Haftanın bitmesini beklemek ya da hepsini ayrı ayrı yazılar halinde sakız gibi uzatarak size göstermek istemediğim birtakım fragmanlar geldi şu beş gün içerisinde. O yüzden lafı hiç dolandırmayacağım ve hepsini de bam bam bam diye suratınıza fırlatacağım. Hazır mısınız?

Gemini Man

Will Smith’in yaptığı her filmi, nasıl oluyor bilmiyorum ama, izleme gibi bir alışkanlığım var. Ne kadar kötü olursa olsun Will Smith olunca otomatik olarak benden bir puan kapıyor. Çocukluğumdan gelen bir şey olsa gerek, anlamadım.

Gemini Man, klonlama mantığını temeline alan bir film. Bir kişinin en iyi yanlarını alıp yepyeni bir insan yaratmak mı istemiştiniz? Tamam işte, sizin ilacınız bu film. Üstelik Life of Pi’ın şahane yönetmeni var koltukta, Will Smith’e de Mary Elizabeth-Winstead falan eşlik ediyor. E bir de aksiyon deseniz tonla mevcut. Klon olaylarının derinliklerine de filmde iyice giriyorlardır diye düşünüyorum. Çünkü fikir olarak aşırı güzel bir konsept; ancak filmde nasıl yedirdiklerine göre değişecek bir kaliteye sahip olacak gözümde. Ekim ayını bekleyip görelim o halde.

The Goldfinch

Drama dolu, duygusal filmler çok tercih ettiğim türe girmiyor maalesef. Hayatta üzülecek yüzlerce şey varken bir de kendi isteğimle duygularımı alt üst edecek filmleri izlemekten hoşlanmam. Yapı gereği, mecbur. Ancak itiraf etmem gerekir ki sırf oyuncu kadrosuyla bile beni sonuna kadar izletebilen bu fragmandan sonra The Goldfinch’e bir şans vermeyi düşünüyorum. Nicole Kidman, Jeffrey Wright ve Ansel Elgort, şu kadarcık videoda bile tüm hünerlerini göstermişler zira. Özellkle de çok temiz yüzlü oluşundan mıdır bilmiyorum ama şu Ansel Elgort nedense duygusal her rolü çok iyi kaldırıyor vallahi, helal olsun.

Oscar için minimum iki-üç adaylığa oynayacağını düşündüğüm bir filmin fragmanıyla karşı karşıyayım. Üstelik konusu da çok vurucu: Annesini, bir bomba patlaması sonucu kaybeden çocuk. Yemin ediyorum şuraya oturur salya sümük ağlarım. Anne kuzularını karşınıza almayın ey Hollywood yönetmenleri!

13 Eylül’de sinemaya geldiğinde ilk gidenlerden olmayacağım tabii ki de. Çünkü neden olayım? Neden evde izleyebileceğim bir vakit geldiğinde, herkesten saklanarak mendil dağı yaratıp migrenimi tetikleyecek bir ağlama seansını koca sinema salonunda canlandırayım? Hiç!

Jojo Rabbit

Az önceki The Goldfinch drama kraliçeliğimi bir kenara bırakıyorum ve hemen şu şahane fragmana geçiyorum: Jojo Rabbit. İzleyene kadar hakkında tek bir fikrimin bile olmadığı filmken, şimdi heyecanla beklediğim bir yapıma dönüştü kendisi. Zira komedi deseniz var, Scarlett Johansson’dan tutun Taika Waititi’ye kadar dopdolu bir kadrosu da var; dahasını isterseniz Hitler üzerinden dönen bir hiciv söz konusu, daha ne olsun? Zira ben fragmanın sonundaki sahneyle birlikte konunun tamamen felsefi temellere dayandığına emin oldum. Dalga geçilen küçük bir çocuğa moral veren Adolf Hitler mi? Kırk yıl düşünsem böyle bir şekilde sunmak aklıma gelmezdi herhalde. Özellikle de Hitler’in tam anlamıyla “bir canavar” olduğundan eminken, “çocuk” kadar masum bir konseptin hayatında olup olmamasını neredeyse hiç merak etmemiş olmak tuhafıma gitti. Cidden. Zaten hiciv sanatı da bu tarz noktaları çekip çıkartmak ve komediyle beraber düşündürmek üzerine kurulu değil midir?

Ay vallahi bu sonbahar geliyor ha, hazırlanın!

A Beautiful Day in the Neighborhood

Şu fragmanların sırasını yemin ederim ki kasıtlı olarak böyle yapmadım. Hüzünlendikten sonra bir kuple gülmek ve sonra tekrardan ılık poğaça kıvamına gelip duygulanmak, amacım dahilinde değildi, üzgünüm. Ancak Tom Hanks’in olduğu şu fragmandan sonra ciddi anlamda yoğurulmuş ekmek hamuru kıvamında ekrana bakakaldım. Yahu sizin böyle duygusal filmler yapıp insanların kalbini sökmeye ne hakkınız var?!

Gerçek bir hikayeye dayanan film, anladığım kadarıyla “palyaço felsefesi” minvalinde bir şey. “Herkesi en çok güldürüp eğlendiren insanlar, aslında içlerinde en yıkık ve kırık olanlardır” düşüncesi var ya, tam da ondan bahsediyorum. Tom Hanks’in karakteri Bay Rogers da, sunduğu program ile herkesin gönlünde böyle türden bir “kahraman” anladığımız üzere. Ancak onunla röportaj yapmak isteyen adamın işin içine girmesiyle tüm gerçeklik biz izleyicilere açık edilecek ve Bay Rogers’ın asıl kimliğini öğreneceğiz belli ki.

Sizi bilmem ama ben ılık poğaça duygusallığıma daha devam etme niyetinde değilim. Nerede benim acil durum tatlı kedi-köpek fotoğrafları dosyam?!?!

Yazar

Geekyapar'ın yeni editoryal işler amiri. Geveze, aşırı heyecanlı, domates surat. Ailenizin mülayim, cep tipi ponçiği. Profesyonel inek. Özel gücü ise role play yazmak. @poncikbruiser

Bir Yorum Yazmak İster Misin?

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.