The Last Jedi çapı çok dar bir film.

Hikayede ilgili ilgisiz hemen herkes daireler çiziyor. Bu bakımdan bana Hergé’nin vakti zamanında Tenten’le ilgili yaptığı bir deneyi hatırlatıyor film. Hep büyük serüven ve solu kesici maceralar yazan Hergé, Kastafiore’nin Mücevherleri kitabında “hiçbir şey olmadan bir kitap boyu hikayeyi sürdürebilir miyim” sorusuyla yola çıkar. gerçekten de hiçbir şey olmaz. Işıklar kesilir, kötü adam komplosu geldi sanırız; arkasından meğerse evde kalan şöhretli Kastafiore’nin kendilerine koyduğu ambargoyu delip fotoğraf çekmeye çalışan paparazziler çıkar. Tenten bir karakteri suçüstü yakalayacağım diye başlar, heyecanlanırsın, karakter patronu duymasın diye gizlice at yarışı oynuyor olur. Devamlı bir şeyler olacakmış gibi olur yani. Ama bir türlü olmaz.

Kastafiore Mücevher

Bütün hikaye bir şekilde böyle “lan?” pozunda durursun yani, ama hiçbir heyecanlı kalkışma nihayete ermez. Yalnız bir şekil ilgini de elinde tutar Hergé. İlginç bir hikayecilik deneyidir. Bence başarılıdır ve başarısını karakterlerin kendi arasında girdiği çok sevimli etkileşimlere borçludur. O dakikaya kadar yıllardır okuduğunuz, sevdiğiniz Tenten ile dostları; olmayan yarım-olaylarla çok sevimli etkileşimlere girerler. Mesela Turnosöl ağır işittiği için yeni yetiştirdiği çiçekten bahseder bir gazeteciye. Halbuki gazeteci ona “Kastafiore ve Hadok beraberler mi?” diye sormuştur. Cevaplar da tam uyunca, sabah gazetede “İşte Bianka Kastafiore’nin yeni aşkı Hadok” diye manşet çıkar. Hadok sinirlenir, Kastafiore de “Ay aman boşver, herkese yamıyorlar beni, geçen mihrace’yle aşk yaşadığımı iddia ettiler, magazin böyle bir şey” der. Konu kapanır.

Bak burada mesela hiçbir şey ifade etmeyen bir alt konu var. Karakterler ders falan almıyor, çok ilginç bir şey de olmuyor. Ama herkes çok eğlenceli tepkiler veriyor konuya. Turnosöl sabah “Lan o kadar çiçeklerimden bahsettim göt hoşafı bir kelime yazmamış” diyor mesela. Tenten bıyık altı gülerek konuyu takip ediyor. Hadok zaten Kastafiore’nin emrivaki ziyaretini duyduğundan beri sersefil bir hâlde, canından bezmiş, kime çatacağını şaşırmış. Kastafiore de olayı ciddiye almayıp “Büyütme canım” deyince iyice “Allah canımı alsa da kurtulsam” diye yıkılıyor.

star-wars-the-last-jedi-rey

The Last Jedi‘da da böyle çok fazla olacakmış gibi gözüküp, olmayan konu var. Mesela Rey ve Luke’un adadaki konuşmalarının dünya ahiret hiçbir şeyi ilerlettiği ya da hiç kimseye bir ders verdiği yok. En başta Rey’in öğrendiği hiçbir şey yok zaten. Karakterin kendisi de bunu kendisine “Force dediğin taş kaldırmak değil” öğretisine rağmen final sekansında “Eh, taş kaldırmak” diye omuz silkerek teyit ediyor. Konu itibariyle de bir şey olmuyor. Yine olacakmış gibi bir hava var etrafta, ama:

  • Luke Skywalker’ın İsyan’ı tekrar galeyana getirip, galaksiye yayması için yola çıkılıyor
  • İsyan’ı galaksiye Finn ve Rose geri yayıyor. Luke sadece final sahnesinde şaşırtmaca vazifesi görüyor. Sonra da ölüyor.

E öteki tarafa bakıyorsun

  • Rey Kylo’yu, Kylo Rey’i kendi yoluna döndürmek için yola çıkıyor.
  • Kimse kimseyi ikna edemiyor.

E öteki tarafa bakıyorsun

  • Finn ve Rose kod kırıcıyı bulup, iz sürücüyü deaktive etmek için yola çıkıyor, Poe bu planı desteklemek için içeriden darbe yapıyor.
  • Finn ve Rose kod kırıcıyı bulamadıkları gibi, buldukları adam da Poe’nun desteklemek için darbe yaptığı insanın planını kısırlaştırıyor.

Ok yani, o zaman konu dairesel. beni sürüklemesi mümkün değil. karakterlerin tepkileri ya da cool anlarla ilerleyeceğiz.

