Çok çabuk: Bir Marvel süper kahramanıyla, bir DC süper kahramanı arasındaki en büyük fark nedir? ‘

Bu soruya verdiğiniz cevap, objektif düzlemde, hangi firmayı tercih ettiğinize göre değişmez. Zira Marvel ve DC, bu tip ezeli kapışmalarda sıklıkla olduğu gibi, iki çok farklı şeyi temsil ederler. Bu iki şey, benzeşir, ama kesişmez. Aynı FIFA v. PES gibi, Sega v. Nintendo gibi, Trek v. Wars gibi, Oasis v. Blur veya aklınıza gelebilecek tüm ikili örneklerdeki gibi: Ortak bir düzlemden çıkan, iki bambaşka dikey yapıdır bu iki şey.

Bir tarafta Marvel, tartışmasız ve soluksuz bir biçimde insaniyeti konu alır. İnsanlık, insanlık hâli ve insan olmanın getirdiği tüm karın ağrıları Marvel’ın merkezindedir. Firma 1960’lı yıllarda, önceki onyıllara damga vuran dokunulmaz süper kahraman arketipinin hikaye olarak daha ayakları yere basan bir hâle gelmesinden feyz alan Stan Lee’nin ellerinde insan ve insana dair hikayeleri, fantastik arka planlarla birleştirerek büyümüştür.

Biraz açalım. 1930’lu yılların sonunda ilk süper kahraman dalgası başladığında, tüm karakterler ya Superman‘di, ya da Superman olmamak için delicesine çabalıyordu. Bu dönemler, DC’nin at koşturduğu yıllardı. Ancak İkinci Dünya Savaşı’nın bitimiyle birlikte, dünyanın gidip kötülükleri yumruklayacak kahramanlara ihtiyacı kalmadı. Çizgi roman okuru, daha ziyade korku fanzinlerine ve tefrikalarına kaydı. Süper kahramanlar da, kelimenin tam anlamıyla, azalarak bittiler.

showcase004_07

1956 yılında, Julius Schwartz’ın önderliğinde DC Showcase #4 isimli bir sayıda The Flash’ı Barry Allen olarak baştan yaratma kararı aldı. Bu sefer, karaktere sırtını bilime dayayan bir orijin hikayesi verilmiş, bugün süper kahramanlarla özdeşleştirdiğimiz pek çok kilit öge yerine konulmuştu. Marvel’da getir götür işleri yapan genç Stan Lee, Schwartz önderliğinde DC’nin yarattığı bu yeni bilim-kurgu süper kahramanlar akımına çok coşmuş olacak ki, eline az buçuk kudret geçmeye başladığı ilk andan itibaren benzer hikayeler anlatmaya başlamıştı. Yalnız tek bir fark vardı. Schwartz sadece hikayeyi daha yere yakın bir yere çekmişti. Lee bununla yetinmedi. Lee aynı zamanda karakterleri de daha bize ait bir düzleme çekti.

Böylelikle DC ve Marvel süper kahramanlarının en büyük farkının temelleri burada atıldı. Marvel’ın süper kahramanları, bizden çocuklardı. Fantastic Four düpedüz kendi içinde sorunlar ve çekişmeler yaşayan bir çekirdek aileydi. Peter Parker okulunda eziklenen genç bir çocuktu. Tony Stark bencil, şımarık ve egoist bir züppeydi. Stephen Strange kendini beğenmiş ve burnu havada bir adamdı. Bruce Banner, zaten, kıyamam, ne süperliği sabitti, ne kahramanlığı. Her birinin şüphesiz en büyük ortak yanı, zaman zaman aynı şeyi sorgulamalarıydı: süper kahraman olmaya devam etmeli mi? Edilebilir mi? Buna kudretimiz, kuvvetimiz, kanaatimiz var mı?

