıf öğrencilerine öğretiliyorsa, neden Peter’ı yakalayan kahramanlarımızın arasında bulunan iki yetişkin büyücü, bu azılı suçluyu sersemletmektense bağlamakla yetindiler? Hadi sersemletme büyüsünü de geçtim, bağlamaktan başka hiç mi seçenekleri yoktu? Bu adamın fareye dönüştüğünü biliyorsunuz madem, bağlamak neden?

Bu konuda verebileceğim tek bir yanıt var, o da yaratılan dünyanın aslında en baştan bir bütün olarak kurgulanmadığı. Fantastik kurgu romanı yazan bir kişi olarak, kendi kendime en çok tekrarladığım kurallardan birisidir bu. Yaratılan dünyanın bütün kuralları ve düzeni en başta oluşturulmalı ve nelerin esnetilip nelerin esnetilemeyeceğine en başından karar verilmelidir. Harry Potter serisinde dünya, Harry’nin kendisiyle birlikte kurgulanır. Siz beşinci kitaba kadar dünyanın en büyük büyücüsü Albus Dumbledore’un, Harry’nin bilmediği bir büyü yaptığını hatırlıyor musunuz? Dördüncü kitabın sonunda Barty Crouch’u yakalarken sadece sersemletmişti mesela. Başka bir büyü bilmiyor olabilir mi koca Dumbledore? Sanmıyorum.

Hazır fırsatını bulmuşken filmlerle de ilgili iki kelam laf etmek istiyorum. Roman serisini beyazperdeye aktarırken, kendinden sonra gelecek olan yönetmenlerin de elini kolunu bağlayan, yollarına taşlar koyan Chris Columbus’a gıcık olduğumu söylemek zorundayım. Cüppenin altına beyaz gömlek giyip kravat bağlamak neyin kafasıdır anlamış değilim. Bu çocuklar büyücü. Mütemadiyen asa sallıyorlar. Büyü yapabilmeleri için kollarını rahat hareket ettirebilmeleri gerekiyor. Hayır, kravat nedir ya?!

Tamam sakinim.

 

Yazar

Geekyapar okurları Yazı Çağrısı altında toplaşıyor, belirlenen konularda kalem coşturuyor. Sen de parçası olmak istiyorsan, duyuruları takip et!

Bir Yorum Yazmak İster Misin?

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.