Film yapımının en acayip, en destansı kısmı bana “set inşası” gibi geliyor. Diğer her şeyi gözüm kesiyor az çok. Hulk için birileri saatlerini, günlerini, aylarını bilgisayar başında iki büklüm harcıyor mesela, gözümde canlandırabiliyorum. Oyuncular rollerine haftalarca hazırlanıyorlar, kabul ediyorum. Senaristler araştırma için neler neler yapıyorlar, tahayyül edebiliyorum. Hepsi gerçekçilik düzleminde benim için. Ama setler? Tutup da gerçekten oraya bina, ya da en azından bina gibi gözüken yapılar dikmek? Bir iç çekip “vay arkadaş!” diye çınlayasım geliyor gerçekten.

O yüzden de –her ne kadar infografik yığmak huyumuz olmasa da- bugün Slashfilm’in sayfalarında WallpaperDirect imzalı bu görseli görünce sizle paylaşmadan edemedim. WallpaperDirect sinemanın yeni bir medya olduğu 10’lu yıllardan günümüze kadar inşa edilen devasa setleri listelemiş ardı ardına. İnsan gerçekten de hayret etmeden edemiyor. Zira eski zamanlarda ne ara o kadar parayı bulup, işçi çalıştırıp, el emeğiyle dikmişler tahayyül edemiyorsunuz; yeni zamanlarda ise CGI ile yapılabilecekken neden zahmet etmişler anlamak mümkün değil.

biggestmoviesets-infographic

Ama iyi ki de etmişler işte! Görselin verisi genelde feet bazlı konuşmuş, fakat siz tek tek bakarken 3 FT’in yaklaşın 1 metre olduğunu hatırlarsanız, daha müsterih şaşkınlıklara yelken açabilirsiniz. Örneğin 1916’da, Intolerance için 30 metre yüksekliğinde ve tamı tamına 1700 metre genişliğinde bir Babil Duvarı inşa edilmiş. 1916’da! Ve toplamda 2.5 milyon dolar gibi bir rakama mal olmuş bu. Fritz Lang’in başyapıtı Metropolis için 1927’de 5000 metrekarelik bir şehir inşa edilmiş. Şimdilerde Timur Bekmambetov’un yeniden çektiği Ben Hur’un o meşhur atlı araba sahnesi için de yaklaşık 700 metre uzunluğunda, 20 metre genişliğinde bir arena dikmişler.

Ama durun, daha bitmedi! 1989’un Batman’i için 370 bin metre karelik bir Gotham dikilmiş Pinewood’un 18 stüdyosunun üzerine. James Cameron’un Abyss’i için 7 milyon galonluk su alan bir tank inşa edilmiş. Yine James Cameron paşa rahat durmamış, Titanic için geminin %90’ı boyutunda bir gemi inşa ettirmiş, özel bir stüdyo koymuş, okyanustan su pompalayıp o gemiyi batırmış. Bir de o Matrix’in meşhur otoban sahnesi var ya? Wachowski’ler de onun için 2.6 kilometre uzunluğunda gerçek bir otoban inşa etmişler! Ne acayip bilgiler değil mi hakikaten? İnfografik ikinci sayfada tam hâliyle var, tepeleme bakabilirsiniz geri kalanları için! (bir de bu infografikleri nasıl koyalım, ona da bir fikir verin, ikinci sayfaya özel iyi mi böyle?)

1 2
Yazar

Yalnız olduğunu düşünen, ama bunun uzun sürmeyeceğini bilen bir adam. Bir gün Kaliforniya'nın yeşillikleri uğruna Arizona'daki evini terk edip gitti, geri dön çağrılarına da kulak vermiyor.

1 Yorum

  1. alp demirkabız Cevap ver

    cgi senaryoya daha geniş imkanlar sağlar. set kurmanın da film atmosferine katkısı daha fazladır. fiyat olarak ikisi de aynıdır aşağı yukarı. yönetmen açısından bakarsak ilk opsiyon baya bi kolaya kaçmak oluyor. setli filmi idare etmek her babayiğidin harcı değil çünkü. bu yazının konusu büyük setler olduğu için listeye kaliteli filmler pek girememiş ama, eski teknikle çekilen filmlerin üstünlüğü bariz. tüm baba bilimkurgu filmlerini hatırlayalım: alienlar, star trekler, blade runner hepsi safi emek kokar. o atmosferleri cgi ile yakalayamazsınız. battlestar galacticada iç mekan çekimlerinin yeşil perde olduğunu düşünsenize gülmekten yere yatardık herhalde 😀 peki ya gotta hobbit gibi devasa bir set kurulsaydı ne olurdu? uff hayal etmesi yetti, tüyler diken. etkisi *2 olurdu herhalde.

Leave a Reply to alp demirkabız Cancel reply

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.