7. Phantom of the Opera

Aslında bunu çok düşündük. Phantom of the Opera, sadece şarkılarıyla ele aldığımızda alenen ana şarkıyı Pink Floyd’dan çakmış olmasına rağmen ilk sıralara koyabileceğimiz bir müzikal. Fakat çocukluktan gelen refleks işte, bir filmin başında Joel Schumacher’ı görünce tiksinesimiz geliyor. Neyse ki Gerard Butler’ın başını çektiği kadrounun performansı muhteşmedi de, gönül rahatlığıyla Phantom’a iyi bir yer verebildik listede. Bir de zaten Alalh için Schumacher’ın bozabileceği pek bir şey yoktu…

 

6. Dr. Horrible’s Sing-Along Blog

http://www.youtube.com/watch?v=EQyNN2SfPwQ

İşte “uzun metrajlara mı sınırlasak” diye düşünürken, sağ kulvardan atılım yapıp bizi bozan istisna bu. Joss Whedon’ın yazarlar grevi sırasında aile bireyleri ve eşi dostuyla, cepten çektiği Dr. Horrible’s Sing-Along Blog, kısıtlı bir bütçe ve dar bir zamanla neler yapılabileceğinin en önemli kanıtıydı. Neil Patrick Harris, Nathan Fillion ve Felicia Day üçlüsü muhteşemdiler gerçekten de ama, en güzeli filmin sahip olduğu o yadsınamaz ruhtu. Şarkıları hâlâ aklımızdadır.

 

5. Moulin Rouge!

http://www.youtube.com/watch?v=s12XiAOtjcg

Ne kadar epik, görkemli, haşmetli bir filmdi Moulin Rouge! Baz Luhrmann’ın kusursuzca çektiği müzikalin her şarkısı gerçekten de orijinal versiyonlarının üzerine huşu, sim ve parıltı fırlatılmış bir üst sürümleriydi. İnsan filmi küçücük monitörde bile izlerken kendisini ufak, karşısındaki dünyayı kocaman zannediyordu. Pek çok efsane şarkısı vardır ama biz buraya Roxanne’i koyduk. O görkemi en iyi o yansıtıyor gibi geliyor bize zira.

 

4. Velvet Goldmine

Velvet Goldmine, eğer 70’ler ve 80’lerin glam müziklerini seviyorsanız, Brian Eno, David Bowie, Iggy Pop gibi isimler size bir şey ifade ediyorsa kaçırmamanız gereken bir film. O kadar muhteşem isimler var ki kamera arkasında şarkıların kompozisyon ve aranjmanlarına katkıda bulunan, öğrendikten sonra bir an kamera önündeki kusursuz performansların hakkını yer gibi oluyorsunuz. Ama onlar da az değiller gerçekten. Ewan McGregor, Christian Bale ve Jonathan Rhys-Meyers’ın oyunculukları hakikaten süper, süper!

 

3. Across the Universe

Across the Universe’in olayı Beatles’dır. Nokta. Beatles’ın damga vurduğu dönemleri anlatır film. Ve o dönemler değiştikçe; dönemlerle birlikte Beatles da değiştikçe, film de değişir. “Hold Me Tight” gibi erken dönem işleriyle başlar, yavaş yavaş meseleler ciddileşmeye başlar; karakterler büyür; şarkılar da olgunlaşır. Vietnam savaşı azdıkça, “Revolution” gibi şarkılar girmeye başlar işin içine; karakterler LSD’yle tanışır, “I am the Walrus”‘lar okunmaya başlar. Baştan aşağıya bir Beatles aşk mektubudur film ve mükemmel bir seyirlik sunar.

 

2. Fiddler on the Roof

Hiç tereddüt etmeden koydum bunu buraya. Fiddler on the Roof’un film versiyonu gerçekten de sahneden sinemaya sıçrayışı kusursuz yapmış nadir müzikallerdendir. Hatta kuvvetle muhtemel, sinema filmi tiyatro versiyonundan daha güzeldir. Aktörler az çok aynıdır zaten, Topol yine baş rolde yardırır; şarkılar yine bambaşkadır ve yıllar boyunca aklınızda kalır. Ah bir zengin olsam, dararara dım der durursunuz günler boyunca. Şu yukarıdaki videoya bir tıklayın, evin içerisinde başlayacaksınız zaten turlara…

 

1. Dancer in the Dark

Listenin bir numarasını, koşulsuz ve şartsız bir biçimde Dancer in the Dark’a vermemizin iki sebebi var. Birincisi, Lars von Trier’in her filmine uyguladığı sınır tanımamazlık, elini korkak alıştırmamazlık ve korkusuzluğun burada da uygulanmış olması yüzünden, Dancer in the Dark’ın ölümüne vurucu bir film olması. Finalinden sonra kendinizi toparlamanız çok zor olur genelde. İkinci sebebi ise daha basit. Björk. Rol arkadaşı Catherine Deneuve’nin “rol yapmıyor, hissediyor” dediği Björk, öylesine bir performans sergiliyor ki filmde, çeneniz düşüyor, yerde arıyorsunuz. Sesi zaten güzel olan kadın, bir de tüm ruhuyla ekrana çıkınca iyiden iyiye büyüleniyorsunuz. Filmin o meşhur finali de, işte tam bu yüzden sizi paramparça ediyor. Pek çok film vardır, bittikten sonra çenenizi kapayamazsınız, herkese anlatasınız gelir. İyi filmler genelde böyledir. Dancer in the Dark ise sizi susturur. Bu kadar basit. Susar ve tek kelime edemezsiniz uzun bir süre boyunca…

 

1 2
Yazar

Geekyapar'ın yazı işleri şövalyesi. Uluslararası İlişkiler okudu, okula girmeden önce yaptığı işi yapıyor. Küçükken "Büyüyünce ne olmak istiyorsun?" diyenlere yazar diyordu. Tüm internette bulmak için: @acyberexile.

Bir Yorum Yazmak İster Misin?

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.