Bilmiyorum katılır mısınız, ama bence 90’lar filmlerinin çok belirgin bir tarzı, stili vardı. Her şeyden önce, karakterizasyon geri plana atılırdı. Niyeyse, bir konu takıntısı vardı o yıllarda. Her film, zorda kalınırsa beş saniye içerisinde özetlenebilinecek acayip durumlar üzerine kurulmak zorundaydı. Bir aile tatile gidiyor, çocuklarını evde unutuyor gibi. Komplo teorileri uyduran bir taksici, yanlışlıkla gerçeği tutturuyor gibi. Bir polis bir gökdelende tek başına on iki teröristi durdurmaya çalışıyor gibi.

İşte bu tip filmlerde, en önde tutulan şey konuyu iyi oturtmak olduğu için yazarlar özgün, ilginç ve katmanlı karakterler yazmayı tercih etmezlerdi. Bu yüzden de sinemanın yıldızları olurdu. Her filmde aşağı yukarı aynı roller yazıldığı için, her filmde aşağı yukarı aynı rolü oynarlar; ama karizmaları, sempatiklikleri ve genel çekicilikleri sayesinde ön plana çıkar ve ciddi gişe getirisi yaratırlardı. Tom Cruise, Mel Gibson, Bruce Willis, Arnold Schwarzenegger, George Clooney ve Julia Roberts. 

Bu son ikisini tesadüfi olarak saymadık. Roberts ve Clooney, başrolleri jönler değil, Johnny Depp tipi karizmatik karakter oyuncularının kaptığı 2000’ler ortasına gelindiğinde yavaş yavaş taçlarını devretmiş iki oyuncu olarak, Jodie Foster‘ın yönetmenliğinde Money Monster için bir araya gelmişler. Ve belli ki, “Hazır geldik, o naftalin kokulu 90’lar sinemasına geri dönelim” demişler el birliğiyle, çünkü öyle nostaljik, öyle strüktür olarak eski bir iş var karşımızda.

Film genel olarak kötü değil, sıkıcı değil. Ancak, artık karakterlerin arketip olduğu sinema dilini geride bırakalı çok oldu. Artık TV çağındayız. Kağıt üzerinde katmanlı yazılan karakterler, maharetli aktörlerin ellerinde yıllarca yoğruluyor. Kimsenin “anaç, tatlı sert, mantığın sesi kadın” ve “zıpçıktı, şeytan tüylü, sorumsuz oğlan” karakterleri tekrar görmeye yüreği kalmadı. E bunun üzerine bir de konu genel hatlarıyla “Bu finansçılar var ya, rızkınızla oynuyorlar” gibi basmakalıp ve dibi tükenmiş bir muhabbete dayanınca, filmin çok az iler tutar yanı kalıyor. Jack O’Connell’ın performansı gibi mesela.

Filme dair, kaba taslak izlenimlerimiz bu. “Daha derinine inmeliyim” diyen varsa, ya da “abi okumakla uğraşamayacağım, lütfen?” serzenişine sahipseniz, video incelememizi de iliştiriyoruz. İyi seyirler!

Yazar

Geekyapar'ın yazı işleri şövalyesi. Uluslararası İlişkiler okudu, okula girmeden önce yaptığı işi yapıyor. Küçükken "Büyüyünce ne olmak istiyorsun?" diyenlere yazar diyordu. Tüm internette bulmak için: @acyberexile.

Bir Yorum Yazmak İster Misin?

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.