Star Wars Last Jedi

Benim şöyle bir tespitim var. The Last Jedi boyunca her karakter her duruma aynı tepkiyi veriyor. Yani şöyle, sabah bütün The Last Jedi karakterleri kalktı. kahvaltıda krep yapacağımı söyledim kendilerine. şunları dediler:

Poe: Krep mi? Dostum saçmalama. Bu kadar fazla kişiye krep yapamazsın, aç kalırız. Bu yaptığına inanamıyorum. Menemen yapmalıyız. Ne dediğin umurumda değil, ben markete yumurta almaya gidiyorum.
Leia: Poe, evsahibimiz krep yapmayı uygun gördüyse misafir olarak bunu kabullenmeliyiz.
Finn: Abi krep iyi, ama ben sanırım kaçacağım. Rey, geliyor musun?
Rose: Ya Finn bu nasıl arkadaşlık, dostluk? Bir sabah beraber kahvaltı bile yapamıyoruz, n’oldu bize? Böyle mi olduk artık? Yakışıyor mu sana?
Rey: Krepi Luke yapsın. Ben nasıl yaptığını görmek istiyorum. Krep yapmayı öğrenmeyi çok isterim.
Luke: Ben bıraktım o işleri. En son kylo’ya anlatmayı denedim, tadım kaçtı.
Kylo: Babam krep severdi. Ben krep sevmiyorum.

Karakterler bütün film böyle şeyler söylediler. Bir, iki, üç, dört kez değil. aynı şeyi seksen kez söylediler. Film ne zaman bu tepkileri ciddi bir aksiyon ile derinleştirip, değiştirecek gibi olsa; ne zaman karakterler yaşadıkları bir şey yüzünden boyut ve derinlik alacak olsalar her yeri bir korku sardı ve statükoya ivedilikle geri dönüldü. Rey’le Kylo’dan biri taraf değiştirecek gibi gözüküyordu. olmadı. Luke aslında yeğenine uykusunda hamledecek denli tatsız bir insan çıkacak gibiydi. Sonra “yok yok ya, çok anlık bir şeydi” diye üzerine basma ihtiyacı hissettiler. Finn muazzam bir özfeda yapacaktı, Rose’un arabasını çarptırdılar. Poe sorumsuzlukları yüzünden gerçekten çuvalla insanın ölümüne sebep oldu, bir omzunu düşürmediler.

E peki, bu kadar kendi kendini tekrar eden bir şeyin de beni sürüklemesi mümkün değil. O zaman kaldı elimde cool anlar ve saniyeler.

The Last Jedi Dreadnought

İşte orada da şöyle bir şey var: film tutarsız. Film çok kayıtsız bana karşı. Soru sorarak izlemek çok acı verici bir deneyim. BB-8’in içeriden kafa atarak gemi tamir etmesi mesela, herhangi bir mantık taşımıyor. Sinematik olarak bir uzay savaşında neden bir geminin iç tesisat tamiratını izlediğimizi anlamıyorum. Bu iç tesisat tamiratının neden kafa atmayla çözüldüğünü bilmiyorum. Bu sorular kafamda durduğu için BB-8’in o esnada şirin gözükmesi bana keyifli gelmiyor.

Evet, Rey ve Kylo beraber çok güzel dövüştüler, ama ben kendime o esnada –bırak Snoke ışın kılıcının düğmesine basılmasını sezemedi geyiğini– “Rey o gemiye nasıl şıp diye girdi?” diye soruyordum. Ben haşmetli ve coşkulu anları birbirinden –ve genel olarak inşa edilmiş dünyasından– kopuk filmleri tutmuyorum. Sevmiyorum. İzlememeyi tercih ediyorum. Pacific Rim’i sevmem mesela. Eşim dostum bayılır, ben uzaktan el sallarım. Benim için dünya kurgusal hikayeler tarihinin en coşkulu anı Pelennor Ovası savaşı öncesi Theoden’in konuşmasıdır örneğin. Sırf konuşma ha, savaşın kendisinden bile önce. Çünkü Theoden’in ve o ulusun neler çektiği üzerine bana anlatılan şeyler üstüne inşa edilir o konuşma. Tolkien beni adım adım kitabın içine gömmüş, tuğlaları tane tane dizmiş, en üstte de rüzgarla birlikte tokadı indirmiştir. Hakeza filmlerin de en destansı anı kartalların gelişidir bu sebepten. Her şey kötü kötü gitmektedir. Üç filmlik emek boşa gidecek gibidir. Sonradan çalışma prensiplerini iki film önce gördüğümüz, hikmetleri incelikle aktarılmış kartallar gelir. Yavşa çekim girer. Pippin bağırır. Tüyler diken diken olur. Kartallar ortalığın canına okurken alkışlayasınız gelir.

