Stephen King deyince aklınıza gelen ilk şey muhakkak ki üstadın korku romanlarıdır. Bu da gayet doğal bir durum, paniğe mahal yok. Adam kariyerini ekseriyetle O, Mahşer, Sis gibi korku eserleri üzerine kurdu. Ancak yaşayan efsanenin tutkulu takipçileri bilirler ki, King’in kalemi ürkünç kelimelerden başka yerlerde de park eder. The Green Mile, ya da Yeşil Yol örneğinde olduğu gibi.

Frank Darabont, Stephen King’in yine kendi rahatlık bölgesini terk-i diyar eyleyerek yazdığı Shawshank Redemption‘ı çok iyi uyarlayarak King-aktarma görevini ifa etmiş bir yönetmendir seneler 1999’u gösterdiğinde. Yalnız o kadar iyi uyarlamıştır ki, 1994’te sinemaya aktardığı eserin kıymeti, Yeşil Yol’un sinemaya aktarılması için çalışmaların başlandığı 1997’de hâlâ anlaşılamamıştır.

Bugün elbette hem Shawshank Redemption hem de The Green Mile unutulmaz filmler olarak kabul ediliyorlar. E bunun böyle olacağı baştan da belliydi aslında. Darabont rol için kafasında kimi kurguladıysa, onlara kendi yazdığı senaryoyu göstermesi yetmişti; hikayenin finaline gelen herkes gözyaşlarına boğuluyor, sonra da telefona sarılıp Darabont’a hayırlı cevabını iletiyordu. Hanks, Cromwell, Duncan; cümleten böyle tav oldular bu esere.

Biz de böyle tav olduk. Böyle de 80 dakika konuştuk. Cevdet Canver, Can Sungur, Aybike Turan ve Ömercan Güldal dörtlüsünün sunumu ve tatlı-koyu muhabbetinde 1999 tarihli The Green Mile şöyle muhabbetlere konu oldu. Buyurun şöyle koyuyoruz, afiyetle tüketin istiyoruz. Yorumlara da kendi fikrinizi belirtin, bir de söyleyin, Sinema Günlükleri’nde sonra ne konuşsun bizim ekip?

Author

Geekyapar'ın yazı işleri şövalyesi. Uluslararası İlişkiler okudu, okula girmeden önce yaptığı işi yapıyor. Küçükken "Büyüyünce ne olmak istiyorsun?" diyenlere yazar diyordu. Tüm internette bulmak için: @acyberexile.

Bir Yorum Yazmak İster Misin?

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.