Korku filmleri dosyamızın son haftası geldi de çattı. Takip edenler farkındadır herhalde; genel olarak diğer yazılarda hep yabancı yapımlara odaklanmıştık. Bunun tabii kendince sebepleri olduğu gibi biraz da seçilen konunun özelliği gibi durumlar da söz konusuydu. Her ne kadar hakkında daha konuşacak çok şey olsa da, korku filmlerindeki son hafta konusunda biraz yerli detaylara odaklanalım dedik. Yabancı sinema ile karşılaştırma, ne konuda güçlü ne konuda zayıf diye irdeleme derken aslında Türk korku filmleri sektörünün de bayağı geniş bir yelpazede olduğunu gördük. Ama ister misiniz, biraz da kendimizden olan şeyleri inceleyip bir güzel münazara konusu edelim? İstersiniz, istersiniiz…

Ön Not: Bu yazıda kimsenin inanışını ya da görüşünü yargılamak, doğru veya yanlış diye ayırmak ve hatta aynı fikirde olmadıklarımızı dışlamak gibi bir amacımız yok; yalnızca öznel düşüncelerin harmanlanarak bir araya geldiği bir şey sunabilmek size. Dilediğiniz gibi algılama, düşünme ve eleştirme hakkına sahipsiniz. Düşünce özgürlüğü ve buna saygı duyma konusunda sınır tanımıyoruz.

Korkunun Tarihi Temeli

14 Creepy Horror Movies You Have to See in 2016

Bilmem fark edeniniz var mı; genel olarak Türk sinema sektörü ne yazık ki kendini korku konusunda ispatlayabilmiş değil. Bu alanla ilgili olanlar teknik açıdan artı ve eksi yanlarını kolaylıkla göz önüne serebilecek olsa da, genel izleyici kanısının çok da değişmediğini söyleyebiliriz. Mesela Türk korku filmleri denince aklınıza gelen ilk şey ne? Doğaüstü güçler? İnler? Cinler? Periler? Vampirler? Kurt adamlar? İnsanımsı yaratıklar? Muhtemelen son üçü çok da göz önünde olan şeyler değil bizim kültürün korku türünde. Hatta öyle ki, çok demek hafif kalır; bunlar yok denecek kadar az. Bir elin parmaklarını geçeceğini de sanmam. E peki neden bizimkilerin yapımında daha değişik konular ya da ögeler aklımızda belirmiyor? Sebebi çok şekilde açıklanabilir olsa da sanırım özetle; uzun bir geçmişi olan otoritelerin korkutma aracı olan dinin kullanılma kolaylığı olabilir.

Evet din ve evet otoriteler tarafından kullanılan korkutma aracı. Benim için en basit anlamda korku filmlerinde Türklerin başarısız olmasındaki sebeplerden biri bu. Çok uzun yıllar, hatta yüz yıllar boyunca benimsediğimiz din veya dinler, bizleri otoriteler tarafından kontrol altında tutabilmek adına kullanılmış. Bu sadece İslam için geçerli bir şey değil; bunun aynısını Hristiyanlık, Musevilik ve saymakla bitmeyecek daha birçok dinde görebilirsiniz. Belki hepsinde yok ama çoğu bu şekilde hayatta kalmayı başarmış.

Avrupa tarihinde Hristiyanlık yüzünden verilen savaşlar ve yaşanan acılar oldukça büyük bir gerçek. Musevilik için de aynısı geçerli, bu dinlere mensup insanların yaşadıkları hakkında ansiklopediler yazılmış. E İslam da aynı şekilde yara yemiş bir yerde. Çünkü insan doğasında, bağlı olduğu bir şeyle sınanmasının kolaylığı gibi bir olay var. Bir düşünceye, varlığa ne kadar gönülden bağlı kalırsanız, ona karşı olan saygınız ya da korkunuz da o denli artacaktır. E tabii bir de gücünüzün yetmediğini düşündüğünüz durumlarda doğanız gereği sizden daha üstün bir şeye sığınma ihtiyacı hissedersiniz. İnanmak genlerimizde var. Tüm insanlığın içinde var. Aksi iddia bile edilemez. Bir şeyi reddederken bile tam zıttının gerçekliğine inanırsınız. Kaçınılmazdır. E hal böyle olunca, zaten ister istemez bir şekilde hiyerarşik yapıda kendisini üst katmanlara taşımak isteyen insanlarca da bu zayıflığımız (?) kullanılmış.

