Baştan biraz kompleks bir konseptle giriş yapmak gerek. Justice League fragmanının niteliklerini masaya yatırmadan evvel; hikaye anlatımındaki bir meseleyi konuşmamız lazım. Herhangi bir hikaye yazarken, esasında önemli olan şey, öznel kaliteyi biraz da belirleyen şey doğallıktır aslında. Bu illa realizm anlamına gelmek zorunda değildir. Meselenin, karakterin, anın ya da öykünün özünü yakalamak suretiyle de doğal olunabilir. Bir anlamda o hikayenin, gerçek dünya kurallarıyla top oynansa gideceği istikameti tespit edip, onu kristalize etmektir.

Çok daha basit tabirlerle anlatayım: İnsanların belli başlı şeylere verdiği, belli başlı tepkiler vardır. Bu belki biyolojiktir, belki sosyokültürel; çok da mühim değil. Bu tepkiler durumdan duruma değişebilir, kendi içinde çelişebilir; ama sadece büyük tabloda bir tutarlılık gösterdiği zaman etkileyici olurlar. Çünkü o zaman karakter gelişimleri, öykü gidişatları, olay örgüleri izleyicinin inançsızlık duvarına takılmaz, hikayeyi daha rahat özümseyebilir. Çünkü gerçekten bir şey hissedebilmeniz için, önce bir ölçüde karşınızdaki şeyin kendi içinde gerçek olduğuna ikna olmanız gerekiyor. Suspension of disbelief dediğimiz konsept de budur işte. Beyaz bir perdeye yansıtılan bir takım ışık ve renklerin senin kalbinde yara açmasına mutabık olman.

Ben can-ı gönülden şuna inanıyorum, ve Justice League fragmanını izledikten sonra da iyice ikna oldum: Bu inançsızlık duvarı komiteyle kırılmaz. “Disbelief” dediğimiz şey, demokratik yöntemlerle oluşturulmuş kararlarla zinhar askıya falan alınamaz. Çünkü çok başlılık, çok ellilik anlamına geldiği için efektif bir yöntem olabilir; ama o başları yönetecek bir büyük baş çıkmadığı müddetçe sadece trend takip ediyor olursun, savrulursun sağa sola. Anlatabiliyor muyum? Yani “büyük stüdyolardan iyi film çıkmaz, ölsün Hollywood yaşasın auteur sinema” demiyorum. Ama kurumsal bir organizma bir film yapacaksa da, iyisiyle kötüsüyle, bir son karar merci olmalı.

Justice League’in yeni fragmanı mesela bunun Warner’da olmadığını o kadar net ispat ediyor ki. Muhitkârların bir bölümü bir ara DCEU’nun kötü hâlini Harry Potter ve Dark Knight gibi tutarlı, kaliteli serilerin filizlenmesine vesile olan yönetici Alan Horn’un, 2012’de Disney’e geçmesine bağlamışlardı; belki doğrudur. Belki de bireysel bir sorun değildir de, MCU / TV dizisi tipi bir “showrunner” konseptinin eksikliğidir; bu da bir teori. Ama sonuç her halükarda belli. Komite kararıyla dönemin trendini yakalayıp, üç beş kaliteli laf etmiş münferit işler yapabilirsiniz. Ama DCEU gibi uzun soluklu bir projenin başarılı olması için tutar, tutar için de bir liderlik gerekir. Bu nitelik de, bu mutfakta yok. O yüzden de bu şekil yemek pişmiyor.

Seversiniz, sevmezsiniz; onunla ilgili öznel bir yargım yok. Ancak “Senin süper gücün nedir?” sorusuna, o sahnede, benim aklım ve mantığım, bir film önce tanıştığım Bruce Wayne’den farklı cevaplar bekliyor mesela. Sonra oraya getirilen “I’m rich” cevabını duyunca, gözümün önünde çok net o cevabı oraya eklettiren –ve fragmana koydurtan- üst akıl süreci canlanıyor. Merak bile edemiyorum, o kadar transparan bir mevzu var ortada. Geçen seferki faciadan sonra toplantı yapıldı, “abi şakalar yapmamız lazım” denildi, oraya o şaka sonradan monte edildi. Ama iyi de, bu film o yolun yolcusu değildi…

Ha bu arada, yanlış da anlaşılmasın. “Zack Snyder ne hayal ettiyse olsun” da değil argüman. Bu projede sanki Zack Snyder’ın başta bir vizyonu varmış da komiteyle bulandırılmış gibi bir fikre kapılmamızı sağlayacak belirtiler de yok. Snyder da esasında bir komitenin, yine rüzgarı koklayan grup kararlarına has bir vizyonsuzlukla seçtiği bir eleman yani. İyi ya da kötü, bu evrenin hiçbir yerinde atıyorum; The Lord of the Rings-vari, The Dark Knight-vari “yetenekli bir abi bulduk, anahtarları bıraktık” tipi bir yaklaşım yok, anlatabiliyor muyum? Bu fırında pişen ekmeklere coşup, coşmamak sizin damak zevkiniz. Ama ben kendi payıma yine bu taraflarda çok yokum.

Siz ne diyorsunuz?

Yazar

Geekyapar'ın yazı işleri şövalyesi. Uluslararası İlişkiler okudu, okula girmeden önce yaptığı işi yapıyor. Küçükken "Büyüyünce ne olmak istiyorsun?" diyenlere yazar diyordu. Tüm internette bulmak için: @acyberexile.

Bir Yorum Yazmak İster Misin?

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.