The Eagles Are Coming

Böyle şeyler “Abi al buyur” diye, herkesin birer YouTube videosu söyleyip izlediği arkadaş ortamları sedasında birbirinden bağlamsız ve bağımsız dizilince bana bir şey ifade etmiyor. Ben biraz şımartılmak istiyorum. Biraz iyi davransın bana film. Bir yemeğe çıkarsın önce. Güzel bir yürüyüş yapalım. Bana bilmediğim bir yerden dondurma ısmarlasın. Sonra sevişelim. The Last Jedi’ın yaptığı şekliyle hikaye anlatıcılığı çok anlamsız bir tek gecelik ilişki gibi. Gördüğün ilginç şeyler olur, hepsini arkadaşına anlatırsın sabah, fakat…

İşte burada içeri doğru üzülüyorum sevgili geek alemi. Star Wars benim büyük bir aşk ilişkim gibi. Romantik, yoğun, ama her şeyden önce iki taraflı. Geçen gün düşünüyordum da, George Lucas ile diyalogda gibiydim neredeyse, kendimi öyle hissediyordum. Forumlarda falan George’a kızıyordum mesela. Bakıyorum, dönemdaşlarım da benzer hislerdeler. Sanırım bunu George Lucas sağlıyordu bize. Gerçekten çok bağırdık diye Jar Jar’ın rolünü ufacık etmişti mesela ikinci ve üçüncü filmlerde. Aynı zamanda yaptığı dünya inşası ile de bunun sürekliliğini sağlıyordu. “Cato Nemidia’da Anakin’in kurtarma sayıp, Obi-Wan’ın saymadığı şey ne lan” diye düşünüp Clone Wars izlemeye başlamaya başlıyordun. Bu tip dünya inşasının üzerine çıkılmış hikayeleri yazan insanlar neredeyse senin benim gibi adamlardı, öyle geliyordu. George Lucas Expanded Universe’den karakterler alıp vererek bu adamları –ve doğal bir uzantı olarak, bu evrene onlar kadar tutkuyla yaklaşan hepimizi– tasdik ediyordu. Gerçekten karşılıklı etkileşimli gibi gözüken, anlamlı, doyurucu; hem sevgi, hem de kızgınlık dolu bir ilişkiydi.

Tatooine Binary Sunset

Ben bu ilişkinin bangırtılı ancak içi boş bir geceye döndürülmesine hazır değildim. Gerçekten değildim. Avengers gibi bir şeydi bu. Hatta yer yer, statikliği ve darlığı itibariyle larukedi’nin Muhit’te dahiyane tespitinde belirttiği gibi Agents of SHIELD bölümü gibiydi. Avengers’a ne kadar dahilsem, The Last Jedi’a da o kadar dahil hissettim kendimi. The Force Awakens ve Rogue One, benim için “Star Wars evreninde yazılmış, sorunlu hikayeler” kıvamındaydı, yani New Jedi Order kitapları gibi bir yere koymuştum kafamda.

The Last Jedi ise gerçekten bir Star Wars filmi değil. Gerçekten Rogue One ve The Force Awakens’ın retroaktif olarak kıymetini bilmeme vesile oldular. “Kötü bir Star Wars filmi” benim için kabul edilebilir bir şeymiş meğerse, Prequel’lardan gelen idman beni buna hazırlamış. The Last Jedi ise farklı bir sinemacılık anlayışının ürünü, farklı bir değerler bütününü savunuyor; ancak en korkuncu, öncekilerin öğretilerini yerine bir şey yapamadan söküyor.

Deniyor bu arada, farkındayım. Denediğinin farkında olduğum için “yapamadan” diyorum. Mesela bir yerlerde filmin Force ile ilgili yalapşap bir dekonstrüksiyon yapmaya çalıştığına dair küçük deliler var. Şunları demeyi deniyor film: Güç herkesin içinde var, herkes kendine yettiği kadarını kullanıyor, Jedi tarikatının kendi kullanım biçimini Allah vergisi doğru görmesi çok kibirli bir yaklaşım. Küçük çırpınışlar var filmde bunu söylemeye dair. Ancak genel olarak öylesi yanlış kararlar var ki bunu anlatma çabasında, en nihayetinde ortada kalan fikir Güç herkeste var ama ana karakterlerde daha çok var haberiniz olsun kıvamında. N’oldu? Yapıyı söktük parçalarına ayırdık. Yerine de bir şey koymadık. Yapmadan söktük.

Star Wars The Last Jedi

Uzay kuralları? Yapmadan söktük. Politik entrika? Yapmadan söktük. Mitolojik altyapı? Yapmadan söktük. Uzakdoğu felsefesinden beslenen, meditasyonu, moderasyonu, nefsi terbiyeyi öğütleyen öğretiler? Yapmadan söktük. Aydınlık ve karanlık arasındaki ebedi savaş? Yapmadan söktük.

Bana bu yüzden The Last Jedi parıltılı ama içi boş bir hikaye gibi geliyor. Ve bu yüzden, varlığından haberdar olmasam gerçekten daha mutlu bir insan olurdum. Bunu hissediyorum.

Author

Geekyapar'ın yazı işleri şövalyesi. Uluslararası İlişkiler okudu, okula girmeden önce yaptığı işi yapıyor. Küçükken "Büyüyünce ne olmak istiyorsun?" diyenlere yazar diyordu. Tüm internette bulmak için: @acyberexile.

Bir Yorum Yazmak İster Misin?

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.