 

Korku Güdüsünün Gücü

+

Korku duygusu çok ilginç bir şey, insanlara neler yaptırabiliyor. Güdülerimiz bile korkular üzerine kurulu bir bakıma. İnsanlığın doğuşundan bu yana olan şeyler bunlar. Peki böyle eski ve temelden var olan bir şeyin, bu kadar suistimal edilmesi ne kadar doğru? Tek kelimeyle: HİÇ! Bunun yapılması, daha birçok şeyin yapıldığı gibi son derece yanlış bana kalırsa ama milenyumlar boyunca var olan insanların yapısında böyle yozlaşmalar da kaçınılmaz bir bakıma.

Bunca lafı da özetleyip konuya devam edelim: Dinsel korku otoritelerin kontrol manyaklığından çıkmış. İnsanların zayıflığını kullanmak da işlerine gelmiş. Buraya kadar her şey tamam. Türk korku filmlerindeki din konusunu daha da açalım şimdi. Büyük çoğunluğu İslam’a mensup olan bir ülkede yaşadığımızdan dolayı, çoğunluğu etkileyecek konular elbette bu sektör büyükleri tarafından benimsenmiş. Yabancıların odaklandığı gibi daha egzantirik ya da yapay yaratıklarla halletmek yerine, en vurucu noktadan içlerine işlemeyi tercih etmişler bu abiler. Örnek mi? Cin çarpması! İçinize giren cinler! Ayet, dua ve bilimum şey okuyunca size musallat olan dünya dışı bazı varlıklar! Bunların hepsi İslam dinince bir şekilde korku ögesi gibi yedirilmiş şeyler bize karşı. Normalde korkulacak bir şeyi olmasa bile böyle empoze edilen birtakım olaylar yüzünden, nesillerce bu fikirler katlanarak artmış.

 

En Başlıca Sorunumuz: Yaratıcılık

turk-korku-1

E tamam, çoğunluğu derinden sarsacak korku ögeleriyle bir güzel sinema salonlarında Türkleri altlarına yaptırıyorlar, iyi, hoş. Ama başka yolu yok mu? Ya da daha doğrusu, neden hep bu konu var? Fark etmemeniz mümkün değil yani; çok uzun yıllardır dinsel korku dışında bir yapım yok Türk sinemalarında. Çok mu tutuyor bunlar? İnsanlar müptelası falan mı? Mazoşist miyiz de bizi psikolojik olarak karanlığa sokan şeyleri izliyoruz? Aslında bunların hepsinin cevabı: Hayır. Gerçekten de hayır. Saydığım hiçbiri yüzünden yapılmaya devam edilmiyor bu filmler. Neden devam ediyor derseniz, o konuda çok da emin olmadan bir tahmin yürüteceğim: Beceremiyoruz.

Oturup da yerimden işini başarıyla yapan kimseye laf atmak ya da şanlarını lekelemek falan istemiyorum ama bir korku filmi izleyicisi olarak böyle bir şeyin farkına varmam bence çok da iyi bir şey değil. Klişeler her zaman vardır, bir sefer etki yaratan evirip çevrilir ve tekrar sunulur ama bu olay çok farklı. Bence bizim korku sinemasındaki tek eksiğimiz yaratıcılık. Evet.

indir

Elin gavuru dediğimiz insanların oturup belki de hiç olmayacak gelecekler hakkında zibilyon tane fikir üretebiliyorken biz neden yapamıyoruz? Neden hep süregelen geleneklerce korkmaya devam ediyoruz? Televizyonun içindeki kuyudan çıkan uzun saçlı bir kızın yaratıcılarının, sizin ülkenizden birisi olmasını istemez miydiniz mesela? Ya da ne bileyim, illa da kültürsel gidilecekse, Türklerin çok ama çok eski geleneklerine de bakılabilir: Şamanistik ögeler gibi. Gerçi çoğunun günümüzde de devam ettiğini göz önünde bulundurunca, çok da uzaklaştığımızı söyleyemeyiz belki ama yine de daha keskin hatlarla belli olabilir şeyler bunlar zannımca.

Şu yazıda milliyetçilik kasıp ülkeler arası seviye yarışı yapma gibi bir amacım yok ama bu gerçek biraz acı değil mi sizce de? Bazı konularda potansiyelimiz olmasına rağmen hazıra fazla alışmışız; tıpkı korku sinemasında olduğu gibi. Hadi eskiler yine bu konularda biraz daha farklı taraflara yönelebilmiş. Süt Kardeşler örneğindeki gulyabani, Çığlık filmindeki cinayet ya da Karanlık Sular‘daki vampiristik ögeler gibi. Ama günümüze yaklaştıkça bu farklılık gittikçe daralıyor, hemen hemen hepsi tek bir odak noktasında ilerliyor. Wikipedia’ya basitçe “Türk korku sinema filmleri listesi” yazdığınızda özellikle 2010 ve sonrasında neredeyse tek temanın cin olduğunu göreceksiniz. Bu dinsel korkutma bir kontrol altına alma amacı mı yoksa sadece yaratıcı olamamaktan mı bilemem ama daha iyisini yapabilecekken monoton bir çizgide ilerlemek son derece can sıkıcı. Belki de yaratıcılığa kapı açmayan kontroldür tek sıkıntı? Bakın bunu da bilemedim işte.