5 Romita Spider Man No More

DC ise öteki tarafta buna hiç düşmedi. Hiç. Marvel çok satmaya başlayıp, DC’yi listelerde aşağıya ittiğinde de düşmedi. Yıllar sonra İngiliz işgali başladı çizgi romanlara. Bir anda etraf, her kalemine sıkıştırdığı karaktere bir şeyler sorgulatan yazarlarla doldu. Alan Moore, Neil Gaiman, Grant Morrison, Garth Ennis, Warren Ellis… Hemen hemen hepsi de DC’nin ağa babalarını kaleme aldılar bir kere. Onlar bile bu çekirdeği değiştiremediler. Hatta bilakis, Moore gibi, Morrison gibileri, karakterin temelinde yatan o yılmazlığı olumlayan işler yazdılar.

DC karakterlerinin her biri, Superman’in 1938’de gerçek ve kurgusal dünyaya bırakmaya başladığı gölgenin altında ikamet ettiler hep. Böylece DC hikayebazları, hiçbir zaman öykülerini en basit çatışma olan “Bunu yapabilir miyim? Kendime güvenmiyorum” üzerinden çıkartamaz oldular. Bir DC karakteri böyle bir iç çekişme yaşayamazdı, çünkü tüm o haşmeti ve gücüne rağmen Superman böyle bir çekişme yaşamıyordu. Gözüyle gezegen delebilen bir adam “ben her gün kalkıp aynı kapkaççıyı durdurmak zorunda mıyım lan” demiyorsa, Barry Allen’a ne oluyor diye sormazlar mıydı adama?

05 Superman

İşte tam olarak bu yüzden de DC yazarları her zaman öykülerinin merkezine yatıracakları çatışmalarını başka yerlerde aramak zorunda kaldılar. Karakterlerin tinlerine indiler. Batman’in psikozları, Barry Allen’ın normal hayatın hızıyla olan ilişkisi, Hal Jordan’ın kibri ve iradesi, Diana’nın azmi, kararlılığı ve gözükaralığı… Böylelikle DC, kırk sene sonunda, bir grup tanrının, ilahın psikolojilerinin büyük kelimeler ve büyük hikayelerle işlendiği bir evren oldu. Onun tam karşısındaki sokakta da Marvel, bir grup olağan insanın, olağanüstü durumlarla yüz yüze kaldığında gösterdiği dirayetin hikayelerine ev sahipliği yapyordu.

Tekrar, çabuk, bir DC süper kahramanıyla, bir Marvel süper kahramanının en büyük farkı nedir?

DC süper kahramanları tanrıdır. Marvel süper kahramanları insan. 

Bunu akılda tutarak, şu fragmanın ilk cümlesini bir dinleyin benim için.

Duydunuz değil mi? İzleyemeyenler için, ben özet geçeyim: “Ben eskiden dünyayı kurtarmak isterdim. Ama sonra bir baktım ki bok gibi yermiş” diyor Diana. DC, tarihinin en önemli üç karakterinden birinin ilk sinema filminin ilk resmi fragmanını böyle açıyor. Ve ben gerçekten çok sıkıldım. Gerçekten, birilerinin bu kadar ısrarla kendi süper kahramanlarını anlamayışından çok yoruldum, ve bilhassa yıldım. “Biz Marvel gibi çoluk çocuk değiliz” diye yola çıkıp, sadece ışığı kapattıktan sonra “Çok karanlık olduk, o yüzden sevmiyosunuz di mi bizi” diye sormalarından ve sorunu bu sanmalarından da çok yıldım. DC’yi Marvel’dan daha olgun yapan şeyin, “karanlık hikayeler” olduğunu sanmalarından da felaket sindim.

Bakın, fragman genel olarak “meh”. Pek çoğunuz da bu cümleyi duyup geçtiniz büyük ihtimalle. Fragmana tutup da bir ulusal ayıp muamelesi yapacak değilim. Düz babam düz bir fragman işte. Çok güzel bazı çekimler var. Güzel göndermeler var. Fragmanın sonundaki şaka biraz garip ve eğreti; ama bunlar değil mesele. Filmin nasıl olup, olmayacağı da değil. Ben gerçekten tükendim. Boğazım falan ağrıyor böyle şeyleri gördükçe artık. Warner Bros bünyesinden bir kişi daha, DC karakterlerini ne kadar yanlış anladıklarını gösteren bir hareket daha yaparsa, gerçekten kapaklanıp ağlayacağım artık.

