NetflixAmazon VideoBluTV gibi resmi kanallar bir yandan; hemendizilerivefilmleriburadanizle.com gibi gayrıresmi platformlar öte yandan bastırıyor birkaç senedir. Büyük para babaları kendi dijital platformları için ciddi meblağlar harcıyorlar, hem üretime, hem de dağıtıma. Bunlar üst üste gelince de sinema dışında izlenilen sinema filmlerinin sayısı giderek artıyor. DVD, Blu-Ray ve torrent sağ olsun zaten bu yeni tanıştığımız bir pratik değil. Ama her geçen gün icrası daha kolaylaşıyor, tercih etmek daha rahat oluyor.

Buna rağmen sinemayı sinemada izlemenin bir takım çok eşsiz kıymetleri var. Müsaadeniz varsa, onları bir saymak isteriz.

 

1. Daha Az Dikkat Dağınıklığı

Sinema Salonu 1

En bariz olanla başlayalım. Evde film seyrettiğinizde yaptığınız aktiviteye yüzde yüz odaklanmanız çok zor. Sene 2017. Açıp telefona bakmaktan başlayıp, karşınızda film akarken önünüzdeki bilgisayardan başka bir filmi yürütmeye kadar geniş bir yelpazede dikkat dağıtmak mümkün. Sinema ise bu konuda bir tünel gibi. İçeriye girmeniz ve ışıkların sönmesiyle birlikte, karşınızdaki filmi izlemekten başka hiçbir şansınız yok. Bu da izlediğiniz şeye yüzde yüz odaklanmanıza sebep vermekte, elbette; bu konuda başka bir faktör de mevcut.

 

2. Dev Ekran Detayları

Sinema Salonu 3

İsterseniz evinizde üç yüz elli ekran kıvrımlı 4K televizyonunuz olsun; fark etmez: Sinema bir görsel şov işidir ve görsel şov en iyi dev ekranda verilir. Eğer eser 35mm film üzerine çekildiyse ve siz de film oynatıcı barındıran nadir salonlardan birine yakınsanız üstelik, bu görsel şov daha da eşsizleşir. Yönetmenin bir kareye sığdırdığı detayları tüm haşmetiyle karşınızda bulabilirsiniz böylece, ufak parçalar birbirlerine karışmazlar, flulaşmazlar. Film karanlığın içerisinden tüm varlığınızı ele geçirir, siz de sessizce teslim olursunuz.

 

3. Ses Kalitesi

Sinema Salonu 4

Dev ekranın kıymetini bilmek çok kolay, Sesin ise o kadar değil. Çoğumuz evde film izlerken arkaya nakış gibi işlenmiş besteleri, bir editörün aylarını harcayarak mükemmelleştirdiği geçişleri, yönetmenin kasti kararlarla şekillendirdiği ses kurgusunu seksen liralık hoparlörlerden ya da TV’lerin vasatlık abidesi iç sistemlerinden dinliyoruz. Elbette elden başka bir şey gelmiyorsa, yapacak bir şey yok; başa gelen çekilecek. Ama sinemaya gittiğinizde filmin işitsel tüm detaylarının kulaklarınızı gerektiğinde dövüp, gerektiğinde sevmesi bambaşka bir deneyimdir. Özellikle son maddemizle birleşince.

 

4. Paylaşımlı Enerji

Sinema Salonu 2

Bu üç madde yan yana gelince: Yani koskocaman bir ekranın karşısında, tüm dikkat dağınıklıklarından kaçıp sese kendinizi bıraktığınızda zaten daha keyifli bir film deneyimi yaşamış oluyorsunuz. Ancak bir de bunun üzerine etrafınızda bunu sizinle birlikte ve sizinle eşit odak seviyesinde yapan insanlar olunca bu deneyim katlanıyor. Hayattaki pek çok şey gibi, sinemanın keyfi de paylaştıkça katlanan bir şey. Etrafınızda elli kişi aynı şeye, aynı ciddiyet ve içselleştirme seviyesinde bakıyorsa, aynı tepkiyi veriyor. O aynı tepkiler de bir araya geliyorlar işte bir biçimde. En net komedi filmlerinde görebilirsiniz bunu. Normalde gülmeyeceğiniz şakalara gülerken bulabilirsiniz kendinizi salonda film izlerken -sadece etrafınızda kırk kişi aynı anda buna yüksek sesle güldü diye. E böyle böyle daha unutulmaz oluyor elbette yaşadığınız tecrübe.

Biz böyle düşünüyoruz en azından. Siz de katılmaz mısınız?

Yazar

Yalnız olduğunu düşünen, ama bunun uzun sürmeyeceğini bilen bir adam. Bir gün Kaliforniya'nın yeşillikleri uğruna Arizona'daki evini terk edip gitti, geri dön çağrılarına da kulak vermiyor.

Bir Yorum Yazmak İster Misin?

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.