 

Yerli Korkunun Feci Şekilde Tekrarladığı Klişeler

musallat-2-filmi-konusu

Yukarıda bunlara değinmek bir yana, gelin derli toplu hepsini listeleyelim:

  • Dini tema, dini ögeler: İn, cin falan hepsi dini öge şu noktada. Hatta Samanyolu’nda gördüğümüz görsel efekti unutulan acı çekerek yanmalar ve de ahiret yaşamı üzerine türetilen bilimum konu da din odağında. İnsan istiyor ki biz de kendimizce bir Frankenstein üretelim, duvarlarımızı yırtıp suratımıza fırlayan kara kediler anlatalım. İki saatlik filmin bir buçuk saati arkasındaki ya da göremeyip sadece duyduğu birtakım cinimsi yaratıklardan korkmakla geçen bakışmalardan oluşmasın…
  • İsimlerindeki yetersizlik: Filmin başlığının yetmiyor oluşu açıklanamamasından değil, son derece başarısız şekilde bulunmasından kaynaklanıyor. Biraz daha entellektüel isimler bulunup, sağ gösterip sol vuran başlıklar koyulabilirken Siccin, Elcin gibi benzer şeyler var. Onlar dışında bir de Dabbe: Cin Çarpması ya da Dabbe: Bir Cin Vakası gibileri var. Tamam dayı, anladık, konu cin. Çarpıyor. Acımıyor. Tamam ama…
  • Bakış açısı darlığı: Şu maddenin fikri için araştırmamı destekleyen Ekşi Sözlük kullanıcısı “purple dreamcatcher”a bir selam göndereyim öncelikle. Çok doğru bir tespit gibi geldi. Buna cinsiyetçi bakış açısı denilmiş genel anlamda. İster kadınlara ister de erkeklere uygulanan cinsiyetçilik olsun, sürekli karşı cinse karşı yapılan bu dar görüşlülüğün had safada olması da bayağı bol kullanılan bir husus. En azından rastladığım Türk korku filmlerinin çoğunda böyle. Kadınlar şeytandır esprisinin kullanıldığı komedi korku filmlerini bile katabilirsiniz buna, örneği çok. Seç, beğen, al.

 

Bir Tık Farklılaşabilmiş Türk Korku Filmleri

1385733043230

Sanırım en az etine dolgun madde de bu kısım oluyor. Üzücü ama gerçek. Gerçekler acıdır dostlar… Yine de bu listede sayacaklarımı tahmin edebiliyorsunuzdur, en azından ben öyle düşünüyorum. Bir bakıma hepsi, çekildikleri döneme göre değişik karşılanmış. Çığlık, Süt Kardeşler ve Karanlık Sular‘ı yukarıda saydık ama bunlara ek yapmak gerek. Başarılı ya da başarısız, hiçbir öznel görüş olmadan sadece bir adım daha farklı dala sıçrayabilme yeteneklerine göre belirlenmiş isimler bunlar: Okul, Küçük Kıyamet ve Ada: Zombilerin Düğünü‘nü de araya serpiştirmeli zannımca. Gerek komediye kayan korku gerekse gerçek anlamda ürkütücü ögelerin varlığıyla kendi yıllarının sağ yerine sola sapan yapımları bunlar. Ne kadar başarılılar? Ne kadar kötüler? Ne kadar özgünler? Ne kadar yeterliler? Tabii bunların hepsi tek başına bir tartışma konusu. Ama farklılar mı, bir tıksa bir tık, cevabı: Evet. O zaman teknik açıdan olmasa da değişim açısından başarılı sayabilir miyiz… (Burası Inception-vari bir şekilde sonu okuyuculara bıraktığım kısım işte, kıps!)

Yazar

Geekyapar'ın yeni editoryal işler amiri. Geveze, aşırı heyecanlı, domates surat. Ailenizin mülayim, cep tipi ponçiği. Profesyonel inek. Özel gücü ise role play yazmak. @poncikbruiser

Bir Yorum Yazmak İster Misin?

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.