Orijinal ismi Kimi No Na Wa olan Your Name, bende derin bir iz bırakan, sürekli yazısını yazmak için bilgisayar başına oturduğum fakat asla ne desem tam olarak bende uyandırdığı hisleri başarılı bir şekilde kağıda dökerim bilemediğim bir film. Anime severim, Studio Ghibli filmlerini de minnoş bulurum fakat izlediğim hiçbir anime filmi beni derinden sarsmamıştır. Makoto Shinkai’nin yönettiği Your Name hariç.

Bende anlamı bu kadar büyük olan bu filmden bugün gözlerimi kapatıp içimden geldiği gibi bahsedeceğim fakat film hakkında bir bütün olarak gerçekten ne diyebilirim bilemiyorum. Film yorumlayabilecek yetkinlikte olmadığımı düşündüğüm için ve bende gerçekten kocaman bir duygu seli yarattığı için film hakkında yalnızca “Çok iyi” deyip geçebiliyorum. Durum böyle olduğu için ben de bugün onun yerine beni en çok etkileyen detaylarının birinden bahsedeceğim ki kendimi frenleyebileyim.

Your Name, konusu itibariyle zaman, mekan ve kader kavramlarından bahseden bir film. Esasında baş karakterlerimiz Mitsuha ve Taki, birbirlerinden habersiz yaşayan iki farklı insanken bir gün uyandıklarında kendilerini birbirlerinin vücudunda buluyorlar. Günü bir başkasının bedeninde geçirmek zorunda kalan ikili akabinde hayatlarını birbirlerine göre uyarlamayı öğrenmek zorunda kalıyorlar.

Şiir gibi işlenmiş bu film, başladığı noktadan itibaren bize “zaman” ve “kader” temalarını işleyeceğini, bunu yaparken de bizi göz yaşları içinde bırakacağını haber veriyor gibi. Bu yazı boyunca da bu iki temadan bahsedeceğim. Makoto Shinkai nasıl metaforlar ve semboller kullanmış da böylesine başarılı bir sonuç elde etmiş, kendi fikirlerim neler, bol bol konuşacağım. Eh, yazının geri kalanında spoiler olduğunu söylemem gerek diye düşünüyorum artık. Henüz izlemediyseniz, lütfen bir tur izleyin de geri dönün. Benim için.

Kader teması, filmde bize daha çok ipler üzerinden anlatılıyor. Gözümüze gözümüze sokulan bir kaderin kırmızı ipi mevcut zaten, film bizden kader ve zaman arasındaki bağlantıyı daha kuvvetli kurmamızı istediği için devamlı olarak bu motifleri karşımıza çıkartıyor. Musubi’den bahsediyor mesela. Filmin en kuvvetli ve en önemli kısmı o Musubi sahnesi arkadaşlar, çünkü yönetmenimiz filmde gerçekten neyden bahsettiğini bize orada hissettirmiş.

Birbirlerine yaklaşırlar, sarmalanırlar, düğümlenir ve çözülürler, koparlar ve sonra yeniden birbirlerine kavuşurlar: buna ‘musubi’ denir. Yani zamanın ta kendisi.

İki farklı ipi düğümleyebilirsiniz, böylece onların kaderini bir noktada kesiştirmiş olursunuz. O dakikadan sonra artık o iki ip beraber hareket edecektir. Onları örerken bu ipleri önce çözersiniz, sonra yeniden birbirlerine kavuşturursunuz. Doğru zaman geldiğinde birini öbürünün üzerine atarsınız zira iplerin gerçekten istediğiniz gibi şekil alabilmesi için doğru zamanı kollamalısınızdır. Sonra çekersiniz, birbirinden ayırırsınız. Sonra yeniden birbirine yaklaştırır, yeniden birbiriyle kesiştirirsiniz. Sonra yeniden ayırırsınız. Bu böyle gider.

Kaderin kırmızı ipinin ne olduğundan kısa bir bahsedelim: Doğu efsanelerine göre, tanrılar kişilerin “ruh eşlerini” birbirlerine kaderin kırmızı ipi ile bağlar. Kaderin kırmızı ipi, bu iki kişiyi bir araya getirmez- Bu iki kişi zaten eninde sonunda bir araya gelecektir. İpin görevi yalnızca o ikisini birbirine bağlamaktır, o ikilinin kaderlerinin beraber olduğunu göstermektir.

Mitsuha ve Taki’yi birbirine bağlayan soyut şey neydi? Kaderleri. Bu ikisinin kaderinin somutlaştırılması olarak da kırmızı ipi görmeliyiz. Taki’nin kendisinden üç yıl sonra yaşamasına rağmen Mitsuha’nın kırmızı ipine sahip olması ve henüz Mitsuha’yı hiç tanımıyorken bile o kırmızı ipi yanından ayırmaması, bu iki karakterimizin kaderlerinin nasıl iç içe olduğunu gösteriyor. Ruh eşlerine inansanız da inanmasanız da o metro sahnesini hatırladıkça tüylerinizin diken diken olmadığını söyleyemezsiniz bana.

