Çizgiromanlarda bu konuda çok ters rotalar izliyor olsalar da DC bu filmin kötüsünü yazarken Marvel’ın formülünü kullanmış. Filmin kötüsü Steppenwolf sadece kahramanların bir noktadan ötekine ulaşmasını sağlayan bir araç, harekete geçme motivasyonu. Hiçbir ilgi çekiciliği olmadığı, son derece tahmin edilebilir olduğu gibi asıl hedefi ekip toplamak olan bu filme kattığı büyük bir olumsuzluk da yok. Kameranın ona odaklandığı anlarda ekrana verdiğiniz dikkat biraz dağılıyor fakat o anlar öyle çok olmadığından büyük bir sorun da teşkil etmiyor. Sanıyorum tüm bunlardan çıkan şey Steppenwolf’un sıkıcı bir kötü olduğu. Bakın işte, aynı Marvel kötüsü.

Hedeflerinden biri evren genişletmek olan Justice League’ün elbette sıradaki filmlerde yer alacak bazı karakterleri tanıtması gerekiyordu. J. K. Simmons‘ın suretiyle epey yakıştığı Komiser Gordon‘u çok kısa şekilde ikonik çatı katında gördük. Belli ki Batman ile mazileri uzun. Solo Batman filminde Oscar ödüllü oyuncuyu izlemek için artık daha da sabırsızız. Amber Heard‘ın bütün asaleti ve çekiciliği ile canlandırdığı Mera da Gordon kadar kısa bir ekran süresine sahipti fakat bu kısa süreyi onun kadar iyi kullanamadı. Kötü yazılmış ve çekilmiş Atlantis sahnelerini kurtarmaya Heard’ın asaleti yetememiş. Daha kesin bir intiba için Aquaman filmini bekleyeceğiz. Yan karakterlerden bahsediyorken Supermanli filmlerin olmazsa olmazı Lois‘i es geçmeyelim. Amy Adams‘a rağmen bu karakter son safhada kabak tadı veriyor, vermeye de devam edecek gibi. Gün gelecek Clark’a buhran yaşatmak için karakteri feda edecekler, ben o günü bekliyorum.

Evreni genişleten sadece karakterler değil, bir de obje var: Steppenwolf’un Atlantisliler, Amazonlar ve insanlara karşı savaşında onun aleyhine mücadele veren başka bir topluluk daha olduğunu öğrendik. Uzayın asayişinden sorumlu olan Green Lantern Corps beş bin yıl önce dünyanın güvenliği için savaşmış ve en azından bir kayıp vermiş. O kaybın sonucunda da bir yüzük sahipsiz kalmış. Süzülürken gördüğümüz o yüzük belki de Abin Sur‘a gidiyor, Hal Jordan’dan önce onun yüzüğünü taşıyacak Lantern’a.

CslBJCJW8AA4TM5.0.0
Baştan sona CGI’a boğulmuş bu tip filmlerin teknik unsurları hakkında yorum yapmak işin en az hoşuma giden yanı. Çünkü CGI; ışık, dekor, kostüm, makyaj gibi unsurlara yapılacak yorumları ekarte ediyor, kendi buyruğuna alıyor. Sanırım bu yüzden mevcut durumda konuşulması gereken asıl unsur CGI’ın kendisi. Dijital ortamda oluşturulan efektlerin gerçeğe yakınlığı, gözlerimizin gerçeklik algısını her geçen gün daha zorlu şekilde sınıyor. Artık patlayan binaların, kostümlerin, hatta üst dudakların ne kadar gerçek olduğunu sorgulamamız gereken bir noktadayız. Ekranda gördüklerimizin çok çok azı dokunup hissedebileceğimiz şeyler. İşte durum böyleyken Justice League gibi bir gişe canavarının CGI konusunda yeni çıtalar belirleyecek güçte olmasını bekliyorsunuz. Ancak, Snyder’ın dümeni terk etmesinden midir bilinmez, film CGI konusunda benzerlerinin epey gerisinde kalıyor. CGI sık sık kaba tabiriyle çiğ bir görüntüyle kendini belli ediyor ve kendini hikayenin heyecanına körü körüne kaptırmamış tüm gözleri fazlasıyla rahatsız ediyor. Özellikle önümüzde Hulk, Caesar gibi örnekler varken Steppenwolf geri kalmış bir eser olarak gözüküyor.

Hikaye dışı diğer unsurlardan bahsedecek olursak filmin müzik konusunda başarılı olduğunu fakat akılda kalıcı bir Justice League müziği içermemesiyle hayran üzdüğünü söyleyebiliriz. Filmin dümenini farklı zamanlarda iki ayrı yönetmenin paylaşması bazı ton tutarsızlıklarına sebep olmuş: Whedon’ın eklediği sahneleri elinizle koymuş gibi filmin kalanından ayırabilirsiniz. Ancak kıyamet senaryosunun gerçekleşmediğini, Snyder’in yaşadığı trajediden sonra yaşanan amiral değişikliğinin beklenenden iyi kotarıldığını görüyoruz. Oyunculukları karakter incelemelerinde ayrı ayrı değerlendirmememin sebebiyse, Ezra Miller ve Ben Affleck’in daha üstün performansları haricinde ekibin kalanına aynı yorumu yapabilecek olmam: Her biri yazılanı, yeteneklerini ortaya koyarak oynamışlar fakat hiçbiri yazılanın üstüne ekstra bir şey katmış gibi gözükmüyor.

justice_league_wallpaper_widescreem_by_batmanmoumen-db8rzmm
Artık bir noktada toplamak gerekirse DCEU’nun beşinci ve en geniş çaplı filmi Justice League, kalkışında ve seyrinde endişe verici aksaklıklar yaşasa da yere düzgün inmeyi başaran bir film olmuş. Bu tertibi borçlu olduğu şey ise hiçbir risk almayan, farklılık yaratmayan bir yol izleyen dümdüz bir eser olması. Süperkahraman filmlerinin dümdüz olmasından yakınmaya başladığımız şu günlerde bir filme daha aynı sıfatı yakıştırmak göze kötü geliyor olabilir. Ben DC’nin de elini gördükten sonra ana akım kahramanların dümdüz kahramanlıklar yapmalarının ne kadar problem olduğunu sorgulamaya başladım. Tüm bunlar ışığında Justice League’e 1’le 10 arasında bir puan verecek olsaydım vereceğim puan: Buna da şükür.

1 2
Yazar

Lord olmak için yola çıkan gariban geek kendini bir anda yazar olarak buldu. Geek kültürüyle küçük şakalaşmalarını, sinemayla flörtlerini yazıya dökmek için burada. Muhitte Geek_Lord olarak bulabilirsiniz.

Bir Yorum Yazmak İster Misin?

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.