Ali

Ali

Smith ilk Men in Black’ten sonra sırasıyla bir komplo-gerilim filmi, bir steampunk-western filmi ve bir spor filminde oynamıştı. Kariyerini çeşitlendirmek istediği çok açıktı. O kadar ki, bu uğurda Matrix’teki Neo filmini bile reddetmişti Smith. Siz bunun yapılabilecek en büyük hata olduğunu düşünebilirsiniz; ama Smith’in kariyeri bundan etkilenmedi. Matrix’ten iki sene sonra Muhammed Ali performansıyla Oscar’a aday olmuştu bile. Ali’yle Smith ilk defa bir oyuncu olarak gerçekten ciddiye alınmaya başladı. Bundan sonra da bunun kazara olmadığını gösterecekti herkese.

 

I, Robot

I, Robot

Ali’den sonra Smith kendini bu noktaya getiren iki filme saygı duruşunda bulundu ve üst üste önce Men in Black’e, sonra da Bad Boys’a devam filmleri çekti. Arada Kevin Smith’in başarısız Jersey Girl’inde bir göründü, sonra da karşımıza ilk ciddi bilim kurgu filmiyle çıktı. O sıralar eserleri tekrardan rağbet görmekte olan Asimov’un kısa denemelerinden ilham alınarak çekilen I, Robot; çok mu efsaneydi? Hayır. Ama iyi bir seyirlikti ve izleyen çok az kişiyi salondan pişmanlıkla uğurladı.

 

Shark Tale

Shark Tale

Smith I, Robot’tan sonra her büyük Hollywood oyuncusu gibi bir kez seslendirme yapmayı denedi. O sıralarda ekseriyetle “Pixar ne yapıyorsa biz de yapalım hacı” politikasını izlemekte olan Dreamworks, A Bug’s Life ve AntZ kavgasından sonra “balık filmi” topuna girmiş, Nemo’dan bir sene sonra Shark Tale’i vizyona sokmuştu. Film beğenilmedi, ama maşallahlık bir kadrosu vardı. Smith, Jack Black, Robert De Niro, Renee Zellweger, Angelina Jolie ve hatta Martin Scorsese… Ya hakikaten, nasıl beğenilmeyen bir film yapmayı başardı Dreamworks bu kadroyla?

 

The Pursuit of Happyness

Pursuit of Happyness

Smith’in bir sonraki görevi çok basitti: Ali’yle eriştiği “ciddi aktör” konumunun tesadüf olmadığını göstermek. Bunu da Pursuit of Happyness ile yaptı ünlü aktör. İkinci kez Oscar’a aday oldu ve bu sefer yanında oğlu da vardı. Jaden’ın ilk rolü olan Pursuit of Happyness, eleştirmenlerce çok beğenilmişti. Üstelik işin içinde Will Smith olduğundan, Oscar filmlerinin pek çoğunun aksine baya da sağlam bir gişe yapıp, 300 milyon dolar barajını aşmıştı film. Bir taşla üç kuş anlayacağınız.

 

I Am Legend

I Am Legend

Bu filmi arkadaşlarımla ne zaman konuşmaya kalksam, biraz suratların ekşidiğini görüyorum. Nedendir cidden bir fikrim yok. Belki de en baştan alternatif finaliyle izlediğimdendir, bilmiyorum; ama I Am Legend bence sinematografisiyle, atmosferiyle ve Smith’in performansıyla baya sağlam bir filmdi. Post-apokaliptik film, kitap ve oyunların mantar gibi türediği, zombilerin inceden geri dönmeye başladığı bir dönemde her şeyi usulüne uygun ve yer yer özgün bir biçimde yapıyordu. İyi de bir gişe yapmıştı aslında, ama stüdyo zoruyla eklenen o ilk son, zannediyorum milleti çok bozdu.

 

Hancock

Hancock

Hancock da hakkında çok karışık fikirler olunan bir film. Zannediyorum insanların genel sıkıntısı filmin fikrinin çok iyi olduğu, fakat bu fikrin iyi uygulanmadığı yönündeydi. Aslında Kick-Ass gibi çok iyi fikre sahip olup yine o kadar da iyi uygulanmayan filmlerin dahi çok prim yaptığı bu süper kahraman çağını kaçırmış olmasıydı Hancock’un en büyük problemi. Sizi temin ediyorum, eğer 2008’de değilde 2011’de çıkmış olsaydı, başka bir şekilde söz ediyor olurduk Hancock’tan; eminim…

1 2
Yazar

Yalnız olduğunu düşünen, ama bunun uzun sürmeyeceğini bilen bir adam. Bir gün Kaliforniya'nın yeşillikleri uğruna Arizona'daki evini terk edip gitti, geri dön çağrılarına da kulak vermiyor.

3 Yorum

  1. The Pursuit of Happyness. Gözü dolmayan bizden değildir.
    Seven Pounds bence üstadın ilk 3 fimi arasındadır.

  2. Hitch (Aşk Doktoru diye Türkçeye çevirilmiştir) bu listede nasıl olmaz? Will Smith’in en çok izlediğim filmidir. Seven Pounds da listeye eklenebilecek filmlerden biri bence de..

    Hancock çıkış fikri olarak güzel fakat bu fikirle ne yapacağını bilememiş, başarısız bir filmdi. Bugün aynı şekilde çekilse, yine aynı şekilde konuşulur. Shark Tale öylesine Nemo özentisi bir filmdi ki, adeta spin-off’u gibi duruyodu. O yüzden başarılı olmasına imkan yoktu.

    Diğer filmlerin herbiri ayrı keyifliydi ama Men in Black ve Enemy of the State’i ayrı bir yere koymak lazım, bugün hala o zaman ki tadı verebilen nadir filmlerdir. Independence Day ise herkesin dövercesine eleştirdiği ama bence bilimkurgu diil de bir parodi olarak, bir komedi-aksiyon filmi olarak bakılması gereken bir film. Saçmalıklarına takılı kalmazsanız çok keyifli bir filmdir. I, Robot’u da aynı şekilde değerlendirebiliriz. Asimov’un temel aldığı felsefi fikirleri fazla yüzeysel geçtiği konusunda eleştirebilsek de, sonuçta eğlenceli bir filmdi.

Bir Yorum Yazmak İster Misin?

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.