Kırmızı ip yalnızca Mitsuha’nın kaderini sembolize etmiyor, o ayrıca Mitsuha’nın yaşadığı kasaba olan Itomori’nin kaderini de sembolize ediyor. Kuchikamizake geleneğini hatırlıyor musunuz? Büyükannesi, orada Mitsuha’ya şunları söylüyor:

İpleri bu şekilde ördüğün zaman duyguların da o iplere aktarılır. Itomori’nin bin yıllık tarihi, bizim örülmüş iplerimize işlenmiştir. İki yüzyıl önce Mayugoro’nun evinde çıkan bir yangın bütün çevresini yok etti. Oradaki tapınak da eski yazılar da böylece yok oldu, buna Büyük Mayugoro Yangını dedik. Böylece bu bayramın gerçek anlamını öğrenemesek de bayramın kendisi yaşamaya devam etti. Kelimeler yok olsa da gelenekler sürdürülmelidir.

Kırmızı iple yapılan bu ritüel sayesinde Itomori’nin gelenekleri sürdürülüyor. Mitsuha, ipleri birbirine ördükçe kendisi ve Itomori arasındaki bağı da güçlendiriyor. Sonra da bu ipi kendisinin ölümünden üç yıl sonra yaşayan Taki’ye veriyor. Böylece bu ip sayesinde Itomori’nin geleceği değişiyor. Mitsuha’nın kaderiyle iç içe geçmiş olan Itomori’nin kaderi, ip gelecekte de var olmaya devam ettiği için kurtuluyor.

Taki ve Mitsuha’nın yolları elbet kesişmeliydi, zaman böyle gerektirdi. Zaman ve kader temaları o kadar iç içe ki Taki, Mitsuha’dan üç yıl ileride yaşamasına rağmen onun hayatına dokunabiliyor, onun kaderini değiştirebiliyor.

İpler dışında bir de meteorlardan bahsetmeliyiz zira daha filmin ilk dakikalarından son dakikalarına kadar devamlı olarak gördüğümüz bir motif ise yönetmen bunu bir amaç için kullanıyor olmalı, bütün bunların derin bir anlamı olmalı. Bence var. Meteorlar da bu ikilinin kaderinin kesişeceğini gösteriyor bize.

Filmin başında, ilerisinde olacaklardan habersiziz ya, bizim için bu görüntüler yalnızca mükemmel çizimler. Vay be, diyip geçiyoruz. Fakat sonradan anlıyoruz ki bu meteor sahnesi aslında Taki ve Mitsuha’nın ilk defa buluşacağı zamanı gösteriyor bize. Itomori felaketinden hemen önce, meteor kasabayı mahvetmeden buluşacaklar. İşte o noktada musubi aklımıza geliyor, kaderin ipleri birbiriyle düğümleniyor ve Taki ile Mitsuha birlikte çalışarak kasabanın kaderini değiştiriyorlar.

O halde meteor da bize olabilecek ile gerçekte olan arasındaki farkı gösteriyor. O, hem bir bitiş hem de bir başlangıç noktası. Bitiş, çünkü Mitsuha’nın hayatı aslında orada bitmeliydi. Başlangıç, çünkü Taki ve Mitsuha ilk defa buluştuğunda Mitsuha’nın kaderi değişiyor. Bitiş, çünkü bu ikilinin asıl hikâyesi burada sona eriyor. Başlangıç, çünkü bizim hikâyemiz asıl burada başlıyor.

Dinleyin, aşkın hayatımızı kurtaracağını veya sevginin hepimizi bulutlara çıkaracağını falan söylemiyorum fakat Makoto Shinkai’nin bu filmde anlattıklarına bakacak olursak ben bunu hissediyorum izlerken. Bu film bana güven veriyor ve bunu işlediği temalara benzer konular işleyen filmlerden daha başarılı bir şekilde yapıyor. Musubi, diyor Shinkai. İpler birbirine dolaşır, sonra ayrılır. Bazı şeyler olur ya da olmaz, taşlar yerine zamanla oturur. Zamana güvenmek lazım.

İşte böyle, bu da benim Your Name’e aşk mektubum olsun. Doğru zamanda izlediğimden mi beni bu kadar etkiledi bilemiyorum fakat çizimleriyle, hikâyesiyle, verdiği mesajlarla gerçekten herkesin izlemesi gereken bir film olduğu kanısındayım. Şiir gibi bir film ya, şiir gibi! Siz ne düşünüyorsunuz?

Yazar

Batı Edebiyatları okur, kedi sever. Bir de buralarda yazıp çizer. @mightbeyagmur

1 Yorum

  1. Filmde meteor değil kuyruklu yıldızdan kopan parça düşüyor. Normalde kuyruklu yıldız kendi yörüngesinde giderken beklenmedik şekilde bir parça kopup kasabaya düşüyor. Meteor olsa yörüngesi çarpma noktası her şeyi bilinebilirdi ve önceden tedbir alınırdı kimse ölmezdi.

Bir Yorum Yazmak İster Misin?

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.