Kevin-Costner-Man-of-Steel-Jonathan-Kent

Ben şu yazının sekiz yüz ellinci kelimesinde, bu cümlenin neden problematik olduğunu anlatmak istediğime emin değilim. ama müsaadeniz varsa, yine de deneyeceğim: Bu Wonder Woman’a yakışan bir laf değil. Bu DC’nin herhangi bir kahramanına yakışan bir laf değil. Çünkü onlar ilah. Onlar kurşun geçirmez, süper hızlı, süper güçlü, zamanı bükebiliyor, uzayı delebiliyor. Onlar Amazon, onlar Kriptonlu, onlar intergalaktik polis, onlar Speed Force muhafızı. DC bu dakikaya kadar bu karakterleri, kelimenin tam anlamıyla “bu görevi yapabilir miyim bilemiyorum Altan, bilemiyorum”‘dan başka HER ŞEYİN üzerine inşa ederken, herhalde sarhoş değildi.

Çünkü Peter Parker varlığı ve göreviyle ilgili bir sorgulama yaşarsa, kostümünü çöpe bırakır, okuluna geri döner.

Themyscira’lı Diana varlığı ve göreviyle ilgili bir sorgulama yaşarsa, tiran olur. Tanrı-kraliçe olur. Fetih başlatır. Hükmeder. Edemiyorsa da, denerken ölür.

Çünkü o kudretteki mitolojik karakterler nöbet yerlerini sorgularlarsa, ellerinde bulunan güçle birlikte gidip akşam evde patates pişirmeye dönmezler. Onlar bir kez sorgulamaya başlarlarsa, tüm düzeni karşılarına alırlar, ve tüm düzeni yıkabilecek güçte oldukları için, düzen onlara ayak uyduruncaya dek fethe başlarlar. Mark Millar bunu müthiş anlamıştı mesela. Superman: Red Son’ı yazarken düşündüğü şey de buydu. Hakeza, hepinizin çok yanlış yerinden tutunup sevdiği ve Snyder dingiline boşu boşuna prim vermenize sebep olan Injustice de bunun tespitini harika yapmıştı.

Tanrılar düşerse, tüm dünya sarsılır.

injustice-superman-kills-joker

Warner Bros ve DCEU ekibi bunu ısrarla anlamayıp, bütün titanlarına –şükürler olsun ki Batman hariç– üniversiteye giderken bir yandan da süper kahramanlık yapmaya vakit bulamayan banliyö çocuğu muamelesi yapmaya devam edecek anlaşılan. Buyursunlar. Superman Superman’liğini sorgulayıp, babasıyla komün yapsın, manitasından tavsiye alsın. Diana “Aah ah, eskiden ne kadar naiftik kahraman falan olmak istiyoduk” desin. Aquaman’i de getirin o da bari, “Allah kahretsin, tacımın ağırlığı” falan diye ağlasın Shakespeareyen triplerle.

Ama bari bunu yapacaksanız, bu karakterlerin gücünü de iyice kısın. Superman mesela kurşun geçirmez olmasın. Uzaylı da olmasın. Diana’nın uçuşunu falan kapatın. Batman o kadar iyi tekme atamasın mesela. Flash biraz yavaş koşsun. Green Lantern tam böyle istediği şekli yapamasın. Normal insana iyice yaklaşsınlar. Her birinin sivil karakteri esas kişiliği, süper kahraman kişiliği de alter ego’su olsun. DC standardının tam tersi yani.

Hayır madem mesnetsizce Marvel olmaya çalışıyorsunuz, bari tam olun da, arada derede kalmış bir şey izlemeyelim.

Yazar

Geekyapar'ın yazı işleri şövalyesi. Uluslararası İlişkiler okudu, okula girmeden önce yaptığı işi yapıyor. Küçükken "Büyüyünce ne olmak istiyorsun?" diyenlere yazar diyordu. Tüm internette bulmak için: @acyberexile.

Bir Yorum Yazmak İster Misin?

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.